KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ ÜZERİNE KİTAPLAR

Türkiye ve dünyada kadınlar yüzyıllardır, ikinci sınıf vatandaş, sadece erkeğe hizmet etmesi için var olan kişiler olarak görülmeye devam ediyor. Her geçen gün artan şiddet ve istismar olaylarının temelinde, erkeğin daha güçlü daha iyi ve kadına karşı her şeyi yapabilir algısı yatıyor. Oysa ki, hiçbir erkek kendini üstün görerek doğmuyor. Tüm bu düşünceler doğumdan sonra edinilen kalıplar nedeniyle gelişiyor ve topluma yansıyor. Erken çocukluk döneminde erkek çocuklarına kadın ve erkeğin eşit ve özgür bireyler olarak toplumda yaşayabileceklerini anlatabildiğimiz zaman, kız çocuklarına da erkeklerle eşit olduklarını, eşit imkanlara sahip oldukları için de ‘ben yapamam’ demeyip, cesur olmaları gerektiğini öğretebilirsek ,büyüyüp yetişkin olduklarında birlikte toplumu değiştireceklerdir.

Bu yazımızın başlığı altında sizler için derlediğimiz , kız çocuklarını bilinçlendirip cesaretlendirecek, erkek çocuklarının sağlıklı bakış açılarını oluşturmasını sağlayacak kitapları tanıtacağız. Maalesef ki bu bakış açısı ile hazırlanmış kitaplar çok az. Türkiye ve dünyada yayınlanmış kitapların %90’ında erkek çocuk ana karakter. Kız çocukları yan rollerde ve genelde erkek çocuğuna yardımcı nitelikte. Umuyoruz ki yakın zamanda bu tablo değişir. Bu değişim, çocuklarımız sayesinde bizim elimizde!

İlk kitabımız Külprensi. Bildiğimiz Külkedisi kalıplarını unutun! Yazar Babette Cole klasiköykümüzü alıp, erkek egemen olmayan bir dünyada yorumlamış. Yazar masaldaki tüm kadın rolleri erkek, erkek rollerini kadın yaparak topluma müthiş bir eleştiri, çocuklar için yeni ve harika bir masal ortaya çıkarmış. Kitabı kız ve erkek çocuklar ile okuyup, onların yorumları ile beraber kadın erkek rollerini tartışmanızı, sorgulatmanızı öneriyoruz. Bu kitap sayesinde, bildikleri bir masalın farklı yorumlarını görerek, bakış açıları genişleyecektir.

Bu yılın başında vefat eden İngiliz yazar Babette Cole,  Kent İnstitute of Art and Design mezunu başarılı bir yazar ve çevirmendi. 70ten fazla eseri ve bir televizyon yayını var. Kendisi hakkında daha ayrıntılı bilgiyi kişisel internet sitesi  http://babette-cole.com/ ‘dan edinebilirsiniz. Kitap Kuraldışı Yayıncılık’ın Türkçeye kazandırdığı bir eser. 5-6 yaş için uygun bulduğumuz bu eseri, daha küçük yaşlar için de kısaltarak okuyabilirsiniz.

 

Diğer kitabımız Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler. Kitap, dünyayı etkileyen en önemli kadınların birer sayfalık hayat hikayelerinden oluşuyor. Çok farklı mesleklerden, farklı hikayelere sahip, zorlukları yılmadan aşmış ve hatta aşmaya devam eden, kendi alanlarında en iyi işleri yapmış 100 kadının arasında, tarihteki ilk bilgisayar programının yazarı Ada Lovelace, ressam Frida Kahlo, 1998 doğumlu mülteci bir yüzücü olan Yusra Mardini, astrofizikçi Margherita Hack gibi isimler var. Bir erkek tarafından kurtarılmayı bekleyen prenses masalları yerine, gerçek hayattan kahramanların hikayelerini çocuklarınıza okumanızı, çocuğunuzun sağlıklı sosyal duyusal gelişimi için öneririz. Bu gerçek hikayeler sayesinde kız çocuklarının kendilerine güveni artacaktır. Sürekli gördüğümüz ve bildiğimiz erkek yöneticiler ya da ön planda olan erkeklerin haricinde, hayatta pek çok şeyi başarmış kadınların olduğunu bilmek, kız ve erkek çocuklarının kadınlara olan bakışını geliştirecektir. Böylece neden kadınların da erkekler kadar ön planda olmadıklarını sorgulayacaklardır.

 

Kitabın yazarlarından Elena Favilli çocuklar için ilk iPad dergisini çıkaran, U.C Berkeley mezunu bir gazetecidir. Diğer yazarı Francesca Cavallo yazar ve tiyatro yönetmeni. Uluslararası Sürdürülebilir Hayal Gücü Festivali’nin kurucusu, yenilikler peşinde koşan bir kadın. Kitapları için şöyle diyorlar ;

“Kızların önlerindeki engelleri anlamaları önemli. Ama bu engellerin aşılabileceğini bilmeleri de bir o kadar önemli. Yalnızca bunların üstesinden gelebilecekleri bir yol bulmakla kalmayacak, arkalarından gelenler için de bu engelleri kaldıracaklar, tıpkı buradaki büyük kadınların yaptığı gibi.”

 

Diğer kitabımız Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan? Bu kitabımız da, Külprensi gibi, var olan bir masalın değiştirilmesiyle ortaya çıkmış. Kırmızı Başlıklı Kız Masalı’nın ana karakteri Kırmızı Başlıklı Kız masala göre, ormana yalnız başına gider ve başına istemediği şeyler gelir. Masalın sonunda kurt hem ninesini hem de Kırmızı Başlıklı Kız’ı yer. Bu masal, kız çocuklarını, sokağa özgürce çıkabilmeleri konusunda tereddüte düşürür. Başına kötü şeyler gelen kız çocuğu, masalı okuyan kız çocuklarının endişelendirir. Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan? İse, hikayeyi tekerleme tadındaki dil oyunları ile tersine çeviriyor. Kitapta, küçük kurtçuğun ormanı kullanarak varmak istediği yere nasıl gideceğini annesi ile tartışmasına tanıklık ediyoruz. 4-5 yaş için önerdiğimiz kitabımız ile keyifli okumalar!

Kitabın yazarı Sara Şahinkanat, Boğaziçi Üniversitesi Mütercim ve Tercümanlık Bölümü mezunu. İngilizce olarak da yayınlanmış 7 kitabı var. YKY’den çıkan bu güzel kitabın görsellerinin altında ise Ayşe İnan Alican’ın imzası var

.

 

* Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler, Elena Favilli ve Francesca Cavallo, çev. Deniz Öztok, Hep Kitap, Mart 2017.

 

Zerrin Doğança Küçük ile Röportaj

STEM ( Science – Technology – Engineering – Maths ) bilim temelli bütüncül bir eğitim modeli. bu model ile çocuklar gerçek hayatta karşılaştığımız problemlere portatif çözümler üretiyorlar. Klasik eğitim modellerinin ötesinde, ürettikleri ürünün her adımında aktif rol alıyorlar, deneyimleyerek öğreniyorlar. Boğaziçi Üniversitesi Temel Eğitim Bölümü hocalarından, aynı zamanda Bahçeşehir Üniversitesi STEM merkezi yardımcı direktörü Zerrin Doğança Küçük ile STEM üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Keyifli okumlalar !

İlk olarak kendinizi tanıtmanızı isteyeceğim.

Merhabalar! Ben Zerrin Doğança Küçük. BAU STEM’de yardımcı direktörüm. Boğaziçi ilköğretim matematik öğretmenliği, yan dal olarak da fen bilgisi öğretmenliği mezunuyum. Mezun olduktan 1 yıl boyunca bir özel kurumda lise ve ortaokul seviyesinde matematik öğretmenliği yaptım. 1 yılın ardından Boğaziçi’ne geri döndüm. Hedefim her zaman akademiye dönmekti.  Boğaziçi’nde ilköğretim bölümünde yüksek lisansa başladım. İlköğretim bölümünde o zamanlar ilköğretim matematik, fen bilgisi öğretmenliği ve okul öncesi öğretmenliği vardı. Okul öncesi ile ilk tanışmam burada oldu. Yüksek lisans yaparken pek çok alanda okul öncesi ile beraber çalıştık. Daha sonra master ve doktoramı Boğaziçi’nde çevre enstitüsünde yaptım. Şimdi öğretmenlik ile çevre bilimlerini ilk olarak bağdaştırılmıyor . hatta master hocalarım biz burada deney yapıyoruz araştırma yapıyoruz çevre ile uğraşıyoruz sen ne yapacaksın diye sordular. Ancak şöyle bir durum var, çevre enstitüsü doğa ile bilim ile çalışıyor, fen bilgisi ve matematikle uğraşıyor e eğitim de bir bilim. Biz bu bilimleri birleştirebiliriz diye anlattım. İkna ettim. Eğitim fakültesinden çevre bilimleri enstitüsüne master ve doktoraya kabul edilip mezun olan ilk kişi benim. Sonrasında ilgisi olan başka kişiler de bu yoldan devam ettiler. Daha sonra doktora sonrası çalışmalarım için Boğaziçi’ nde ilköğretim bölümünde devam ettim. Burada Ebru Muğaloğlu ile çalıştık. Ebru hocam okul öncesine fen ve matematik dersleri veriyordu. Sonrasında Bahçeşehir Üniversitesi’ne STEM merkezi kuruluyordu ve ben de buraya dahil oldum.

STEM ile nasıl tanıştınız ? Doğa bilimlerinden biraz farklı bir alan aslında STEM

STEM doğa bilimlerinden biraz daha farklı, evet. STEM, İngilizce bir kısaltma. Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematiğin kısaltması. Mühendislik hariç hepsi okul müfredatlarında var. Mühendisliği de içine alması ve bu dört temel bilimin birbiriyle bütünleşerek işleniyor, üretiliyor olması benim ilgimi çekiyordu. Bütünsel oluşu, süreçte yaşayarak, her adımını deneyimleyerek çocuğun yeni bir ürün oluşturması zevkli bir eğitim süreci oluşturuyor. Geleneksel eğitim anlayışından uzak, öğretmenin sadece destekleyici olduğu ama müdahale etmediği bir ortamda çocuklar üretim yapıyorlar. Hata yapıyorlar, düzeltiyorlar, araştırıyorlar… Süreç gelişiyor ve kendileri ürün üretiyorlar. Özellikle okul öncesinde bu bütünsel süreci daha net yapabiliyoruz çünkü ana okulunda herhangi bir branşa ayrılmıyor çocuklar. Bir öğretmen tamamen bütünsel yaklaşmak zorunda kalıyor bir anlamda.

Peki STEM’in Türkiye serüveni hakkında neler söylemek istersiniz ?

STEM Amerika’da doğuyor. Ciddi bir devlet desteği alıyor. Hatta belki hatırlarsınız Obama’nın videoları vardı, okullara gidiyordu, süreci izliyordu. Ciddi önem veriyorlar. Bunun sebebi de, aslında bilim insanı olmayı, Amerikalılar tercih etmiyor. Mühendisleri , bilim insanları genel olarak beyin göçü ile Amerika’ya yerleşmiş insanlar. Bize bakıldığında da durum tam tersi. Bizde mühendis çok ama üretim yok. Türkiye’de STEM bu durumu değiştirmek, eğitim kalitesini artırmak, üretim yapabilmek için buraya geliyor. Türkiye’ye gelişi de Sencer Hoca ( Sencer Çorlu ) ile oluyor. Sencer Hoca 2004’de Amerika’dan doktora derecesi ile mezun oluyor. Teksas’ta aynı BAU STEM’de kurduğumuz gibi bir merkezde çalışıyor. Öğretmenlerin aktif olarak STEM uygulamalarına katıldığı bir merkezde çalışıyor.  Amerika’da bir yanda bunlar olurken, Türkiye’de durum farklı tabii arada eğitim anlayışı açısından büyük farklar var. 2004’te Türkiye’ye döndüğünde bir konferansta STEM’i anlatıyor. Sonra Stem fikri yayılıyor ve o günden beri gelişmeye devam ediyor  Türkiye’de.

Bizim hedeflerimizden biri, bütünleşik öğretmenlik modelleri oluşturmak. Biz Stem eğitimi uygularken, tüm branşların birlikte çalışması gereken bir alan kuruyoruz. Bir matematik öğretmeni ve fen bilgisi öğretmeni , ürün oluştururken beraber çalışmalı. Branşlar birbirinden destek almalı. Biz bunu sağlamaya çalışıyoruz, bütünleşik öğretmen modeli ile.

Erken çocuklukta STEM eğitimi nasıl oluyor ?

Stem, kısaltmasındaki temel bilimlere uygun uygulamaları okul öncesi çağda adım adım uyguluyoruz. Mesela çocuklara bir hikaye içerisinde temel bir problem sunuluyor ve çocuklar da buna bir çözüm üretmeye çalışıyorlar. Temelinde süreç bu. Problemi çözebilmeleri için STEM içeriğindeki tüm alanlara ihtiyaçları oluyor. Feni, teknolojiyi, bilimi, mühendisliği birleştirerek bir çözüm üretiyorlar. Süreçte öğrendikleri kelimeler ile sonra bunu aktarıyorlar. Örneğin tüm bunları anlatırken kullandıkları ‘portatif’ kelimesi aileleri çok şaşırtıyor ya da çocuğum bu yaşta barajın nasıl çalıştığını nasıl anlıyor diye şaşırıyorlar. Şuana kadar, biz bir özel kurumla program geliştirdik. Bu programı Boğaziçi’nden öğretmen adayları ile Stem merkezinde hazırladık. Bu özel kurumun farklı illerdeki okullarında program uygulandı. İlk önce öğretmenler ile çalıştık. Stem nasıl uygulanabilir ? Süreçte öğretmenin rolü nasıl olmalı gibi. Sonrasında onların deneyimleri ile temalar tasarladık. Bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik temelinde olan bu temalar çocukların dünyasına uygundu. Bu temalarda çocuklar aslında bu temel bilimleri en basit halinde öğrenmeye başladılar. Çocuklar süreci kendileri oluşturdular, kendileri ürün oluşturdu.

Ayfer Gürdal ile Röportaj

Uzun zamandır çocuk kitapları yazan, aynı zamanda da Boğaziçi Üniversitesi Temel Eğitim Bölümü’ nde çocuk edebiyatı dersi veren Ayfer Gürdal ile, erken çocukluk ve edebiyat üzerine bir söyleşi yaptık. Keyifli Okumalar !

  • Çocuk kitapları ile ilgilenmeye ne zaman başladınız ? bu süreçte etkilendiğiniz, sizi motive eden kaynaklar neler oldu ? ( hayatınızdaki değişimler, etkilendiğiniz yazarlar vs. )

 

İlk çocuk kitabımı yazma dürtüsü kızım Zeynep’e okuduğum kitapları beğenmemem ve yurt dışındaki kitaplara imrenmem ile başladı. 1996 yılında ilk çocuk kitabım Doğum Gününde Gelen Ağaç yayımlandı. Sonra bu alanda çok faydalı olabileceğimi gördüm, çocuk kitaplarımın sayısı arttı. Okurlardan teşvik geldi, bu benim sürdürmemi sağlayan faktör oldu. Konunun içine girdikçe önemini, derinliğini anladım.Kendi yetersizliğimle yüzleştim ve tekrar ALES sınavına girip eğitim hayatına geri döndüm. Boğaziçi Türk Dili Edebiyatı Yüksek Lisans programını 2010 yılında 57 yaşında iken tamamladım.Tezim “Türk Çocuk Edebiyatında Engellilerin Temsili” 2011 yılında Oğuz Tansel Çocuk yazını Araştırma Ödülü’ne  layık görüldü. Geriye dönüp düşündüğümde çocuklara zarar vermemek, yaptığım ise bilinçle ve bilgiyle yaklaşmak gayreti tüm çabalamamda etkili faktör olmuş.  Sonra Boğaziçi’nde çocuk edebiyatı dersleri vermeye başladım. Bu sefer çabam ve okumalarım  öğrencilere alanının en iyi örneklerini göstermek, tanıtmak yolunda oldu. Öğrencim olanlar yakından bilir ki ben her ders okula tekerlekli bavulla gelirim. Yurt dışındaki öğrenci hangi örneği görüyorsa benim öğrencim hem o örneği görür hem de yurt içindeki en iyi örnekleri görür. İşte bu güncel kalma çabası da beni motive eden diğer bir kaynak.

Çok etkilendiğim yabancı yazarları sayayım , böylece büyük çoğunluğu sevgili arkadaşım olan Türk yazarlarını ayırmamış olurum.

Jules Verne, Louisa M. Alcott ( Küçük Kadınlar -Küçük Erkekler’in yazarı), Johanna Sypri (Heidi’nin yazarı), Pollyanna’nın yazarı Eleanor H.Porter çocukluk kahramanlarım.

Çocuk edebiyatında değişik örnekler okudukça Lois Lowry, Katherine Paterson, Michael Ende ve Astrid Lindgren hayranı olduğum yabancı yazarlar olarak gönlümde yer etti.

 

  • Kendi mesleğini yapmayı tercih etmeyip, çocuk edebiyatı ile ilgilenmek isteyen kişilere neleri önerirsiniz ?

 

Bu zor bir soru. Çünkü hepimiz günün sonunda geçimimizi sağlamak zorundayız. Sadece çocuk kitapları yazarak bir yaşam kazanmak imkansıza yakın.  Ama alanı seven bir kişi, çocuk kitapları editörlüğünü düşünebileceği gibi, üniversitede çocuk edebiyatı alanında ilerlemeyi de düşünebilir. Çocuk edebiyatı çevirisinde uzmanlaşmak olabilir.Ana okulu öğretmenliği çocuk kitapları ile iç içe olmayı gerektirir. Seçeneklerden biridir. Tabii, Türkçe öğretmenliği de bir diğer seçenektir. Ama temeli sağlam tutması ,çok ve çeşitli kitapları okuyarak kendini yetiştirmesi olmaz ise olmazdır.

 

  • Çocuklar ile birlikte kitap okurken nelere dikkat etmek gerekir, ne zaman kitap okumaya başlamak gerekir ve bu süreç nasıl ilerler?

 

 Derslerde de anlattığım gibi, çocuk başını tutabildiği andan itibaren çocuğun başını ebeveynin kalbine dayayarak çocuk kitabı okunmaya başlanması tavsiye edilir. Tabii burada kastedilen kocaman bir kitap değil, her sayfasında bir resim olan ince bir kitaptır. Önemli olan her gün düzenli  olarak bu vaktin ayrılması ve ebeveynden gelen sıcaklık ile kitap arasında bilinçaltı bir ilişkinin kurulmasıdır. Vurgulamak isterim ki bu aşamada çocuk ASLA zorlanmaz, en ufak bir sıkıntı belirtisinde kitap kenara konur,üzerinden 2 saat geçtikten sonra tekrar denenir. Çocuğa saygı, onu isteklerine kulak vermek birinci önceliktir. Zorlanmadan kitaba alışan çocuk, bir süre sonra kendisi “oku” diye talep eder.  

Süreçte iyi kitaplarla çocuğu buluşturmak ve 7 yaşın sonuna kadar resimli kitaplardan şaşmamak esastır. Bir de kimi çocuklar örneğin yatarken hep aynı kitap okunsun isterler. Bu isteğe de saygı duymak gerekir. Çocuğa okunmasını istediği kitabı seçtirmek saygının bir belirtisidir. Bu kitap alışverişinde çocuğa da söz hakkı tanımak demektir. Son olarak çocuk doğduğu anda erişebileceği yerde kitap olmalıdır. Bu yerde bir sepet içinde de olabilir. Çevresinde kitap ve okuyan büyükler gören çocuk, “üzüm üzüme bakarak” deyiminde olduğu gibi okuyanlara bakarak okumayı seven çocuk olur.

 

  • Erken çocuklukta kitap okumaya başlamanın uzun vadede etkileri nasıl olur ? Gelişimsel süreci nasıl etkiler ?

 

Erken çocuklukta okumaya başlayan (daha doğrusu kendisine düzenli kitap okunan) çocuk 4 alanda kendisine kitap okunmayan çocuktan farklı gelişir.

Dil gelişimi hızlıdır.Cümle yapısı düzgün, kendini ifadesi  gelişmiş ve kelime hazinesi zenginleşmiş olur.

Dil gelişimi ilerde olunca bilişsel gelişimi de ilerde olur. Hele okumalar kavramsal kitapları da içermişse (renkler, sayılar, büyüklük/küçüklük, mevsimler, yerler,gibi) bu fark daha da belirginleşir.

Dil ve kavramsal gelişimin yanı sıra sosyal gelişimi de etkilenir.

Yardımlaşma, paylaşma, korkular, yeni deneyimler hep okunan kitaplar aracılığı ile dillendirilebilen, inşa edilebilen, üzerinde sohbet edilebilen olgular olarak ortaya çıkar. Sosyal gelişim böylece desteklenir. Çocuk kendini daha iyi tanır ve ifade eder.

Son olarak Kişilik gelişimi de kuşkusuz çok olumlu etkilenir. Burada Cahit Kavcar Hoca’yı anmadan geçmek olmaz.

“Kişilik gelişmesi, her insanın kendi eğilimlerine, yeteneklerine göre gelişmesi, hayatta karşılaştığı yeni şartlara göre izleyeceği yolu kendi seçmesi demektir.Böyle bir hayat ve eğitim anlayışı, insanda çok çeşitli duyma , düşünme ve hareket etme bilincinin bulunmasını gerektirir. İşte edebiyat bu bilinci uyandırmaya yarayan araçların başında gelir.” (Kavcar,1999,Edebiyat ve Eğitim)

İşte çocuk edebiyatının, iyi çocuk kitapları okumanın yararı buradadır. Kendininkilerden başka dünyalar, duygular, düşünceler olduğunu okudukları değişik eserlerden öğrenen çocuklar hem daha hoşgörülü, hem daha kucaklayıcı olurlar hem de kendilerini dünyanın merkezi görmezler. Sevgi dolu ilişkiler kurma şansları daha yüksek olur. Karşılaştıkları sorunların üstesinden gelme olasılıkları daha yüksek olur.

Yazar hakkında ayrıntılı bilgi almak isterseniz kişisel İnternet sitesi;

http://www.ayfergurdalunal.com/

 

Kitap Eleştirisi – Küçük Kara Balık

Küçük Kara Balık olmalı!

Hem yetişkinlerin hem çocukların çevreleri ve dünyaları toplumsal normlar ve kalıplarla sarılmıştır. İnsanın sosyalleşmesi toplumun değer yargılarıyla şekillenmesi sürecidir. Peki toplumun bizden beklentileri, kalıplaşmış değerleri her zaman doğru mudur? Bu soru kişinin kendi kimliğini oluşturmasında, bireyselliğini kazanmasında önemli bir temel oluşturur.

Ünlü çocuk edebiyatı yazarı Samed Behrengi’nin Küçük Kara Balık adlı kitabının ana kahramanının çevresi de bu çemberle örülüdür. O annesiyle birlikte yaşadığı derenin sonunu, derenin dışındaki hayatı merak etmektedir. Annesi ve diğer balıklar ona karşı çıkar, alaya alır, başka balıkların onun aklını çeldiğini düşünürler; fakat o isyankar ve cesurdur. Derenin dışındaki hayatı kendi gözleriyle görmek, tanımak ister. Ömrünü boşuna geçirip yaşlanıp bir gün geldiğinde hayatından şikayet eden bir balık olmak ona göre değildir. Annesine sorar: “Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü?” O, hayatını anlamlı kılmak isteyen bir balıktır. Dereden çıktığında karşılaştığı kurbağacıklar da onun çevresi ve annesi gibi yaşadıkları gölü sorgulamazlar. Tüm bunların içinde Küçük Kara Balık farklı olmayı göze alır ve yolculuğuna devam eder. Zorlu bir yolculuktur bu.  Balıkçıl, testere balığı ve pelikan onu bekleyen tehlikelerdir. Yolculuğu sırasında karşılaştığı kertenkele ona kendini koruyabilmek için bitkilerin dikenlerinden yaptığı hançeri verir. Bu hançerin refakatinde ırmaklar aşar. Bu yolculuk aslında küçük kara balığın kendi değerlerini oluşturması ve bireyselleşmesinin hikayesidir. O dar bir çevrede kalıp, ailesinin ve çevresinin kalıplarına razı olmaz, bilinçli ve özgür bir yaşam için güçlüklerle dolu bir yolculuğu göze alır. Kitabın en değerli yanlarından biri de bireyselleşmenin burada benmerkezci bir kendini yaratma olmamasıdır. Kertenkele Küçük Kara Balık’a hançeri verirken daha önce çok sayıda hançeri onun gibi bilgili balıklara verdiğini ve bu balıkların sonunda onları avlamaya çalışan balıkçıyı usandırdıklarını söyler. Balıkçı usanmıştır; çünkü balıklar birlik olup onun ağını kendileriyle birlikte denizin dibine çekerler. Kertenkele bilgili balıkların hikayesini anlatırken Küçük Kara Balık’a önemli olanın sadece dünyayı tanımak, görmek ya da keşfetmek değil, iyilik, güzellik ve adalet adına birlikte hareket edebilmek olduğunu söylemiş olur. Böylece Küçük Kara Balık’ın bireyselliği bütünün iyiliğini gözetmek ilkesinin rehberliğinde gelişir.

Şah döneminde yaşamış muhalif yazarlardan olan Samed Behrengi’nin kitabı bu açıdan politik bir nitelik de taşır. 12 Eylül döneminde kitabın Türkiye’de yasaklanması da bunu gösterir. Behrengi, yaşadığı dönemde şahlık yönetiminin baskılarına karşı çıkar, yönetimi masallarıyla korkusuzca eleştirir. Küçük Kara Balık bir bireyselleşme hikayesi olarak okunduğunda masalın toplumsal ve kültürel adetlere, gelenek ve göreneklere karşı özgürlükçü bir tutumu temsil eden genç kuşağın hikayesi olduğu düşünülebilir. Bunun yanında, İran’daki yönetim ve onun baskıları karşısında yılmayan devrimcileri anlatan bir masal olarak da okunabilir. Bir başka okumayla ise Küçük Kara Balık’ın dogmalara sanatıyla karşı koyan, eşitlik, özgürlük ve adalet konusundaki ideallerini eserleriyle savunan sanatçıyı da temsil ettiğini söyleyebiliriz. Bu özellikleriyle Samed Behrengi’nin kitapları hem yetişkinlere hem de çocuklara hitap eder.

Çocukluk insanın öğrenmeye en açık, meraklı ve yaratıcı olduğu dönemdir. Bu dönemde insan bir potansiyeller bütünüdür ve her türlü etkiye açıktır. Kitaplar ise bu verimli dönemin can suyudur. Hem çocukları hem yetişkinleri düşünmeye, sorgulamaya, insanlığın evrensel değerlerini savunmaya davet eden Behrengi’nin kitapları çocuklara da biz yetişkinlere de cesaret, özveri, diğerkamlık ve umut aşılama gücüne sahip.

Semiha Şentürk

0-3 YAŞ ARASI ÇOCUKLARDA FİZİKSEL GELİŞİM

Fatima ÇELİK

 

İnsan yaşamın ilk üç yılı, tam fiziksel bağımlılıktan bağımsızlığa geçiş ve kendi kendine yetebilecek kadar hareket becerisi kazanma evresidir. Bu sürecin zaman çizelgesi çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Ancak her yenidoğan çocuk büyüdükçe kademeli olarak ilerleme ve gelişme gösterir. Bu yazımda 0-3 yaş arası çocuklarda görülen temel gelişmeleri sıralayacağım.

0 – 3 Ay

Bu dönemde bebeğin ilk öğrendiği beceri baş kontrolüdür.

Bebekler bu aralıkta kaslarını ve hareketlerini kontrol etmeyi öğrenirler. Bu öğrenme süreci baş, kollar yani bedenin üst kısmından, bacaklara ve ayaklara yani aşağıya doğru ilerler. İlk zamanlarda bebek hareketleri doğal refleksler olarak tanımlanabilir. Örneğin yanağına dokunduğunuzda başını yana döndürür. Bu süreçte motor gelişimleri devam ederken, aynı zamanda çevreyle etkileşime girmeyi öğrenmeye başlarlar. Bir ay içinde bebek sırt üstü ya da yüz üstü yatarken kafasını yana çevirebilir, ellerini ve kollarını hareket ettirebilir.

3 – 6 Ay

Bu dönemdeki bebekte görülen en önemli gelişme baş ve omuz bölgesini kontrol etmeye başlamasıdır.

Motor hareket kabiliyetleri gelişmeye devam eder. 3 aylık bir bebek normal şartlarda sırt üstü ya da yüz üstü yatarken bacaklarını ileri geri ittirebilir, elleri ile oyuncakları kavrayabilirler. Bebek 3-4 aylarında yüz üstü yuvarlanabilir, 6 ayla birlikte sırt üstü yuvarlanabilir.

6 – 12 Ay

Bu dönemde bebek bağımsız bir şekilde oturabilir. Bu oturuş şekli ona çevresini gözlemleme ve keşfetme fırsatı verir.

Bebek 1 yaşına yaklaştıkça motor hareket kabiliyetleri gelişmeye devam eder ve bu gelişimle birlikte çevresini keşfetmeye başlar. Ortalama bir bebek 6 aylıkken herhangi bir destek almadan oturabilir ve 7-8 aylar arasında destek alarak ayakta durabilir. 9 aya yaklaşırken bebek elleri ve dirseklerini kullanarak ayağa kalkmaya çalışır ve 9 ayın sonuna doğru destekle yürümeye başlar. Ayakta durabilme becerisi edinmesi için biraz daha zamana ihtiyacı vardır.

12 – 24 Ay

Bebek yaşamının ikinci yılında yürüme becerileri iyileşmeye başlar.

12 aya gelindiğinde ortalama bir bebek kendi başına bir kaç adım atabilir. 13-15 aylar arasında yürüme becerileri artar ve odanın bir köşesinden diğer köşesine destek almadan yürüyebilir. Ayağı ile topa vurmak ya da elindeki topu hedef gözeterek atmak gibi daha kompleks hareketler 18 ayla beraber başlar. Bu zamanlarda bebekler koşmaya ve destek alarak merdivenlerden çıkmaya başlayabilirler. Bu becerileri kazanmak onları daha hareketli ve oyuncu yapar.

24-36 ay

2 ve 3 yaşları arasında bebeklerde denge becerisi gelişir ve bu sayede daha düzgün yürümeye başlarlar. Bu dönemde çocuk tek ayak üstünde durmayı, geriye doğru gitmeyi ve parmak uçlarında yürümeyi öğrenir. Ortalama bir çocuk 2 yaşına geldiğinde olduğu yerde zıplayabilir, 3 yaşındaysa artık bir nesnenin üzerinden atlayabilir kabiliyete gelir. 30-34 aylar arasında çocuklar destek almadan ve bir şeylere tutunmadan merdivenlerden yukarı doğru yürüyebilir. 35 aya geldiğinde çocuklar oyun alanlarında rahatlıkla koşup oynayabilir duruma gelirler. 3 yaş itibari ile de artık bir çocuk üç tekerlekli bir bisikletle rahatlıkla gezebilir.

TEMEL HAREKET KABİLİYETLERİ

Fatima ÇELİK

 

Temel Hareket Kabiliyeti Nedir?

Temel Hareket Becerileri (FMS), bacaklar, kollar, gövde, baş gbi farklı vücut parçalarını içeren hareket kalıplarıdır. Bu hareket kalıpları koşma, atlama, yakalama, atma, çarpma ve dengede durma gibi becerilerdir. Bunlar jimnastik ve spor gibi daha karmaşık hareketlerin öncüleridir ve bu alanlardaki niteliği belirler. Temel hareket kabiliyetleri 3 temel kategoriye ayrılır. Bunlar beden yönetimi becerileri, lokomotor beceriler ve nesne kontrolü becerileri şeklinde tanımlanır. Bu alanlara pek çok beceri dahil edilebilir.

Beden yönetimi becerileri vücudu durgun halde ve dengede tutabilmeyi kapsar. Bu becerilere statik ve dinamik dengeleme, durma, yuvarlanma, bükme, esnetme, dönme, salınma gibi hareketler örnek gösterilebilir.

Lokomotor beceriler vücudu bir yerden başka bir yere taşıyabilmeyi içerir. Bu beceriler arasında atlama, yürüme, kaçma, yüzme, zıplama, koşma gibi hareketler vardır.

Nesne kontrol becerileri elle ve ayak ile nesneleri kontrol etmeyi, yönlendirmeyi içerir. Örneğin, atma, yakalama, tekme atma, çarpma, zıplatma, sürükleme.

Temel Hareket Kabiliyetleri Neden Önemlidir?

Temel Hareket Kabiliyetlerine hakim insanlar yaşamları boyunca fiziksel aktivite içeren etkinliklere daha kolay katılır. Yeterli hareketlilikte olan insanların genellikle benlik saygısı ve kendine güveni yüksektir. Risk almak konusunda daha isteklidirler ve girişimcidirler. Bu kabiliyetlere hakim çocuklar popüler oyun arkadaşlarıdır ve ayrıca aktif ve sağlıklı bir yaşam tarzı sürme olasılıkları daha yüksektir. Bu çocuklar bilgi, anlayış, beceri isteyen işlerde daha başarılırdır. Temel hareket kabiliyetine hakim olmayan çocuklar genellikle oyun alanlarına katılmakta zorluk çeken çocuklardır, benlik saygıları ve kendilerine güvenleri düşüktür. Sıklıkla fiziksel aktivitelerden kaçınırlar. Bu yüzden çok hareket etmezler. Bu da kas ve kemik gelişimlerini, özgüvenlerini, sosyal hayattaki yerlerini tehlikeye sokan bir durumdur.

Özellikle günümüzdeki çocuklara baktığımızda genelde apartman dairelerinde yaşadıklarını, dış ortamda rahatlıkla zaman geçiremediklerini, koşmaya, zıplamaya, esnemeye fırsat bulamadıklarını görürüz. Oysa hareket etmek çocukların en temel ihtiyaçlarından biridir. Bu yüzden günümüzde şehirlerde yaşayan çocuklara Temel hareket kabiliyetlerini geliştirebilecekleri fırsatlar yaratmalıyız. İstedikleri gibi atıp tutabilecekleri tehlike içermeyen materyallerden üretilmiş oyuncaklara sahip olmalılar. Her gün mutlaka yürüyüş yapmalılar. Hareket içeren aktivitelere sıklıkla katılmalı, okul ortamında yaş ve beden yapılarına uygun beden eğitimi dersi almalılar.

 

Kitap Önerileri

Zehirlenen Çocukluk – Sue Palmer

Modern Dünyanın Çocuklar Üzerindeki Etkileri

 

20.yüzyılın ikinci yarısından beri içinde yaşadığımız modern dünya, bir yandan hayatlarımızı hiç olmadığı kadar renklendirip kolaylaştırırken diğer yandan inanılmaz derecede hızlanan temposuyla bizi strese sokuyor.

Yetişkinler olarak yaşadığımız toplumsal değişimin farkında olsak ve dizginleri tamamen elimizden bırakmamaya çalışsak da, korumayı unuttuğumuz bir şey var: çocuklar.

Yüzyılın son çeyreğinden beri dünyanın birçok ülkesinde, davranış sorunları ve duygusal sorunlarda büyük bir artış gözleniyor. DEHB ve disleksi gibi rahatsızlıklarda adeta patlama yaşanırken depresyon, dürtüsel davranış ve öğrenme güçlükleri giderek hız kazanıyor.

Peki neden?

Otuz yıl boyunca öğretmenlik ve eğitim danışmanlığı yapmış olan Sue Palmer bu önemli ve çarpıcı kitabında, modern hayatın birbirinden ayrı tutulamayacak unsurlarının bir araya gelip toksik bir karışım oluşturarak çocuklarımızı nasıl zehirlediğini ortaya koyuyor. Sağlıksız ve düzensiz beslenmeden ebeveynlerin tecrübesizliklerine, elektronik aletlerden niteliksiz çocuk bakımına uzanan geniş bir yelpazede modern çocukların sorunlarını ele alıyor. Palmer Zehirlenen Çocukluk’ta, çeşitli disiplinlere mensup uzmanlardan edindiği verilerden yararlanıyor ve dünyanın birçok yerinde yapılan en son araştırmaları sunuyor. Her bir sorunu ayrı ayrı açıklayıp bunların nasıl üstesinden gelineceğine dair öneriler getiriyor.

Zehirlenen Çocukluk, anne-babalar, öğretmenler ve gelecek neslin modern sorunlarına çözüm arayan herkes için önemli bir kaynak.

ERGOTERAPİ (OCCUPATIONAL TERAPİ)

Fatima ÇELİK

 

Ergoterapistler fiziksel koordinasyon, organizasyon ve planlama becerileri ile ilgili sorun yaşayan çocuklara ilgilenirler. Bu terapistler, belirli öğrenme ve dikkat sorunları olan çocuklara, daha verimli ve daha az yorucu görevler (yazı veya dikkat oyunları gibi) yapmalarını sağlayarak alışma ve öğrenme süreçlerine yardımcı olurlar.

Öğrenme ve dikkat sorunları olan çocuklar ergoterapiden nasıl yararlanabilirler? Bağlantı açık gözükmeyebilir. Ancak koordinasyon, dikkat, kontrol ve öz bakım becerileri ile ilgili sorunlar akademik zorluklara neden olabilirdiğinden bu çocukların ergoterapi alması çok önemlidir.

Örneğin, kalem tutmada zorluk çeken bir çocuk, ödevlerini tamamlamakta güçlük çekerler.  Bazı çocuklar organizasyonla ilgili sorun yaşarlar. Bu çocuklar okul çantalarını taşımakta zorluk çekebilirler. Denge problemi yaşayan çocuk sosyal hayatında bir çok zorlukla karşılaşabilir. Bu gibi durumlarda bir ergoterapistten yardım almak gerekir.

Ergoterapi Nasıl Çalışır?

Bir ergo terapist, insanlara gündelik faaliyetleri gerçekleştirmeyi öğrenmelerine yardımcı olan, eğitimli bir uzmandır. Ergo terapistler her yaştan insanla ve çeşitli zorluklarla çalışırlar. Örneğin öğrenme ve dikkat sorunu olan çocuklar ile çalıştıklarında, diğer pek çok alana da el atmış olurlar. Ergo terapistler şu alanlar ile ilgilenir:

* İnce motor becerileri

* Kaba motor becerileri

* Fiziksel mekan ve nesneleri kapsayan bilişsel beceriler (düşünme ve düzenleme)

Ergoterapinin amacı, çocukların günlük yaşantılarında daha bağımsız olmasına yardımcı olmaktır. Bir ergo terapistin üzerinde çalışabileceği becerilere şunlar örnek verilebilir:

* Öz bakım becerileri (diş fırçalama, düğme ilikleme, tabak, kaşık, çatal kullanma)

* El-göz koordinasyonu (sınıf tahtasına yazı yazma, öğretmenin tahtaya yazdıklarını deftere geçirme)

* İnce motor becerileri (kalem tutma ve yazı yazma, makas kullanma)

* Planlama ve organizasyon (bir sonraki dersi için müzik aletini yanına alma, ders kitaplarını toplarlama, beden dersi için spor kıyafetlerini giyme)

* Uygun tepki verebilme becerisi (duyu işleme sorunları olan bir çocuğa etkilere uygun tepkiler vermesi konusunda yardımcı olunabilir)

* Fiziksel tepkiler (davranış sorunları olan çocuklara sinirli oldukları anlarda kendilerine ya da başkalarına zarar vermektense başka çıkış yolları bulması noktasında yardımcı olunabilir)

* Uygun tepkiler (duyusal işleme konularına sahip çocuklara, duyumlara daha uygun bir şekilde yanıt vermelerine yardımcı olur)

Bir ergoterapist çocuğun özel bir ekipmana ya da yardımcı bir teknolojiye ihtiyaç duyup duymayacağı anlayabilir. Ayrıca bir çocuğun bireyselleştirilmiş eğitim programında belirlenen hedeflere ulaşmasına yardımcı olabilir. Ebeveynlere ve öğretmenlere çocuğun hali hazırda neler yapabildiğini ve ulaşılması mümkün hedefleri gösterebilir. Bu amaçla ortak bir çalışma planı oluşturabilir.

Ergoterapinin Faydaları

Ergoterapi, öğrenme ve dikkat sorunları olan bazı çocukların daha bağımsız ve daha başarılı olmalarına yardımcı olur. Bu özellikle terapiye küçük yaşta başlayan çocuklar için geçerlidir.

Çocuklar için ergoterapinin faydalarını şöyle sıralayabiliriz:

* Bağımsız olma ve kendine güven artışı

* Bir çocuğun neyi başardığı ve neyi başarması gerektiği konusunda velileri ve öğretmenleri bilgilendirerek çocuğa karşı daha bilinçli bir yaklaşım yaratmak.

* Konsantre olma ve akademik görevlerini tamamlama becerisi

Ergoterapi Alanına Giren Öğrenme ve Dikkat Sorunları

* Disleksi

* Disgrafi

* Hareket planlama bozukluğu

* Duyu algılama sorunları

* Görme ve algılama sorunları

Ergoterapiden Beklenebilecek Sonuçlar

Eğer bazı problemleri olan bir çocuk ergoterapist ile çalışıyorsa, yaşadığı zorlukları muhtemelen zaman içinde aşmayı öğrenecektir. Bu durumda çocuğun yaşamı günden güne kolaylaşacaktır. Çocuğun belirtilerinin ciddiyetine göre bazen uzun soluklu bir çalışma gerekebilir. Bu nedenle ebeveyne ve çocuğa  uyum sağlayabilecek uygun ve alanında uzman bir ergoterapist ile çalışmak çok önemlidir.

Ergoterapinin tek başına bir çocuğun sorunlarını “tedavi” edebileceği beklenemez. Örneğin disgrafi sorunu olan bir çocuğa ergoterapist yazı yazmayı öğretebilir, nasıl not tutacağını da öğretebilir. Ancak çocuk yüksek ihtimalle hızlı bir yazar olmayabilir.

Çocu ergoterapiye ne kadar erken başlarsa, süreç o kadar etkili olacaktır. Ergoterapistler, küçük yaştaki çocukların sosyal ve akademik becerilerini geliştirmelerine yardım ederek gençlik dönemlerini daha kolay hale getirir.

Ergoterapi çocukların öğrenme ve dikkat sorunları için başvurulacak yollardan sadece biridir. Tüm olası tedavi yöntemlerine açık olmak çocuk için en doğru tedavi kombinasyonunu bulmayı kolaylaştırır.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni Tanıyalım

 

Şimdi de size “Başka Bir Okul Mümkün (BBOM) Derneği’nden bahsetmek istiyorum. Öncelikle derneğin kendi ifadeleri ile belirttiği amacına bakalım.

“Çocuk Hakları Sözleşme’sinde belirlenen hakları hayata geçiren, çocukların kendilerini gerçekleştirmelerini sağlayan, katılımcı demokrasiyle yönetilen, ekolojik dengeye saygılı ve ticari kar amacı gütmeyen okullar kurmak; bu eğitim anlayışının yaygınlaştırılması ve benzer başka okulların hayata geçmesi için model teşkil etmek.”

BBOM derneği veliler ile eğitimcilerin ortak ihtiyacından ortaya çıktı. 2009 yılında fikirsel temelleri atılan Başka Bir Okul Mümkün Derneği, 2010 Kasım ayında alternatif bir okul modeli geliştirmek ve bu modelin uygulandığı okullar açmak amacıyla kuruldu. 2010 yılı başında toplu buluşmalarına başlayan gönüllü grup, Türkiye’deki mevcut eğitim sisteminin gelişime açık yönlerini tespit etmek, sorunlara çözüm önermek ve sistemli çalışma ile araştırmalara dayanan alternatif bir okul modeli oluşturmak üzere çalışmalar yapıyor.

Aslında kim olduklarını ve ne yapmaya çalıştıklarını net bir şekilde ortaya koyuyor dernek üyeleri. İnternet sitesini ziyaret ettiğinizde farklılıklara açık, katı kuralları olmayan ve her zaman geliştirilmeye müsait bir oluşum ile karşı karşıya olduğunuzu farkediyorsunuz. Bu yüzden sözü onlara bırakmanın daha doğru olduğunu düşünerek kendilerini tanıttıkları yazının bir bölümünü burada sizinle paylaşıyorum:

“Biz; ebeveynlerden öğretmenlere, çocuklardan aktivistlere, eğitim bilimcilerden çeşitli uzmanlara kadar, Türkiye’deki eğitim meselesiyle derdi olan, konuşup kararmaktan usanmış, “bi’şey yapmalı” diyen geniş bir topluluğuz.

Bu yüzden biz; eğitim-öğretim süreçlerinin asıl öznesi olan çocukların sözünün dinlendiği ve duyulduğu, onları karar alma mekanizmalarına dahil eden bir okul hayal diyoruz. Bu yüzden biz; her çocuğun biricik olduğu, farklı hızda ve farklı şekillerde “öğrendiği” gerçeğinden hareketle hepsine özel yaklaşan ve içlerindeki doğuştan gelen yaratıcılığı besleyen bir okul hayal ediyoruz. Bu yüzden biz; salt piyasa ve kar amacıyla işletilmeyen, metalaşmamış, sosyal adalet duygusuna halel getirmeyecek kolektif  sermayeyle kurulan ve işletilen bir okul hayal diyoruz. Bu yüzden biz; kuşun, taşın, suyun, toprağın, karıncanın yani bilcümle varlığın insan kadar değerli addedildiği bir okul hayal ediyoruz.

Ve bu yüzden biz; Başka Bir Okul Mümkün diyoruz! Ankara’dan Van’a, İstanbul’dan Kaş’a, Bodrum’dan Çanakkale’ye, İzmir’den Eskişehir’e Türkiye’nin onlarca bölgesinden yüzlerce üyesi, gönüllüsü ve takipçisi olan büyük bir aileyiz biz. Çoğumuz birbirimizi hiç görmedik bile; ayrı ayrı yerlerde aynı hayal için didiniyoruz. Ve bütün bunlar tamamen gönüllü emekle yapıyoruz.

Derneğimizin merkezi İstanbul’da ama profesyonel çalışanımız olmadığı için genelde ofiste kimse bulunmaz. Zaten BBOM Derneğinin şu anki faaliyetlerinin çoğu da İstanbul dışında. Bu noktada çok sık sorulan bir soruya da cevap verelim: “BBOM Derneğinin kendisi okul açmıyor, yerellerinde okul açmak isteyen ebeveyn ve gönüllülere destek oluyor; bu amaçla BBOM eğitim modelini geliştiriyor, aktarıyor, öğretmen eğitimi düzenliyor ve savunu faaliyetleri yapıyor. Yani özetle okulları açmak ve işletmek yerellerin işi; modeli geliştirmek ve yaymak da Derneğin işi. Derneğin Yürütme Kurulu bir ya da iki ayda bir farklı bir ilde toplanıyor ve genel dernek politikasına dair kararlar alınıyor. Bu toplantılara okul kuran ya da kurmaya çalışan “BBOM Kooperatifleri” ya da “BBOM Girişimleri” temsilcileri de davet ediliyor. İhtiyaç duyduğumuzda uzmanların da katılıyla farklı konulara yönelik çalıştaylar yapılıyor.

Kısacası “gelin Başka Okullar yolunda “birlik” olalım” diyoruz!”

 

Dernek sizinde ilginizi çektiyse bu projeyle tanışmak ve daha ayrıntılı bilgi almak için kendileri ile kolaylıkla iletişime geçebilirsiniz.

Adres: Başka Bir Okul Mümkün Derneği Sinanpaşa Mah. İlhan Sok. Pembe Rüya Apt. No:15 D:4 Beşiktaş/ İstanbul

E-mail: iletisim@baskabirokulmumkun.net

Beyin Entregrasyonu

 

 

Çocukların duygusal gelişimlerini anlamak ve duygusal zekanın daha derinlerine inmek üzerine strateji ve yöntemleri ele alan Türkçe’ye “Bütün Beyinler Çocuk” olarak çevirilen “The Whole Brain Child” ve “Anne Baba ve Çocuk Arasında” olarak çevrilen “Between Parent and Child” kitaplarında edindiğim bilgileri derleyip sizinle paylaşmak istedim.

 

Hepimizin bildiği gibi beyin sağ ve sol iki lobdan oluşuyor. Sol beyin mantıksal, sözel ve dile dayalı, gerçekçi, detaycı, matematiksel iken sağ beyin duygusal, sözel olmayan, göz kontağı, yüz ifadesi ve mimikler gibi iletişim için gerekli sinyallerin beyne iletilmesinden ve kişisel hatıraların tutulmasından sorumludur. Sağ beyin detay ve düzen yerine büyük resmi görmeyi hedefler.

Hayatın ilk 3 yılında, çocuklar sağ beyinlerini sol beyinlerine göre daha baskın kullanırlar. Bu çağda, sorumluluk ve zaman algısı oldukça zayıftır. Zamanın nasıl akıp geçmekte olduğunu fark etmeden oyun oynayabilirler örneğin. Bu demek oluyor ki bu dönemde çocuklar mantığa baş vurmak yerine duygularına dayanarak tepkiler veriyor. Beyin entegrasyonu ise beyinin iki ortasında bulunan corpus collasum’daki lifleri güçlendirerek beynin iki tarafını takım halinde çalıştırmak demek oluyor. Beynin tek tarafını tek tarafını kullanmak tek kollukla yüzmeye çalışmaya benzetilebilir. Bu yöntem zihinsel kaynakları tam kapasitede kullanabilmek, kendini daha iyi anlamak, daha sağlam ilişkiler kurabilmek ve için beynin iki tarafının uyum içerisinde çalıştırılması prensibine dayanıyor. Bunun için ilk aşamada çocuklarla mantık ve duyguların değerini öğretmek ve ne hissettiklerini daha iyi anlamalarını destekleyebilmek önemli.

 

Temelde entegrasyon, beyini çevreleyen kompleks dinamiklerin ilişkisini anlamakla ilişkili. Bunu basit bir şekilde açıklamak gerekirse, “huzur nehri” olarak söylenebilir. Bir ırmakta huzurla kayığınızla gitmekte olduğunuzu hayal ediğinin. Bu sizin “huzur nehriniz”. Etrafınızda olanlarla barışık olduğunuzda ve kendinizle ilgili açık fikirleriniz olduğunda bu nehirde ilerlersiniz.

Ancak bazen kıyılardan birine çok yakın yüzersiniz. Hangi kıyıya yakın olduğunuzun önemi yok bir kıyı kontrolden çıktığınızı hissettiğiniz kaosu temsil eder. Huzur dolu nehirde yüzmek yerine düzensizliğin aniden sizi çekmesiyle karmaşanın ipleri ele aldığını hissedersiniz. Karmaşadan uzaklaşmalı ve huzurla nehirde yol almaya devam etmelisinizdir.

Ancak çok fazla uzaklaşmamalısınız, çünkü diğer tarafın da kendine özgü başka tehlikeleri vardır. Bu taraf değişmez katılığı temsil eder, yani kaousun tam tersi. Kontrol altında olmanın tersi olarak etrafınızdakileri her şeyi kontrol etme ve kontrolü empoze etmeyi temsil ediyor. Kabul etmeye ya da pazarlığa girmeye son derece kapalı hale gelmiş oluyorsunuz. Bu kıyıda kanonuz sazlıklara ve ağaç çalılarına takılıyor ve kayığınızın akıp gitmesini engelliyor.

 

Sonuç olarak bir aşırı uç kontrol sağlayamadığınız kaos iken diğer uç ise esnekliğin ve kabul etmenin tamamen önüne geçtiğiniz her şeyi kontrol etme isteği. Kaos ve aşırı kontrol entegrasyon olmadığı durumlarda, beynimizin sadece bir kısmıyla hareket etmekte olduğumuzda ortaya çıkıyor. Unutmadan not edilmesi gereken diğer konu ise çocuklarımız nehirde huzurla yol almıyorken bu son derece karmakarışık ya da aşırı bir düzen içinde oldukları anlamına gelmiyor. 4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını paylaşmak istemiyor, kapalılık; bu ağlamayla, bağırmayla ve bir şeyleri fırlatmayla sonuçlanıyor, kaos ve karmaşa. Bu noktalarda çocuklarınızın nehirde huzurla tekrar ilerlemelerine yardımcı olabilmeniz için birtakım teknikler mevcut.

 

  • Öğüt Vermek

 

Çocuklar kendilerine öğüt verilmesinden ve eleştirilmekten hoşlanmazlar. Bu gibi durumlarda aslında iki tarafta birbirini çok az dinlerler. Çocuk ve yetişkin arasındaki diyalogların geliştirilebilmesi için birbirimize duyduğumuz saygının hatırlanması ve iletişim kabiliyetimiz üzerine çalışmamız gerekir. Bunu temelde yine davranışlara değil duygulara yanıt vererek elde etmemiz mümkün.

Örneğin çocuk, o gün yağmur yağdığı için dışarıda oyun oynayamadı ve okuldan öfkeyle döndü diyelim. Bu durumda babasının tavrı, “bana ne kızıyorsun, yağmuru ben mi yağdırdım?” gibi kişisel yanıtlar olmak yerine “oğlum dışarıda oynayamadığı için çok üzgün ve hayal kırıklığını kızarak ifade ediyor. Ona yardımcı olabilmek için duygularını anladığımı ve ona saygı duyduğumu göstererek yapabilirim.” Şeklinde düşünebilir.

Çocuklar yoğun duygular içindeyken kimseyi dinlemezler. Öğüt ya da teselli gibi beyinlerinin sol tarafını kullanmalarını gerektirecek mantık önermeleri havada kalır, üstelik kendilerini anlamadığınız düşünürler.

Öğretmenin çocuğunuza kızdığı bir durum düşünelim, bu konuda detay istemek ve hak etmiş olmalısın gibi önermelerle gitmek yine çocuğunuza onu anlamadığınızı hissettirecektir. Sorulardan ve yorumlardan kaçarak, çocuklarınıza empatiyle yaklaşmalı ve onları anladığınızı göstermelisiniz, çünkü bu gibi yoğun duygular içeren hayal kırıklıklarının üstesinden gelmek için önce duygular ele alınmalı, daha sonra davranışlar düzeltilmelidir çünkü çocuklar ancak kendilerini iyi hissettikleri zaman net olarak düşünebilir ve doğru davranabilirler. Çocukların güçlü duyguları siz “böyle hissetmen için bir sebep yok” dediğinizde ortadan kalmaz, dinleyici bu duyguları anlamayı denerse duyguların şiddeti azalabilir.

Duyguların insan hayatının bir parçası olduğunu keşfetmeleri onlar için büyük bir rahatlıktır ve onlara bu fikri anlatmak için duygularını anlayışla karşılamaktan başka bir yol yoktur.

 

  • Duygulara Ayna Tutmak: Çocukların Duygularını Yansıtmak, Kendilerini Nasıl Hissettiklerini Anlamalarına Yardım Eder

 

 

Çocuklar, ayna karşısındaki görüntülerine bakarak fiziksel olarak neye benzedikleri hakkında fikir edinirler. Aynı şekilde duyguları da başkalarının onlara yansıttıklarına göre isimlendirirler. Bir aynadan istenen şey vaaz ve yorum değil, ancak görüntüdür.

Çok öfkeli görünüyorsun,

Ondan epey nefret ediyor olmalısın,

Bu durumdan bıkmışa benziyorsun

Bunun için çocuklarımın üzüldüğünde ya da kafaları karıştığında onlara öğüt vermek ya da bir şeyi nasıl yapabileceklerini anlattığımız mantık temelli sözler yerine, onları önemsediğimizi ve kendilerini rahat hissettiklerinde bizimle konuşabileceklerini açıkça ifade edersek iletişimimiz iki yönlü de sağlamlaşacaktır.

 

 

  • Kelimelerin Gücü

 

 

Çocuklarının motivasyon kaynağının başkaları değil, kendileri olması daha sağlıklıdır. Bu ne demektir? Bir çocuk bir resim çizip size “Olmuş mu?” ya da “Güzel olmuş” dediğinde ilk vereceğimiz yanıt çoğunlukla “Aa çok güzel olmuş” olur. Ancak bu yanıtı vererek çocuklarımıza, senin performansını ben beğendiğim için güzel ve yaptığın şeyleri başkası beğenmedikçe bir anlamı yoktur mesajını veririz. Ancak bu gibi durumlarda soruyu kendilerine yöneltip onların yaptıkları resimle ilgili neler düşündüklerini genişletebilmek önemlidir. Çocukların onay kaynağının başkaları değil, kendileri olması için değer biçici övgü baskısından kurtulmalıdırlar. Yine burada dikkat vermemiz gereken şey, ortaya çıkan ürünün, zekanın ya da karakterin övülmesi değil, çabanın ve başarının övülmesi olacaktır. Çünkü çocuklar çabaları için övüldüklerinde zor görevlerin üstesinden gelmek için daha azimli olurlar.

Bir çocuk bahçeyi temizlediğinde, bahçenin ne kadar güzel göründüğü ve ne kadar çaba harcandığıyla ilgili konuşulmalıdır, çocuğun ne kadar iyi olduğundan bahsetmek yersiz ve anlamsız olacaktır. “Sen ne kadar mükemmel bir kızsın” gibi bir tepki verdiğinizde bu kaygıya yol açar. Çocuk mükemmellikten uzak olduğunu düşünür ve bu sıfata asla erişemeyeceği fikrine kapılabilir. Bu nedenle sahtekarlığın önüne geçmek için hemen kötü bir davranış sergiler ve yükünü azaltmayı dener. Kişiliğe yapılan doğrudan bir övgü, oldukça rahatsız edicidir. Birisinin cömert, alçakgönüllü, melek gibi, mükemmel olduğunu söylemek o kişi için can sıkıcıdır.

 

Yaptığın kitaplık harika görünüyor

Çocuğun çıkaracağı muhtemel sonuç: Ben yetenekliyim

(Faydasız övgü: Sen harika bir marangozsun)

 

Yazdığın şiir kalbime hitap ediyor.

Çocuğun çıkaracağı muhtemel sonuç: Şiir yazabildiğim için mutluyum

(Faydasız övgü: Sen yaşına göre çok iyi bir şairsin)

 

 

  • Öfkeyle Başa Çıkmak

 

 

Çocuklar yoğun duygular yaşadıkları anlarda mantıklı cümleleri anlamazlar, yalnızca duygusal yakınlığa yanıt veriler. “Kavgayı kim başlattı” gibi bir soru sorarak çocuğunuzu anlamadığınızı gösterirsiniz, onun yerine onların ruhsal durumlarını yansıtmanız gerekir.

 

Örneğin dişçiye gitmek istemediği için yoğun öfke duyan bir çocuğu ele alalım. Çocuğa “Sen artık büyüdün” diye yaklaşmak yerine “Allen’in bugün canı sıkkın, dişçiye gitmek konusunda endişeli. Allen’in hemen şimdi, hepimizin ona saygı duymasına ihtiyacı var.” dediğimizde Allen’in rahatsız edici davranışını bir kenara bırakıp duygularına karşılık vererek ona yardımcı olabiliriz.

 

Çocukların sıkıntılı duygularını yansıtan ve ebeveynlerin yakınlığını ve anlayışını ifade eden empatik bir karşılık, çocukların öfke hallerini değiştirmede etkilidir.

 

 

  • Yalan Söylemeyle İlgili Bir Yöntem: Yalan Söylemeyi Teşvik Etmemeyi Öğrenmek

 

Yalana zorlamak: Ebeveynler çocukları yalana itecek sorular sormaktan kaçınmalıdırlar, bu çocuklara sorguya çekildiklerini hissettirir ve anne-babasının gerçeği duymayı istemeyeceğini düşündüğü için yalana başvururlar.

 

Örneğin 4 yaşındaki Yeşim, oturma odasına öfkeyle geldi ve “Anneannemden nefret ediyorum” dedi. Annesi dehşet içinde: “Hayır nefret etmiyorsun! Büyük anneyi seviyorsun. Bu evde nefret etmeyiz. Ayrıca anneannen sana hediyeler veriyor böyle korkunç bir şeyi nasıl söylersin!!” dedi. Fakat Yeşim ısrarla devam etti: “Hayır ondan nefret ediyorum, nefret! Onu artık görmek istemiyorum.” Annesi o an gerçekten çok üzüldü ve daha sert bir yönteme başvurarak Yeşim’e bir tokat attı.

Yeşim daha fazla cezalandırmak istemediği için tavrını değiştirdi: “Anneciğim, anneannemi gerçekten çok seviyorum” dedi. Annesi buna karşılık olarak Yeşim’e sarıldı ve onu öptü, iyi bir çocuk olduğu için onu övdü.

Peki Yeşim bu değiş tokuştan ne öğrendi? Gerçeği söylemenin ve gerçek duyguları anneyle paylaşmanın tehlikeli olduğunu. Dürüst olursan cezalandırılırsın, yalan söylersen sevilirsin. Gerçekler acıtır, gerçeklerden uzak durmalısın. Anne küçük yalanları seviyor. Anne, sadece hoş olan gerçekleri duymaktan hoşlanıyor. Ona gerçekten hissettiklerini değil, duymak istediklerini söylemelisin.

Yeşim’e doğruyu söylemeyi öğretmek isteseydi, annesi ona nasıl daha farklı yaklaşabilirdi? Yeşim’in üzüntüsünü kabul ederdi: “Artık anneanneni sevmiyorsun. Anneannene neden kızgın olduğundan bahsetmek ister misin?”

 

Dürüstlüğü öğretmek istiyorsak, hoş gerçekler kadar hoş olmayan gerçekleri de duymaya hazır olmalıyız. Çocuklar duygularını ifade ettiklerinde, verdiğimiz tepkilere göre, dürüstlüğün en iyi politika olup olmadığını öğrenirler.

Özetle, biz yetişkinler olarak çocukların duygularını önce anlamlandırma ve tanımalarına yardımcı olma gücüne sahibiz. Daha sonraki adımda, duygularımızı kontrol eden sağ beyin ile mantığı kontrol eden sol beyinin beraber çalışmasını sağlamak mümkün. Bunun için çocuklara onlarla empati yapabildiğimizi göstermek ve önemli olduklarını hissetmek gereklidir.