​Waldorf yaklaşımına eleştirel bir bakış | Gözde Akoğlu

Sitemizde yazdığımız, anlatmaya çalıştığımız yaklaşımlardan biri de Waldorf akımı. Henüz sizin bir fikriniz yoksa bu konuda, anasayfamıza dönerek, Waldorf  felsefesi hakkında bilgi edinebilirsiniz.Türkiye’de çok fazla bilinmeyen bu yaklaşım ile biz de bu yıl tanışma fırsatı bulduk. Waldorf çocuğa yaklaşımı,kendi felsefesindeki tutarlılığı ve uygulamaları ile oldukça etkileyici. Ancak aklımda bazı soru işaretleri de yok değil. Bu yazım, çocuklarla etkileşimleri inceleyen, farklı akımları merak eden biri olarak, Waldorf gibi bir duayenin yanında , daha yolun çok başındaki bir karınca olarak, naçizane bir eleştiri yazısı (
Waldorf genel olarak sakinlik,duyarlılık temalı bir yaklaşım. Çocuklar her sabah okula geldiklerinde, bir çeşit bitkisel yağ sürünerek karşılanıyorlar. Daha sonrasında da, gün içerisinde, sınıfta sürekli tütsü ve çeşitli kokular yakılıyor. Fikir oldukça hoş. İçeri gelen herkese ister istemez bir sakinlik çöküyor. Enerjilerini asla bitiremeyen afacanlar için uygun bir farkındalık anı hazırlıyor. Genel felsefeye de oldukça uygun bir uygulama. Ancak sınıfın içindeki kokuyu öğretmen tek başına seçiyor. Bazı kokuları hiç ama hiç sevmeyen çocuklar olabilir. her birey ayrı zevklere sahiptir ve sırf bu kokular sebebiyle okuldan soğuyan çocuklar olabilir. siz iş yerinizde istemediğiniz bir kokuyu sürekli solumak ister misiniz? Ya da benim gibi üst solunum yolları ve koku algısı biraz daha hassas olan tipler, bu durumdan oldukça rahatsız olabilir, kokuyu sevmemenin ötesinde. Küçük ve hassas bedenlere daha da dikkat edilmesi gerekir.

Okulda yemek olarak hazmı kolay, ağırlık yapmayacak besinler veriliyor. Haşlanmış hatta çoğu zaman çiğ sebze,buğday ekmeği,meyve ana yemekler. Evet, bunlar ana yemekler ( kulağa oldukça garip geliyor değil mi? Bizim gibi, çocuğu okula geldiğinde ilk sorduğu sorusu ‘Bugün okulda ne yaptın? Ya da ‘Neler öğrendin?’ yerine ‘Bugün okulda ne yedin?’ olan bir toplumda, bu beslenme menüsü  muhtemel itirazlar getirir. İnsan için en önemlisi çocuğu ve temel ihtiyaçlarıdır çünkü. E temel ihtiyacını karşılamıyor diye algılarsa aile, bir çocuğun Türkiye’de böyle bir okula gitmesi çok uzun sürmez. Türkiye uyarlamasında, alternatif olarak menüye, haşlanmış et eklenebilir.

Yemekte ve de gün boyu rezene çayı ikram ettiler bize sunumda. Okullarda gerçek uygulamada da öyle mi bilmiyorum ama rezene çayı mükemmel bir şey! Sakinleşmek istediğiniz anlarda, doğal bir dinginlik veriyor. Yarım bardağı bile oldukça etkili. Çocuklar böyle sakinleştirici şeyleri yiyip içtikten sonra hala koşup oynamaya devam ediyorlarmış ama daha bilinçli olarak. Dinginlik halinde oyunlarını sürdürüyorlarmış. Çocuklarda enerji bitmez tabii ( yetişkinlerin de , fırtınalar kopan fikirleri arasında bir liman görevi görebilir rezene çayı. Alternatif içecekler var tabii yetişkinler için ama rezene de bir seçenek olarak kenarda dursun 😉

Günlük etkinlik akışı içerisinde mutlaka masal anlatımı var. Bu beni çokça etkiledi çünkü masal ya da hikaye anlatılmıyor, çocuklarla birlikte canlandırılıyor. Birlikte üretiyorlar, değiştiriyorlar. Çocuklar bir şekilde kendi hikayelerinin kahramanı ya da yazarı oluyorlar. Böyle çocukların,özgüvenlerinin gelişeceğini,sosyal hayatta kendilerini doğru ve daha iyi ifade edeceklerini söylemeye gerek yok sanırım. Bu etkinliğin başka ve önemli bir katkısı var ki o da dil gelişimi. Her anlatımda bilgi birikimleri artacaktır. Kullandıkları kelimeler değişip gelişecektir. Hayal dünyaları zenginleşirken, üretmenin keyfine varacaklardır. Mimik ve ses tonlarının kullanımı, ifadenin gücünü keşfedeceklerdir. 

Waldorf, aile katılımını da oldukça önemsiyor. Ailenin görevlerinden biri, sırası geldiğinde, okula kendi ürettiği bir yolla katkı sağlamak. Örneğin, bir annenin her çocuğa battaniye örmesi,okulun duvarlarının boyanması gibi. Fikir çok güzel olsa da, uygulamak için en azından 50 yıl kadar geriye gitmek şart sanırım. Sürekli koşuşturan, çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlamak için para kazanan ve tüketim toplumuna hizmet eden ailelerin, bu boyutta bir katkı sağlamaları oldukça zor. Katkı boyutu belki daha azaltılırsa,gerçekleştirilebilir. Gerçekleşirse böyle katkılar, aile , okulla tam bir bütünlük sağlayacaktır. Okul , aile için başka bir boyuta taşınacaktır. Aslında böyle uygulamalar, küçük köy ve kasabalarda hala mevcut ama İstanbul’un ortasında, hayal etmesi güç geliyor.

Genel olarak Waldorf harika fikirlere sahip olsa da, biraz günümüzde zor gibi geldi bana. Çouklarımıza dinginliği öğretmeliyiz. Bir durup,sakin kalabilmeyi,sorgulamayı ve fütursuzca ordan oraya koştururken, gerçek uyumu sorgulatmalıyız. Waldorf, bu haliyle biraz fazla gibi geldi, ancak yeniden uyarlanırsa, dinginliği unutmuş nesiller için ilaç gibi gelebilir.

Son notum, rezene çayı ile beni tanıştıran tüm arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler ( Yaklaşık  2 haftadır dengelenemeyen düşüncelerim ,biraz olsun durup sakinleşebildi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir