Bahar Ulukan ile Röportaj

Çocuk edebiyatı ve yayın dünyası hakkında, Doğan Egmont Yayınevi’nin değerli editörlerinden , Bahar Ulukan ile röportaj yaptık ! Uzun zamandır edebiyat ile ilgilenen Bahar Hanım, aklımıza takılan sorulara keyifli cevaplar verdi. Keyifli Okumalar !

  • Çocuk edebiyatı sizce nedir?

Çocukluk kavramının Rönesans’ın ardından icat edildiğini düşünecek olursak, çocuk edebiyatını da aslında (yetişkinler tarafından) icat edilmiş bir tür olarak kabul edebiliriz. Çocuk için edebiyat ne anlama gelir? Bence yetişkinler için ne anlama geliyorsa aynısı: Bireyin kendisini tanıma, hayatı ve çevresini sorgulama ve anlamlandırma macerasında sadık bir yol arkadaşıdır edebiyat. Dolayısıyla çocuk edebiyatı da bu yolda daha yeni yürümeye başlamış bireyler, yani çocuklar için, aynı yoldaşlık misyonuyla donanmıştır. Çocuk kitap okurken kendini arar, duygularını tanır, insanları ve toplumsal ilişkileri keşfeder, doğa ve dünya konusunda bilgilenir, sorular sormayı, düşünmeyi öğrenir. Ve en önemlisi hayal kurar. Kitaplar aracılığıyla kendi dünyasının dışında çıkmayı başaran çocuk başka dünyaların hayaline dalar. Çocuk edebiyatı işte bu hayale açılan geniş bir kapıdır bana göre.

Çocuk edebiyatının, onu yetişkin edebiyatından ayıran, kendine has bir yanı da var elbette. Bunu da başta bahsettiğim “icatlara” borçluyuz. Zaman içinde çocuk gelişimi alanında yapılan çalışmaların ve elde edilen bilgi birikiminin, çocuğun psikolojik- zihinsel gelişimlerine karşı hassas bir dil kurmada çocuk edebiyatına değerli bir katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Artık ölüm, şiddet, hastalık gibi birtakım zorlu konuların çocuklara aktarılış biçimi ve zamanı konusunda daha bilinçliyiz.

Öte yandan, bazen çocuk edebiyatından bahsedilirken sanki “küçük” bir edebiyattan söz edilir gibi oluyor. Bu küçümseme tonundan hoşlanmıyorum, hem de edebiyat hem de çocuklar adına. Halbuki yetişkinler için “yeterince iyi” sayılmayan bir metinden çocukların  zevk alması beklenemez. Bir yetişkinin “sıkıcı”, “saçma” ya da “didaktik” bulduğu bir öykü, çocuk için de en az o kadar sıkıcı, saçma ya da didaktiktir. Bir çocuk kendisi için üretilmiş herhangi bir metni okurken azarlandığını, terbiye edildiğini ya da aptal yerine konduğunu hissederse o metnin şansını kaybettiğini düşünüyorum. Evet, çocuklara zorla birtakım kitapları okutabiliriz belki, ama bu şekilde edebiyatı sevmelerini sağlayamayız. Sağlam bir kurguyu, özgün bir anlatımı, zengin bir içeriği  her okur talep eder, bunda bir yaş sınırı olamaz.  Dolayısıyla iyi edebiyat yetişkinlerin olduğu kadar çocukların da hakkıdır. Bu anlamda çocuk edebiyatı ürünleri iyi edebiyatla donanmış olmakla yükümlüdür.

  • Çocuk edebiyatı ve bu alandaki editörlük sürecinizde sizi motive eden kaynaklar neler oldu? Sizin çocuk edebiyatı algınızı oluşturan, etkilendiğiniz kaynaklar neler?

Annem ilkokul öğretmeni olduğu için çocuk kitaplarıyla dolu bir evde büyüdüm. Okumayı öğrendikten hemen sonra çocuk kitapları hayatımın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Önce evimizdeki, sonra tanıdıklarımızın evlerindeki kitaplıklara dadandım. Sonra da okul ve şehir kütüphanelerine. Benim büyüdüğüm evde kitap değerliydi, hiçbir zaman istediğim kadar çok kitabım olmadığını düşündüğümü, gözümün hep başkalarındaki kitaplarda kaldığını hatırlıyorum. Hatta büyüyünce hiç fiyatına bakmadan istediğim kadar kitap satın alabilmeyi hayal ederdim. Kısmen de olsa bu hayalimi gerçekleştirebildim neyse ki. Ama hâlâ gözüm başkalarının kitaplarındadır, hep merak ederim kim ne okuyor, okuduğunu beğendi mi, neden beğenmedi… Bu da sanırım kendime en uygun mesleği seçtiğimi doğrulayan bir işaret.

Çocuk edebiyatı için özellikle geleneğin sağlam bir zemin teşkil ettiğini düşünüyorum. Ne yapılacaksa onun üstüne, gerekirse onu kırıp parçalayarak ama yine de ondan yola çıkılarak inşa edilebilir. Dolasıyla beni etkileyen ve besleyen kaynaklar yerli ve yabancı özellikle klasik eserlerdir diyebilirim. Bu sene Tevfik Fikret’in yüz yılı aşkın bir süre önce yazdığı Şermin adlı unutulmaz eserini sevgili Refik Durbaş’ın günümüz Türkçesine uyarladığı haliyle yayına hazırlarken kitapta yer alan çoğu şiiri birkaç kuşağın ezbere biliyor olması ve günümüz çocuklarının da aynı zevkle okuyacak olmaları gerçekten heyecan vericiydi. Belki de Şermin’i okuyan çocuklardan yeni Tevfik Fikret’ler yetişeceği hayalidir bana bu heyecanı veren, bilemiyorum, ama kesinlikle umutlanmaya değer.

Değerli yazarlar, çizerler ve çevirmenler eşliğinde çocuk edebiyatı alanında çalışmak, üretmek, çocuk kitaplarını yayına hazırlamak benim için çocukluğumda özlemini duyduğum, hayalini kurduğum bir hayata kavuşmuş olmak anlamına geliyor. Bu anlamda kendimi çok şanslı buluyorum. Çocuklar için, onlara arkadaşlık edecek, onları avutacak, hayaller kurduracak, sorular sorduracak, düşündürecek kitaplar seçmek ve hazırlamak benim için en büyük motivasyon zaten. Kendimi hiç bitmeyecek, büyümeyecek altın bir çocukluğa hizmet ediyormuş gibi hissediyorum. Bunun bana sağladığı doyum ve mutluluk o kadar büyük ki başka bir alanda çalıştığımı hayal edemiyorum.

  • Aynı zamanda çevirmenlik de yapıyorsunuz. Bir kitabı çevirmeye nasıl karar veriyorsunuz? Sizi etkileyen unsurlar neler oluyor?

Ortaokul ve lisede yoğun bir dil eğitimi (İtalyanca, İngilizce, Latince) aldım. O yıllarda İtalyan edebiyatından seçme öyküler okurken çok etkilendiğim parçaları, hatta bazen de şiirleri, mutlaka Türkçeye çevirir, anneme ve arkadaşlarıma okurdum. Yabancı bir dilde üretilmiş eşsiz parçaları anadilime çevirmek bana büyük haz verirdi. Bazen de tam tersini, çok sevdiğim Türk yazarların ve şairlerin eserlerini İtalyancaya çevirmeye girişirdim. Utangaç  bir aşkla ilerlediğim bu süreçte annem ve öğretmenlerim bana her zaman çok destek oldular ve cesaretlendirdiler. Üniversite üçüncü sınıfta yine bir öğretmenimin teşvikiyle (ama kitabı İtalya’dan ben bulup getirmiştim!) ilk çevirimi yaptım. O günden beri, yani yaklaşık on beş yıldır, özellikle çocuk kitaplarına yoğunlaşarak, hep aynı zevk ve hevesle İtalyanca ve İngilizceden çeviriler yapmaya devam ediyorum. Son kertede aslında bunu da çocuk edebiyatı ve çocuklarımız için bir hizmet olarak görüyorum.

Bir kitabı çevirmeye karar vermeden önce mutlaka okur, bende uyandırdığı hisse göre hareket ederim. Türkçeye çevrilmesinin bir anlamı olup olmayacağını düşünürüm. Sonra onu layığıyla aktarıp aktaramayacağımla ilgili kendimi sınarım. Son olarak zamanlamaya dair plan yapıp kendimi ikna ettikten sonra, gönül rahatlığıyla çeviriye başlayabilirim.

Bahar Ulukan ve Sevim Ak’ ın ortak çalışmalarından bir kare.

  •     Türkiye’de çocuk edebiyatı konusunda neleri eksik buluyorsunuz? Sizce bu alan nasıl gelişmeli? Neler yapılabilir?

Çocuk edebiyatı tüm dünyada zamanın ve coğrafyanın sosyal, kültürel, teknolojik ve tabii pedagojik hassasiyetlerine göre değişimler, dönüşümler geçiren bir alan. Türkiye’de de çocuk edebiyatının özellikle son zamanlarda yoğun bir hızla gelişmekte olduğunu söyleyebiliriz.  Baskı kalitesinden tutun, içeriğin zenginleşmesine dek birçok alanda yol katedildi. Yazarlar, çizerler, yayınevleri; herkesin bu alanda çabaları ve üretimi arttı. Fakat elbette niceliksel artış beraberinde niteliksel artışı getirmiyor ne yazık ki. Okurun da yayınevlerinin de her zamankinden daha seçici ve hassas davranması gerekiyor.

Öte yandan çocukların kitap seçimleri konusunda biraz daha özgür kalabilmelerini diliyorum. Bu konuda ebeveynlere ve öğretmenlere olduğu kadar yayıncılara da görev düşüyor elbette. Kitaplarda yer yer rastlanan “öğreten” hatta bazen “ezberleten” ses tonunun görünmez hale gelmesi gerekiyor. Edebiyatın gücünü kullanarak çocukta duyguları ve hayal gücünü tüm şiddetiyle harekete geçiren, çeşitli konularda uzak farkındalık yaratan kitapların daha görünür ve tercih edilir hale gelmesi için çaba harcamak gerekiyor. Örneğin son dönemlerde kız çocuklarına özgüven aşılayan, cinsiyetçi tutumlar konusunda farkındalık yaratan kitapların yükselişini olumlu buluyorum ve önemli bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını düşünüyorum.

Çocuk edebiyatının, sadece ülkemizde değil, tüm dünyada, konu, karakter, kurgu, anlatım, hatta biçimsel özelliklerinde dahi daima renklenmeye, kendini güncellemeye, zenginleşmeye, çocukları kendine çekmek için yeni yollar keşfetmeye ihtiyacı var. Bu ihtiyaç bence hiçbir zaman tükenmeyecek. Bu konuda hem ülkemizden hem de dünyadan umutluyum.

  • Türk ve Dünya edebiyatında en sevdiğiniz örnekler neler? Çocuk kitapları arasında, sizin başucu kitaplarınız neler?

Günümüzde hem ülkemizde hem de dünyada çocuk edebiyatı adına çok sayıda seçkin eserden bahsedebiliriz. Ama ben hâlâ çocukken en sevdiğim kitapları başucumda bulunduruyorum, çünkü onları beni küçük yaşta edebiyatın büyüsüyle sarmalayarak belki de bugünümü çizmiş kitaplar olarak kabul ediyorum. İlk sırada, René Goscinny tarafından yazılmış ve Jean-Jacques Sempé tarafından resimlenmiş Pıtırcık serisi geliyor. Her yönüyle mükemmel bulduğum bu seriyi çocuk gerçekliği açısından çok başarılı bulurum ve okumaya hâlâ doyamam. Ardından, Küçük Vampir serisi, öncelik Matilda ve Bay ve Bayan Kıl’da olmak üzere tüm Roald Dahl kitapları, tüm Astrid Lindgren kitapları, Gianni Rodari ve Angela Nanetti kitapları, Maurice Druon’un biricik kitabı Yeşil Parmaklı Tistu, vazgeçilmez Andersen Masalları ve elbette Küçük Prens. Yine çocukluğumda beni çokça duygulandırmış ve etkilemiş Kemalettin Tuğcu (annem çok sevdiği için ben de okurdum), Gülten Dayıoğlu, Yalvaç Ural, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz kitaplarını da unutmam mümkün değil. Tahmin edeceğin üzere, evin her odası gibi uyuduğum oda ve başucum da çocuk kitaplarıyla dolup taşıyor !

Gözde Akoğlu

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir