Sumru Özsoy ile Röportaj | Selen Yavuz

​Türkiye’deki işitme engellilerin sayısı rapordan rapora değişiyor. Birleşmiş Milletlerin raporuna göre Türkiye’de 2,5 milyon işitme engelli birey yaşıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 1998 yılındaki raporuna göre ise Türkiye’de 400.000 işitme engelli birey yaşıyor, bunların 120.000’i çocuklar ve sadece 7.000’i okula kayıtlı.  

http://turkisaretdili.ku.edu.tr/en/tid.aspx
Boğaziçi Üniversitesi’nde işaret dili ve yapısı üzerine araştırmalar yapan ve dersler veren çok saygıdeğer Sumru Özsoy ile işaret dili ve Türkiye’deki işitme engelli bireylerin karşılaştığı sorunlar üzerine bir sohbet etme şansı bulduk. 

Bildiğim kadarıyla Türkiye’de ulusallaştırılmış ortak bir işaret dili yok, bu konuyu biraz açabilir misiniz?
Şöyle söyleyeyim, Türkiye’de ortak bir işaret dili yok varsayımı yanlış olur. Ortak bir işaret dili var. Nasıl ki Türkçemizde ağız farkı varsa, işaret dilinde de ona benzer yöreden yöreye ya da kişinin eğitim düzeyine bağlı olarak değişen işaret farklılıkları olabiliyor. Ancak bu işaret diliyle anlaşan iki kişi arasında bir sıkıntı çıkarmayacaktır. Bununla ilgili hep şu örneği veririm mesela “bardacık” desem bilir misiniz? 
Hayır bilmiyorum, nedir?
Ege yöresinden gelseydiniz bilirdiniz mesela. İncir demektir. Ama bu Egelilerle anlaşamayacağımız anlamına gelmiyor değil mi? 
Türkiye’de işitme engelliler için öğretmen yetiştiren lisans/mastır/doktora programlarını barındıran Anadolu Üniversite’sinde öğretmenlere işaret dili öğretilmediğini biliyoruz. 

Bu bahsettiğiniz eğitim sistemi içinde kabul edilemeyecek bir durum bunun farkındayız. Geçtiğimiz seneye kadar işitme engelli öğrencilere eğitim vermek üzere yetişen öğretmenler 4 senelik lisans ve takibindeki süreçte hiç işaret dili öğrenmiyorlardı. Bunun çok yanlış olduğu çok uzun yıllardır söyleniyor ancak her programın kendine özgü bir yöntemi vardı. Ancak şimdilerde YÖK bu duruma el attı ve en azından şimdi işitme engelliler öğretmenliği okuyan öğrenciler için lisans kapsamında bir sene süresince işaret dili dersi alacaklar. Gelin görün ki, bir yabancı dili yoğun hazırlık programlarında bile yalnız İngilizce üzerine yoğunlaşıp bir senede öğrenmek zordur. Siz İngilizceyi bir senede mi öğreniyorsunuz? İlkokuldan başlayıp hazırlığa kadar her sene İngilizce görüyorsunuz ve hala tam olarak öğrenemeyebiliyorsunuz. Ama hiç olmazsa bir yıl başlangıç 

Benim YÖK’te çalışırken kendi deneyimimi paylaşayım. İşitme engelliler okullarından birine ziyarete gittiğimde hiç tahmin etmedim işaret dili bilmiyor olabileceklerini. Oradaki bir öğretmenden öğrendim ki Anadolu Üniversitesinin işitme engelliler için öğretmen yetiştiren bölümünden mezun olup atanmışlar ve işaret dili bilmiyorlar. Kendisi “Sınıfa girdikten 20 dakika sonra son dört senemi çöpe attığımı gördüm.” dedi. Ben de durumu orda anlamıştım. Şimdi en azından YÖK bunu gerekliliğini kabul etti ve bir sene boyunca derslere ek olarak işaret dili öğretilecek. 
Bu noktada uygulama farklılığından ötürü Anadolu Üniversitesi yıllardır programında işaret diline yer vermedi sanıyorum ki. Yani çocukların konuşturulması desteklendiği için ve işaret dili öğrenmenin konuşmaya engel olacağı düşünüldüğü için böyle bir durum ortaya çıkıyor. 

Evet, işitme engellilerin eğitimi üzerine batı yöntem açısından ikiye ayrılmış durumdaydı. Bunlardan bir tanesi işaret dilinin kullanımı, diğeri de oralist dediğimiz işitme engellilerin konuşturulması üzerine olan yöntem. Anadolu Üniversite’sinin yöntemi oralist yöntem üzerine kuruluydu. Ancak şimdi bütün eğitim sisteminde kabul edildiği gibi bütüncül bir yaklaşım izlenilmeye çalışılıyor. Konuşabilen işitme engelli öğrenci de işaret dilini kullanan öğrenci de bu sistemin içinde yer alabilmelidir. Ayrıca konuşmak için sarf edilen zaman ve enerji aktarımı yavaşlattığı durumda işaret dilinin kullanımı büyük önem taşıyor.

Bizim üniversitemizde işitme engelli öğrenci var mı ve onlara ne gibi kolaylıklar sağlanıyor?
Bilmiyorum farkında mısınız ama işitme engelli öğrencilerin 4 yıllık bir bölüme girme oranları çok çok çok düşük. Zaten bu öğrenciler de genellikle Anadolu Üniversitesinin İşitme Engelliler Entegre Yüksek Okulu’nu tercih ediyorlar. Bizim üniversitemizde şimdiye kadar 2 ya da 3 tane oldu. Benim tanıştıklarımdan bir tanesi 14 yaşından sonra yüksek bir yerden düştükten sonra işitme engeline sahip olmuş ve o zamana kadar dili oturtmuştu tabi ki. O kulaklıkla işitme sorununu çözebiliyordu. Bir de doğuştan işitme engelli bir öğrencimiz var. Kendisinin hikayesi biraz enteresan, kendisi bir toplantımızda bahsettiği için anlatıyorum. Kendisiyle muhabbet ettiğinizde işitme engelli olduğunu anlamıyorsunuz katiyen, çünkü ikizi kendisini rahat bırakmıyormuş. İkizi kendisine iyice öğretmiş her şeyi. Bütün ailesi çok yardımcı olmuşlar ona. Şimdi düşünün ÖSS gibi bir sınava girip Boğaziçi’ni kazanabilmiş. 
Bildiğimiz gibi dilin kazanıldığı kritik bir zaman var, işaret dilinin desteklenmediği durumlarda dil ve her şeyin bir anlamı olduğu bu çocuklara nasıl anlatılıyor? İşitme engelli çocuklarda kelime ve kavram şemaları nasıl oluşuyor? 
İşitme engellileri iki sınıfa ayırma gerekiyor. Bunlardan bir tanesi işitme engelli anne babaya doğan işitme engelli çocuklar, diğeri işiten anne babaya doğan işitme engelli çocuklar. Baktığınız zaman ilk bahsettiğim çocuklar şanslı, çünkü dilin var olduğu bir ortama doğuyorlar. Ailenin eğitim ve sosyo-ekonomik gelir düzeyine bağlı olarak, gelişim gösterebiliyor ve doğduğu andan itibaren işaret dilinin kullanımı tetikleniyor. Esas şanssız olanlar ikinci bahsettiğim çocuklar oluyor. Bu durumlarda, maatteessüf, aile bilmediği için çocuklar okula gidene kadar home-sign dediğimiz çok kısıtlı bir sözcük dağarcığı içeren bir yöntemle anlaşıyorlar. Bildiğiniz gibi sözcük dağarcığının kısıtlı olması da çocuğun bilişsel gelişimine engel oluyor. Okula gidene kadar dilsel bir girdi alamıyor çocuk. Eğer işitme engelliler okuluna giderlerse, okulda öğreniyorlar işaret dilini. Her okulun kendine özgü bir işaret dili var, öğretmenler bilmiyor ancak çocuklar kendi aralarında çok güzel anlaşabiliyorlar. Şimdi MEB birinci sınıftan üçüncü sınıfa kadar işitme engelli öğrenciler için işaret dili dersi koydu. Hatta derste kullanılacak bir işaret dili kitabı çıkardı. Ancak onun da uygulamasında hala sorun var. Şöyle ki, işaret dili dersini verecek öğretmenler yazın 3 ya da 4 haftalık bir seminere katılıp birtakım işaretleri öğreniyorlar. Ancak cümle kurmayı ve dilin yapısını öğretmek için işitme engelli bir öğretmen almak gerekiyor. Burada da sorun şu ki, Türkiye’de hiçbir engellinin öğretmen olarak ders verme ehliyeti yok. Bu noktada da işitme engellilere tanınacak uzman öğretmenlik gibi bir durumdan söz ediliyor ancak MEB bunu devreye soktu mu bilmiyorum. Ancak şimdi hiç olmazsa bir ders kitabı çıktı, ilk uygulama yapıldı. En azından bir ilk adım var.
Bizler okul öncesi öğretmenleri adayları olarak mesleğe başladığımızda gerek azınlık öğrencilerle dil farkını nasıl aşabiliriz ve okullarımızda işitme engelli öğrencilere nasıl yardımcı olabiliriz?
Eğer MEB’e atanacaksanız her kurumun belli kuralları var. Siz bu kurallar içinde kendi sorumluluklarınızı bilerek ve özveriyle yaklaşmalısınız. Bir tarih öğretmenine kurum bu kitabı okutacaksınız dediğinde, bunu genişletmek öğretmenin kendi sorumluluğundadır. Bahsettiğiniz iki farklı grubun eğitimi farklı olmalıdır haliyle. Batıda kaynaştırma eğitime başvurulduğu için burada da o uygulanıyor. Avrupa’da eğitim sistemlerinde de farklı uygulamalara gidilebiliyor. Engelli bir öğrencinin bulunduğu kaynaştırma sınıflarda iki öğretmenin birlikte çalışması gibi. Ancak her dersi işaret diliyle anlatabilecek öğretmen bulmak her zaman çok kolay olmayabiliyor, o zaman da sınıfta bir çevirmen bulunması gerekiyor. Batı kendi eğitim sistemine kaynaştırmayı entegre edebiliyor, bakalım Türkiye’de de ders için ilk adımlar atıldı. Umarız uzman öğretmenler de yetişecek. Bu alanda duyarlılığı olan öğretmen adaylarının kendilerini ona göre yetiştirmesi gerekiyor. Bizim okulumuzda 2 dönem işaret dili dersleri açılıyor. İsteğe göre 3. kuru da açıyoruz. Bir dili öğrenmenin yolu pratikten geçer elbette. Bunun için işitme engellilerin dernekleri ve kafeleri var. Aklıma gelenlerden bir tanesi Beşiktaş’taki Dem kafe. Kendisini geliştirmek isteyen öğrenciler buralardan insanlarla tanışıp pratik yapmalıdır.
Türk işaret dilinde fizik, kimya, tarih gibi akademik terimleri aktarabilecek işaretler yok. Bu terimleri de dile katacak olanlar yine dilin kendi kullanıcıları olmak durumunda. İyi eğitim almış öğrencilerin özel eğitime yönelmesi çok önemli. Okulumuzda da görebileceğiniz gibi, umarız üniversitelerdeki sayıları daha da artar, görme engelli öğrenciler ÖSYM gibi bir sınava girip üniversiteyi kazanabiliyorlar. Ancak işitme engelli öğrencilerin bu üniversiteyi kazanabilme sayıları bir elin parmaklarını geçmez. Özellikle bu çocukların eğitimine yönelmek çok önemli. 
Dil farklılığı yaşadığınız azınlık öğrencilerinin eğitimde ise ilk adım Türkçe’yi onlara öğretmek olmalı. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir