Beyin Entregrasyonu

 

 

Çocukların duygusal gelişimlerini anlamak ve duygusal zekanın daha derinlerine inmek üzerine strateji ve yöntemleri ele alan Türkçe’ye “Bütün Beyinler Çocuk” olarak çevirilen “The Whole Brain Child” ve “Anne Baba ve Çocuk Arasında” olarak çevrilen “Between Parent and Child” kitaplarında edindiğim bilgileri derleyip sizinle paylaşmak istedim.

 

Hepimizin bildiği gibi beyin sağ ve sol iki lobdan oluşuyor. Sol beyin mantıksal, sözel ve dile dayalı, gerçekçi, detaycı, matematiksel iken sağ beyin duygusal, sözel olmayan, göz kontağı, yüz ifadesi ve mimikler gibi iletişim için gerekli sinyallerin beyne iletilmesinden ve kişisel hatıraların tutulmasından sorumludur. Sağ beyin detay ve düzen yerine büyük resmi görmeyi hedefler.

Hayatın ilk 3 yılında, çocuklar sağ beyinlerini sol beyinlerine göre daha baskın kullanırlar. Bu çağda, sorumluluk ve zaman algısı oldukça zayıftır. Zamanın nasıl akıp geçmekte olduğunu fark etmeden oyun oynayabilirler örneğin. Bu demek oluyor ki bu dönemde çocuklar mantığa baş vurmak yerine duygularına dayanarak tepkiler veriyor. Beyin entegrasyonu ise beyinin iki ortasında bulunan corpus collasum’daki lifleri güçlendirerek beynin iki tarafını takım halinde çalıştırmak demek oluyor. Beynin tek tarafını tek tarafını kullanmak tek kollukla yüzmeye çalışmaya benzetilebilir. Bu yöntem zihinsel kaynakları tam kapasitede kullanabilmek, kendini daha iyi anlamak, daha sağlam ilişkiler kurabilmek ve için beynin iki tarafının uyum içerisinde çalıştırılması prensibine dayanıyor. Bunun için ilk aşamada çocuklarla mantık ve duyguların değerini öğretmek ve ne hissettiklerini daha iyi anlamalarını destekleyebilmek önemli.

 

Temelde entegrasyon, beyini çevreleyen kompleks dinamiklerin ilişkisini anlamakla ilişkili. Bunu basit bir şekilde açıklamak gerekirse, “huzur nehri” olarak söylenebilir. Bir ırmakta huzurla kayığınızla gitmekte olduğunuzu hayal ediğinin. Bu sizin “huzur nehriniz”. Etrafınızda olanlarla barışık olduğunuzda ve kendinizle ilgili açık fikirleriniz olduğunda bu nehirde ilerlersiniz.

Ancak bazen kıyılardan birine çok yakın yüzersiniz. Hangi kıyıya yakın olduğunuzun önemi yok bir kıyı kontrolden çıktığınızı hissettiğiniz kaosu temsil eder. Huzur dolu nehirde yüzmek yerine düzensizliğin aniden sizi çekmesiyle karmaşanın ipleri ele aldığını hissedersiniz. Karmaşadan uzaklaşmalı ve huzurla nehirde yol almaya devam etmelisinizdir.

Ancak çok fazla uzaklaşmamalısınız, çünkü diğer tarafın da kendine özgü başka tehlikeleri vardır. Bu taraf değişmez katılığı temsil eder, yani kaousun tam tersi. Kontrol altında olmanın tersi olarak etrafınızdakileri her şeyi kontrol etme ve kontrolü empoze etmeyi temsil ediyor. Kabul etmeye ya da pazarlığa girmeye son derece kapalı hale gelmiş oluyorsunuz. Bu kıyıda kanonuz sazlıklara ve ağaç çalılarına takılıyor ve kayığınızın akıp gitmesini engelliyor.

 

Sonuç olarak bir aşırı uç kontrol sağlayamadığınız kaos iken diğer uç ise esnekliğin ve kabul etmenin tamamen önüne geçtiğiniz her şeyi kontrol etme isteği. Kaos ve aşırı kontrol entegrasyon olmadığı durumlarda, beynimizin sadece bir kısmıyla hareket etmekte olduğumuzda ortaya çıkıyor. Unutmadan not edilmesi gereken diğer konu ise çocuklarımız nehirde huzurla yol almıyorken bu son derece karmakarışık ya da aşırı bir düzen içinde oldukları anlamına gelmiyor. 4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını paylaşmak istemiyor, kapalılık; bu ağlamayla, bağırmayla ve bir şeyleri fırlatmayla sonuçlanıyor, kaos ve karmaşa. Bu noktalarda çocuklarınızın nehirde huzurla tekrar ilerlemelerine yardımcı olabilmeniz için birtakım teknikler mevcut.

 

  • Öğüt Vermek

 

Çocuklar kendilerine öğüt verilmesinden ve eleştirilmekten hoşlanmazlar. Bu gibi durumlarda aslında iki tarafta birbirini çok az dinlerler. Çocuk ve yetişkin arasındaki diyalogların geliştirilebilmesi için birbirimize duyduğumuz saygının hatırlanması ve iletişim kabiliyetimiz üzerine çalışmamız gerekir. Bunu temelde yine davranışlara değil duygulara yanıt vererek elde etmemiz mümkün.

Örneğin çocuk, o gün yağmur yağdığı için dışarıda oyun oynayamadı ve okuldan öfkeyle döndü diyelim. Bu durumda babasının tavrı, “bana ne kızıyorsun, yağmuru ben mi yağdırdım?” gibi kişisel yanıtlar olmak yerine “oğlum dışarıda oynayamadığı için çok üzgün ve hayal kırıklığını kızarak ifade ediyor. Ona yardımcı olabilmek için duygularını anladığımı ve ona saygı duyduğumu göstererek yapabilirim.” Şeklinde düşünebilir.

Çocuklar yoğun duygular içindeyken kimseyi dinlemezler. Öğüt ya da teselli gibi beyinlerinin sol tarafını kullanmalarını gerektirecek mantık önermeleri havada kalır, üstelik kendilerini anlamadığınız düşünürler.

Öğretmenin çocuğunuza kızdığı bir durum düşünelim, bu konuda detay istemek ve hak etmiş olmalısın gibi önermelerle gitmek yine çocuğunuza onu anlamadığınızı hissettirecektir. Sorulardan ve yorumlardan kaçarak, çocuklarınıza empatiyle yaklaşmalı ve onları anladığınızı göstermelisiniz, çünkü bu gibi yoğun duygular içeren hayal kırıklıklarının üstesinden gelmek için önce duygular ele alınmalı, daha sonra davranışlar düzeltilmelidir çünkü çocuklar ancak kendilerini iyi hissettikleri zaman net olarak düşünebilir ve doğru davranabilirler. Çocukların güçlü duyguları siz “böyle hissetmen için bir sebep yok” dediğinizde ortadan kalmaz, dinleyici bu duyguları anlamayı denerse duyguların şiddeti azalabilir.

Duyguların insan hayatının bir parçası olduğunu keşfetmeleri onlar için büyük bir rahatlıktır ve onlara bu fikri anlatmak için duygularını anlayışla karşılamaktan başka bir yol yoktur.

 

  • Duygulara Ayna Tutmak: Çocukların Duygularını Yansıtmak, Kendilerini Nasıl Hissettiklerini Anlamalarına Yardım Eder

 

 

Çocuklar, ayna karşısındaki görüntülerine bakarak fiziksel olarak neye benzedikleri hakkında fikir edinirler. Aynı şekilde duyguları da başkalarının onlara yansıttıklarına göre isimlendirirler. Bir aynadan istenen şey vaaz ve yorum değil, ancak görüntüdür.

Çok öfkeli görünüyorsun,

Ondan epey nefret ediyor olmalısın,

Bu durumdan bıkmışa benziyorsun

Bunun için çocuklarımın üzüldüğünde ya da kafaları karıştığında onlara öğüt vermek ya da bir şeyi nasıl yapabileceklerini anlattığımız mantık temelli sözler yerine, onları önemsediğimizi ve kendilerini rahat hissettiklerinde bizimle konuşabileceklerini açıkça ifade edersek iletişimimiz iki yönlü de sağlamlaşacaktır.

 

 

  • Kelimelerin Gücü

 

 

Çocuklarının motivasyon kaynağının başkaları değil, kendileri olması daha sağlıklıdır. Bu ne demektir? Bir çocuk bir resim çizip size “Olmuş mu?” ya da “Güzel olmuş” dediğinde ilk vereceğimiz yanıt çoğunlukla “Aa çok güzel olmuş” olur. Ancak bu yanıtı vererek çocuklarımıza, senin performansını ben beğendiğim için güzel ve yaptığın şeyleri başkası beğenmedikçe bir anlamı yoktur mesajını veririz. Ancak bu gibi durumlarda soruyu kendilerine yöneltip onların yaptıkları resimle ilgili neler düşündüklerini genişletebilmek önemlidir. Çocukların onay kaynağının başkaları değil, kendileri olması için değer biçici övgü baskısından kurtulmalıdırlar. Yine burada dikkat vermemiz gereken şey, ortaya çıkan ürünün, zekanın ya da karakterin övülmesi değil, çabanın ve başarının övülmesi olacaktır. Çünkü çocuklar çabaları için övüldüklerinde zor görevlerin üstesinden gelmek için daha azimli olurlar.

Bir çocuk bahçeyi temizlediğinde, bahçenin ne kadar güzel göründüğü ve ne kadar çaba harcandığıyla ilgili konuşulmalıdır, çocuğun ne kadar iyi olduğundan bahsetmek yersiz ve anlamsız olacaktır. “Sen ne kadar mükemmel bir kızsın” gibi bir tepki verdiğinizde bu kaygıya yol açar. Çocuk mükemmellikten uzak olduğunu düşünür ve bu sıfata asla erişemeyeceği fikrine kapılabilir. Bu nedenle sahtekarlığın önüne geçmek için hemen kötü bir davranış sergiler ve yükünü azaltmayı dener. Kişiliğe yapılan doğrudan bir övgü, oldukça rahatsız edicidir. Birisinin cömert, alçakgönüllü, melek gibi, mükemmel olduğunu söylemek o kişi için can sıkıcıdır.

 

Yaptığın kitaplık harika görünüyor

Çocuğun çıkaracağı muhtemel sonuç: Ben yetenekliyim

(Faydasız övgü: Sen harika bir marangozsun)

 

Yazdığın şiir kalbime hitap ediyor.

Çocuğun çıkaracağı muhtemel sonuç: Şiir yazabildiğim için mutluyum

(Faydasız övgü: Sen yaşına göre çok iyi bir şairsin)

 

 

  • Öfkeyle Başa Çıkmak

 

 

Çocuklar yoğun duygular yaşadıkları anlarda mantıklı cümleleri anlamazlar, yalnızca duygusal yakınlığa yanıt veriler. “Kavgayı kim başlattı” gibi bir soru sorarak çocuğunuzu anlamadığınızı gösterirsiniz, onun yerine onların ruhsal durumlarını yansıtmanız gerekir.

 

Örneğin dişçiye gitmek istemediği için yoğun öfke duyan bir çocuğu ele alalım. Çocuğa “Sen artık büyüdün” diye yaklaşmak yerine “Allen’in bugün canı sıkkın, dişçiye gitmek konusunda endişeli. Allen’in hemen şimdi, hepimizin ona saygı duymasına ihtiyacı var.” dediğimizde Allen’in rahatsız edici davranışını bir kenara bırakıp duygularına karşılık vererek ona yardımcı olabiliriz.

 

Çocukların sıkıntılı duygularını yansıtan ve ebeveynlerin yakınlığını ve anlayışını ifade eden empatik bir karşılık, çocukların öfke hallerini değiştirmede etkilidir.

 

 

  • Yalan Söylemeyle İlgili Bir Yöntem: Yalan Söylemeyi Teşvik Etmemeyi Öğrenmek

 

Yalana zorlamak: Ebeveynler çocukları yalana itecek sorular sormaktan kaçınmalıdırlar, bu çocuklara sorguya çekildiklerini hissettirir ve anne-babasının gerçeği duymayı istemeyeceğini düşündüğü için yalana başvururlar.

 

Örneğin 4 yaşındaki Yeşim, oturma odasına öfkeyle geldi ve “Anneannemden nefret ediyorum” dedi. Annesi dehşet içinde: “Hayır nefret etmiyorsun! Büyük anneyi seviyorsun. Bu evde nefret etmeyiz. Ayrıca anneannen sana hediyeler veriyor böyle korkunç bir şeyi nasıl söylersin!!” dedi. Fakat Yeşim ısrarla devam etti: “Hayır ondan nefret ediyorum, nefret! Onu artık görmek istemiyorum.” Annesi o an gerçekten çok üzüldü ve daha sert bir yönteme başvurarak Yeşim’e bir tokat attı.

Yeşim daha fazla cezalandırmak istemediği için tavrını değiştirdi: “Anneciğim, anneannemi gerçekten çok seviyorum” dedi. Annesi buna karşılık olarak Yeşim’e sarıldı ve onu öptü, iyi bir çocuk olduğu için onu övdü.

Peki Yeşim bu değiş tokuştan ne öğrendi? Gerçeği söylemenin ve gerçek duyguları anneyle paylaşmanın tehlikeli olduğunu. Dürüst olursan cezalandırılırsın, yalan söylersen sevilirsin. Gerçekler acıtır, gerçeklerden uzak durmalısın. Anne küçük yalanları seviyor. Anne, sadece hoş olan gerçekleri duymaktan hoşlanıyor. Ona gerçekten hissettiklerini değil, duymak istediklerini söylemelisin.

Yeşim’e doğruyu söylemeyi öğretmek isteseydi, annesi ona nasıl daha farklı yaklaşabilirdi? Yeşim’in üzüntüsünü kabul ederdi: “Artık anneanneni sevmiyorsun. Anneannene neden kızgın olduğundan bahsetmek ister misin?”

 

Dürüstlüğü öğretmek istiyorsak, hoş gerçekler kadar hoş olmayan gerçekleri de duymaya hazır olmalıyız. Çocuklar duygularını ifade ettiklerinde, verdiğimiz tepkilere göre, dürüstlüğün en iyi politika olup olmadığını öğrenirler.

Özetle, biz yetişkinler olarak çocukların duygularını önce anlamlandırma ve tanımalarına yardımcı olma gücüne sahibiz. Daha sonraki adımda, duygularımızı kontrol eden sağ beyin ile mantığı kontrol eden sol beyinin beraber çalışmasını sağlamak mümkün. Bunun için çocuklara onlarla empati yapabildiğimizi göstermek ve önemli olduklarını hissetmek gereklidir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir