Gülçin Feyzioğlu ile Röportaj

Kendi oyuncaklarını kendi tasarlayan ve alana yepyeni bir soluk getirip, kısa sürede pek çok kişinin dikkatini çekmeyi başaran sayın Gülçin Feyzioğlu’na birkaç sorumuz oldu 🙂 El emeğinin güzelliğini ve girişimciliğin önemini bize yeniden hatırlatan Gülçin Teyzemize teşekkür ederiz 🙂

l

Piyasada gördüklerimizden çok daha farklı, el emeği ürünler tasarlayıp, üretiyorsunuz. Biz de bu süreci merak ettik. Nasıl başladı ? Nasıl ilerledi bu fikirler?

Gülizar’ın Oyuncakları marka adım.Bebek ve çocuklara daha renkli ve neşeli bir dünya sunma isteği ile oluştu Gülizar’ın Oyuncakları.

2009 yılı sonları hediye bir oyuncak almak ihtiyacı ile önce oyuncakçı dükkanı aradım.Karşıma çıkanlar ya uzak doğu üretimi, kalitesiz,basmakalıp, kötü boyalı , kısa zamanda bozulacak oyuncaklar ya da lisanslı, her yerde ayni, pahallı oyuncaklar…Gerçekten doğru dürüst oyuncakçı bile yok. AVMlerin oyuncak bölümünün ihtiyacı görmesi bekleniyor. O gün gördüğüm bu eksiklik beni bu günlere getirdi.Annemin terzi olması sebebi ile temel dikiş bilgisine sahiptim. Çocuklarımın önce okul, sonra iş sebebi ile evden ayrılmış olmaları nedeniyle de bolca boş zamanım vardı.Çok sevdiğim yeni bir işim olmuştu.Mesele uygun malzemeleri bulmaya kalmıştı.Uzun zaman araştırma yaptım.İstediğim; olabildiğince sağlıklı malzemelerle ,pozitif enerji veren sevimli bez bebekler ve bez oyuncak hayvanlar dikmekti.Hepsi sevimli, şaşkın bakışlı ve ağız dolusu gülen bebekler ve hayvan oyuncaklar böyle oluştu

Sizin gibi girişimcilere neler önerirsiniz? 

Ben her çocuğun mutlaka bir bez oyuncağının olmasını diliyorum… Aileler çocuklarına el emeğini tanıtmalı, değerini öğretmeli.Buradan yola çıkarsak, bez oyuncak üreticilerinin  daha çok olması gerekir.Çocukları ve dikişi sevenler bu işe el atabilirler.Ancak çokça sabır gerekiyor.Çünkü günümüzde aileler daha çok pahallı, gösterişli veya çok ucuz , hemen bozulan oyuncaklara yöneliyor. El emeği ülkemizde ne yazık ki değerini bulmuyor. Bu işe el atacakların , hedef kitleye ulaşıncaya kadar sabretmelerini öneririm.

Sizi bu sürece neler itti? Biri otuz yaşında diğeri 23 yaşında olan iki oğlunuz var. Onları yetiştirirken fark ettiğiniz eksiklikler sizi etkilemiş olmalı. Çocuk yetiştirirken tecrübe edindiğiniz hangi durumlar sizin bu tasarım sürecinizi besledi?

Çalışan iki çocuklu bir anne olduğum için , kendi çocuklarımı büyütürken bu eksikliği hissetmedim.Yıllar sonra… Ayrıca ben çocuklarımı büyütürken, bu kadar çok uzak doğu istilasında değildik.Plastik de olsa oyuncak bulmak mümkündü. Ne kadar ihtiyaç giderdiğimi bilmiyorum ama doğru bildiğim işi yapıyorum.

Yıllardır makyajlı, ince kadın hatlarına sahip bebeklerin çocukların başta sosyal gelişimleri olmak üzere pek çok alanda zararları dile getiriliyor ama hala böyle bebekler ve oyuncaklar tüketiciler tarafından tercih edilmeye, üretilmeye devam ediyor. Sizin ise bebekleriniz oldukça farklı. Piyasada diğerlerine göre az bulunan ama çok daha sağlıklı bebekler ve oyuncaklar tasarlıyorsunuz. Sizin, diğerlerinin aksine bu oyuncakları üretmeyi tercih etmenizin sebebi ne?

Ben çocukların çocukça yaşamaları gerektiğini düşünüyorum.Çocuklar önce kendileri çocuk gibi olmalı.Çocuklukları bitince zaten yetişkinlikleri ömür boyu sürecek.Onun için anneler önce çocuklarına uygun kıyafetler ve oyuncaklar seçmeli.Kızların görüntüleri ile değil, kendi öz değerleri , akılları , kişilikleri ve oluşturdukları kimlikleri ile var olmayı öğretmeli. Bunun için de çocukça giyimi olan, makyajsız, sevimli, pozitif enerji veren bebekler ve oyuncaklar üretmeyi tercih ediyorum.

 

Diğerleri yerine bu bebekleri tercih eden annelerin yorumları nasıl oluyor? Çocuklardan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Benim oyuncaklarımı biraz daha eğitim seviyesi yüksek kesim talep ediyor ve onların çocukları. Ya da bu kesimden yetişkinler kendileri için satın alıyor. Hepsinin el işi olduğunu öğrendiklerinde önce şaşırıyorlar.O kadar çok basmakalıp ürünlere alışılmış ki….Çok şaşırtıcı geliyor el yapımı oyuncak.İlgisini çeken çocuk elinden bırakmak istemiyor zaten .Ama bazılarını da hiç ilgisini çekmiyor.

Engelli bireyleri de yansıtan karakterler tasarlamayı da düşünüyor musunuz? Bundan sonra bizi nasıl tasarımlar, oyuncaklar bekliyor?

Engelli bireyleri yansıtan bebekler yapmayı düşünüyorum.Ne kadar ilgi çeker bilmiyorum.Ama çocuklar hayatın içinde ve hayatın gerçekleri ile yüzleşerek büyütülmelidir.Hayat toz pembe değil sadece, her rengi yaşamak lazım.

Bundan sonra yeni tekniklerle, yeni malzemelerle başka bez bebekler ve oyuncaklar üretmeyi düşünüyorum.Aklım sürekli yeni tasarımlarla  meşgul.

Sağlıklı toplumlar, sağlıklı çocuklar ve yetişkinlerden oluşur. Yarınlar için çocukların hayal dünyalarına ihtiyacımız var.Bu hayal dünyalarını beslemeliyiz.Çünkü oynamayan tay, at olmaz.

Dilerseniz GülizarınOyuncakları sosyal medya hesaplarını takip ederek, daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

 

Gözde Akoğlu

KURAL NEDİR? NEDEN KURALLARA İHTİYAÇ DUYARIZ

 

Kurallar ve Beklentiler –  SINIF ORTAMI

  • Evde ve okulda kural koymadan önce aslında “kural” kavramını tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Türk Dil Kurumu’na göre kural: ” davranışlarımıza yön veren, uyulması gereken ilke ” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre evde, işte, okulda, trafikte kısacası hayatın her alanında belli kurallara ihtiyaç duyarız. Ancak “kurallar” kelimesini özellikle ev içinde ve okul ortamında kullanırken “beklentiler” olarak düzenlediğimizde daha kapsayıcı ve daha ılımlı bir hal aldığını görüyoruz. Çocuk Davranışlarını Anlama ve Yönlendirme dersimizde Sayın Mine Göl Güven’den, öğrendiğimiz “kurallar değil beklentiler” düşüncesi hepimizin kurallara olan bakış açısını değiştirdi. Bu yüzden yazı boyunca kural kelimesini “beklentiler” ışığında tekrar yorumlamanızı istiyorum.

  • Yukarıdaki resimde de görüldüğü gibi kurallar açık, anlaşılır ve az sayıda olmalıdır. Her sınıfın kural ve beklentileri farklı olabileceği gibi yukarıdaki görseli kullanan sınıf göz kontağı kurmayı, birbirini dinlemeyi, sessizce konuşmayı, yardım etmeyi ve sınıf içinde koşmamayı birbirinden beklemektedir.
  • Açık kurallar sınıfın iyi organize olmasını kolaylaştırır.
  • Bütün çocuklar ve yetişkinler kuralları bildiğinde ve takip ettiğinde sınıf daha sakin, güvenli, düzenli ve tahmin edilebilir bir hal alır. Ayrıca iyi düzenlenmiş sınıflar çocuklara kendi kendilerini kontrol etme anlamında yardımcı olur. Son olarak iyi düzenlenmiş sınıflarda herkes için daha fazla öğrenme imkanı vardır.
  • Bu noktada kuralların okulda öğrenciler ve öğretmenin; evde de çocuklar ve ebeveynlerin ortak çalışması olması çok önemlidir. Beklentilerin tüm grup tarafından benimsenmesi ve sahiplenilmesi için birlikte hazırlanması gerekir. Öğretmen dönem başında kurallar ile ilgili büyük grup zamanında bir beyin fırtınası yaratarak grubun kendi kurallarını şekillendirmesinin ilk basamağını atar. Daha sonraki süreçte öğretmen çocukların söylediklerini bir tahtaya yazar ve birlikte karar verilen, pozitif cümlelerden oluşan bu kurallar sınıfa asılır.
  • Beklentiler çocuklara ne yapması ve ne yapmaması gerektiğini anlatan bir liste değildir. Genellikle bir sorundan doğarlar ve grubun bu sorunu nasıl çözebileceklerini tartışması üzerine bulunurlar. Bu yönüyle kurallar dinamiktir. Süreç içinde tekrar yorumlanarak değiştirilip geliştirilebilir.
  • Beklentiler herkes tarafından hazırlandığı için aynı zamanda sorun önleyicidir. Zorlayıcı bir davranışla karşılaşıldığı zaman öğrenmen çocukla birlikte kuralların asılı olduğu tabloyu inceler ve yapılan davranışın hangi kurala uymadığını kendisinin bulmasını ister. Daha sonra öğretmen bu durumda yapılabilecek alternatif davranışı sorar ve aldığı cevabı sözel olarak ödüllendirir. Bu konuşmalar ile çocuklar sorumluluk sahibi olma ve sorunları kendi kendilerine çözme becerisi kazanır.

Beklentilerin Uygulanması

  • Beklentiler evde/okulda görünür şekilde asılı olmalıdır. Ayrıca görseller ve renkli yazı karakterleri ile desteklenmelidir Ancak sadece asmak yetmemektedir. Çocukların bu beklenti ve kuralları öğrenmesi ve pratikte uygulaması gerekir.
  • Beklentiler sistematik ve tutarlı bir şekilde öğretilmelidir. İlk zamanlarda daha çok pekiştireç kullanılmalı, daha sonra yavaş yavaş azaltılmalıdır. Aşağıdaki linkte sınıf ile birlikte kuralları tekrar eden öğretmen ve çocukları göreceksiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=9T7UJwU1ce0&t=2s

  • Videoda öğretmen öncelikli olarak öğrencilere sınıflarında bulunan kuralları sorar. Çocuklar yavaşça ellerini hareket ettirerek yürüyen ayaklar cevabını verir. Öğretmen daha sonra koşan ayakların nasıl olduğunu sorar ve öğrenciler ellerini hızlı hızlı hareket ettirir. Öğretmen koşan ayakların nerede uygun olduğunu sorar ve dışarıda cevabını alır. Yürüyen ayakların nerede uygun olduğunu sorduğunda ise içeride cevabını alır. Daha sonra sınıfa ikinci kurallarının ne olduğunu sorar. Bunu sorarken çocuklara isimleri ile hitap eder. Çocukların dışarı sesi şeklinde cevap vermesi üzerine öğretmen gürültülü bir dışarı sesi ile merhaba demelerini ister ve sınıf merhaba diye bağırır. Daha sonra öğretmen çocuklardan içeri sesi ile merhaba demelerini söyler. Çocuklar bu defa kısık sesle merhaba der. Üçüncü olarak sınıfın yumuşak dokunuş kuralı söylenir. Öğretmen bütün çocukların yumuşak dokunuşu göstermelerini ister. Dördüncü kural olan el sıkışma ve selamlaşma da aynı şekilde uygulanarak gösterilir. Öğretmen çocuğa son kurallarının ne olduğunu sorduğunda çocuk sıra beklediklerini söyler. Öğretmen nedenini sorar ve çocuklarla sohbet etmeye başlar. Herkesin aynı anda kütüphane köşesinde olması durumunda neler yaşanabileceğini sorar, gelen cevabı öğretmen de tekrar ederek pekiştirir.
  • Videoda da görüldüğü gibi sınıf kuralları sınıfın rutinine dahil edilerek ve eğlenceli bir şekilde öğretilebilir.
  • Öğretmenler/ ebeveynler yapılan olumlu davranışlara odaklanmalıdır. Bu durum sınıf/ev atmosferini direk olarak etkileyecektir. Unutulmamalıdır ki çocuklar ancak kendilerini değerli hissettikleri, sevildiklerini ve kabul edildiklerini bildikleri bir ortamda öğrenebilir.
  • Sonuca değil sürece önem verilmelidir.
  • Pekiştireçler kullanılarak olumlu davranışın artması desteklenmelidir.

– “Not tuttuğunu görüyorum.”

-“Kullandığın materyali yerine kaldırdığını gördüm. Bu hoşuma gitti.”

  • Beklentiler oluşturulurken olumlu cümleler kurulmalıdır.

-“Hızlı koşma!” yerine “Yuvarlak grup zamanında yavaş yürümemiz gerekli.”  cümlesi tercih edilmelidir.

  • Okul öncesi grup için en fazla 5 sınıf kuralına yer verilmelidir.

Beklentilerin Uygulanması Sırasında Bazı İpuçları

  • Beklentilerin uygulanması sırasında çocukların olduğu kadar öğretmenlerin/ebeveynlerin de hassas davranmaları gerekmektedir. Bu durum çocukları da beklentiler karşısında daha sorumluluk sahibi kılacaktır.
  • Beklentilerin tutarsız bir şekilde uygulanması durumunda çocuklar sınırlarını test etmek isteyeceklerdir ve bu durum bazı karşı çıkmalara ve zorlayıcı davranışlara sebep olabilir.
  • Çocuklar öfke nöbetine girdikleri zaman öğretmenin/ebeveynin ilk önce çocukların sakinleşmesi için uygun ortam sağlamaları daha sonra olay hakkında konuşmaları gerekmektedir. Öfke nöbeti sırasında çocuğun istediği şeyin yapılması daha sonraki süreçte de çocuğun bu yöntemi istediği şeyleri yaptırmak için kullanma olasılığını arttıracaktır. Bu yüzden kısa süreli çözüm yerine çocuğa sorun çözme becerisi kazandırmak daha uzun ancak kalıcı bir öğrenme biçimidir.
  • Birlikte hazırlanan sınıf kuralların altına çocukların ve öğretmenin imza atması grubun kuralları benimsemesine yardımcı olabilir.
  • Kurallar oluşturulduktan sonra sınıf içinde kuralların uygulandığı resimler çekilerek panoda grubun kendi resimleri kullanılabilir. Bu durum yine çocukların kuralları sahiplenmesine yardımcı olur.
  • Son olarak öğretmenin öğrencilerin dikkatini çekmesi için sürekli olarak “yapma, sus, koşma, dur” kelimeleri yerine sınıfın kendi rutin toplanma ve dikkatin öğretmene verilmesini sağlayacak ortak bir mesaj bulunması önemlidir.

Örneğin:

-Öğretmenin sınıfa: “Heyyy sennn diye eğlenceli ve ritimli bir şekilde seslenmesi üzerine çocukların: “Hoooo bennn…” şeklinde karşılık vermesi

Ya da:

-Öğretmenin sınıfa: “1-2-3 gözler bende” şeklinde eğlenceli ve ritmik bir şekilde seslenmesi üzerine

Çocukların: “1-2 gözler sende” şeklinde karşılık vermesi örnek verilebilir.

  • Tüm bu unsurlar aslında sınıfı öğrenme ortamı bakımından daha verimli hale getirmek amacını taşır.

 

Kaynakça

-Çocuk Davranışlarını Anlama ve Rehber Olma, Mine Göl-Güven, ph.D.

-Gartrell, D.(2004). The Power of Guidance. NAEYC.

-Robert J. Mackenzie (2013) Çocuğunuza Sınır Koyma 2. Yakamoz Yayınevi

Yazan : Aylin Tuğrul

Erken Çocuklukta Cinsiyet Eşitliği

Erken çocukluk döneminde başlayan ve neredeyse hayat boyu devam eden kadın erkek arasındaki sosyolojik fark ne yazık ki üçüncü dünya ülkelerinde oldukça fazladır. Doğumdan itibaren düşünüldüğünde, erkek egemen toplumlarda, kadınlardan erkek çocuk doğurması beklenir ve doğan çocuk kız olduğunda anne suçlanır; oysa ki çocuğun cinsiyetini belirleyen babadan gelen kromozomdur. Tam da bu noktada, bilimden uzak, tıp ve teknoloji alanlarında gelişmeleri takip etmeyen; varlığına yalnızca kadına karşı üstünlük sağlama,  onu aşağılama ve evine para getirme anlamları yükleyenler, içinde bulunduğu toplumu medeniyetten uzaklaştıranlardır. 

Gelişimsel olarak devam edilecek olursa, doğan kız çocuğu kuvözde ağladığında aileden gelen “kim ağlattı benim kızımı” şeklindeki tavır ona acıma duygusunu pekiştirirken; erkek çocuğuna karşı “ağlasın aslan oğlum” tavrı onu yüceltmeye ve yaptığını doğrulamaya yöneliktir.

Doğumdan itibaren, bilinçsiz aile tarafından kız çocuğuna alınan oyuncak bebek, yemek takımı, ev aletleri gibi oyuncaklar onu eve bağlar, merhamet duygusu yükler ve annelik görevine vurgu yapar. Erkek çocuğuna ise, araba ve silah gibi sırasıyla onun topluma girmesini sağlayan, saldırgan ve savaşçı ruha sahip olmasına neden olan oyuncaklar alınır. Dikkat edilmezse, materyallere yüklenen “hidden curriculum” denilen örtük program ile çocuklar, istemsizce yanlış yetiştirilebilir.

Bu dönemin devamında ortaya çıkan çocuklardaki cinsellik merakı ve öğrenme arzusu da doğru ve somut bir anlatımla giderilmelidir. 11 yaşından önce çocuk, Piaget’nin dördüncü ve son bilişsel gelişim evresi olan soyut işlemler dönemine henüz girmediği için, bilgiler onlara somut bir şekilde aktarılmalıdır. Henüz somut işlemler döneminde olan çocuklar, üst düzey gruplama ve yalnızca kendi cinsiyetinden olanlarla yani aynı oyuncakları paylaştıklarıyla (araba vs. bebek) oyun kurmaya başlar ve kendini karşı cinsten uzaklaştırır. Bu evrede ebeveynler tarafından daha dikkatli olunması gerekirken, bazı toplumlarda, erkek çocukları için dinsel ve töresel bir gelenek olan sünnet düğünü bu dönemde yapılır. Erkek çocuğu, görkemli bir düğünle “daha da erkek” olur, bu durum kutlanır. Kız çocuğu ise o dönemde cinsiyetini yüceltecek bir “düğün” ile karşılaşmaz. Erkek çocuğu sünnet olduktan sonra , “göster amcalara pipini” şeklinde bir ifadeyle karşılaşırken, kız çocuğu ise “ört bacaklarını” şeklinde bir tavırla yüz yüze gelir. Pipisini göstermenin takdir edildiği bir evrede, çocuk devresel tepki kazanımını edinmiştir ve takdir edilme arzusuyla sürekli aynı hareketi yapma isteğine maruz kalır. Girdiği ortamlarda sünnetli pipisini göstermenin belki de kimliğinin önüne geçtiğini fark edemeyen çocuk, varlığının pipisine bağlı olduğunu bile düşünebilir. Tam da kendini karşı cinsten soyutladığı bu gelişimsel evrede, artık kız çocuğu onun için oldukça farklı ve ulaşılması güç bir konumdadır. Kız çocuğunun örtmezse cezalandırıldığı ve örttükçe gizeminin arttığı, erkek çocuğunun ise açtıkça cesaretlendirildiği bir toplumda olacaklar çok da şaşırtıcı değildir.

Bilişsel gelişimde son evreye yani soyut düşünebilme dönemine giren çocuk, ergen egosantrizmi yaşar ve yalnızca kendi doğrularını kabul eder. Erikson ise bu döneme, kimlik kazanımına karşı rol karmaşası adını vermiştir. Bilişsel gelişime ek olarak, fiziksel ve davranışsal gelişim daha ön plandadır. Bu dönemde, üçüncü dünya ülkelerinde kız çocuğuna kazandırılan annelik kimliği ve erkek çocuğuna kazandırılan askerlik yani koruma kimliği toplumların gelişmişlik seviyesini gösteren en temel faktörlerden biridir. Kız çocuğuna tanınmayan eğitim ve kendini gerçekleştirme hakkı onun toplumdan uzaklaşmasına neden olur ve toplum tarafından baskılanan anne kimliği ile çocuklarını da bu yönde yetiştirmeye başlar. Buradan anlaşılacağı üzere,  toplumları sosyal açıdan geliştiren beyin gücü değil, içindeki çocukların yetişme tarzıdır. Erken çocukluk döneminde verilmek istenen akademik bilgiden ziyade, çocuklara olgusal yargılar ve değer yargıları öğretilmelidir. Bu sayede, toplumsal bütünlük sağlanır ve işlevselci bakış açısına sahip Durkheim’in de vurguladığı gibi her birey toplumdaki görevini bilinçli bir şekilde yerine getirir.

Tüm bunların gerçekleşmesi için öncelikle annelerin nitelikli yetişmesi gerekmektedir, bu da onlara tanınan hak ve özgürlükler sayesinde olur. Kadınlar da toplumda söz sahibi bireyler olarak, yaşama hakkı için değil sosyal haklar için mücadele etmelidir. Kadın erkek fark etmeksizin, mücadele ile kazanılmış haklar daha değerlidir ve bu haklara daha çok sahip çıkılır. Britanya’daki büyük ayaklanma sonrası elde edilen kadın hakları buna örnektir. Şuan neredeyse tüm dünya ülkeleri arasında, seçme ve seçilme hakkına en çok sahip çıkanlar İngiliz kadınlarıdır. Bir toplumda da, kadına, çocuğa ve hayvana verilen değer ne kadar yüksekse, oradaki insanların yaşam kalitesi de o kadar yüksektir.

Bir çocuk yetiştir, tüm dünya değişsin!

Feyza Yeliz Bayındır

 

Mitler & Masallar

İlk hikayelerimiz genelde masallarımız olur. Hepimizin aklında yer eden, bir büyüğünden dinlediği ve ömrü boyunca unutamadığı masalları vardır.  Sizin için son dönemde derlenen ya da yeniden yayınlanan ve kültürel mirasımız için çokça önemli üç kitabı inceledik 🙂

 

İlk kitabımız Sümer Hayvan Masalları. Yazar Yalvaç Ural’ın iki yıllık büyük emeği sonucu ortaya çıkan kitap, Sümerleden kalma yazıtların derlenmesi ile oluşuyor. 196 sayfalık eser, farklı hayvanların hikayeleri üzerinden toplumsal hayata ışık tutuyor. Zarar görmüş yazıtları da, kendi hayal gücü ile birleştirip yorumlayan yazarımız, bizlere binlerce yıl öncesinden etkileyici bir fabl seçkisi sunuyor.

Kitap, yazı tipi ve kalınlığı ile daha çok ilkokul çağına uygun olsa da, içeriğindeki fablları erken yaşlardan itibaren çocuklarımıza sadeleştirerek okuyabiliriz.

 

4000 yıl önce dile getirilen masallar, bu güzel derleme sayesinde, bizim çocuklarımızın rüyalarını süsleyebiliyor. Keyifli okumalar!

 

 

 

Başka bir Sümer masalı dizimiz de, tarih çınarlarımızdan Muazzez İlmiye Çığ’a ait. Ülkemizin yetiştirdiği en değerli bilim insanlarından ve dünyadaki en önemli üç Sümerolog’dan biri olan Muazzez İlmiye hanım, 2003 yılında Sümer hayvan masallarından derlediği masal kitabını yayınlıyor. Kitap hem içeriği hem de görselleri ile erken dönemlerden itibaren çocukların ilgisini çekecektir J Binlerce yıl öncesinden bize seslenen masallar, tarih bilimini sevdirmek ve eski dönemler hakkında düşündürmek, hayal gücünü geliştirmek adına eşsiz bir kaynak.

 

Bir diğer yandan, kitabı okuduktan sonra Muazzez İlmiye Çığ hakkında kısa da olsa bilgi vermek, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin baskın olarak yaşandığı ve kız çocuklarının kendilerini geri planda tuttuğu toplumumuzda oldukça önemli. Değerli hocamızın başarılarını bilmek, dünyadaki saygınlığını anlamak çocuklarımıza cesaret verecektir. Keyifli okumalar!

Dilerseniz, yazar hakkında hem kısa hem de ayrıntılı bilgileri http://listelist.com/muazzez-ilmiye-cig/ ’dan öğrenebilirsiniz  🙂

Diğer bahsetmek istediğimiz kitabımız Yunan Mitleri. Alfa Yayıncılığın hazırladığı  ve 2017 yılında Türkçeye kazandırılan kitabın çevirmeni Abdullah Yılmaz. Yazarları ise  Ingrid d’aulaire ile Edgar parin d’aulaire.

Tarih araştırmacıları olan yazarların edebiyata kazandırdıkları pek çok eser var. Tarihi, gençlere ve çocuklara anlatan yazarların Yunan Mitleri derlemesi, 12- 15 yaş aralığındaki gençlere hitap etse de, hepimizin uzun makaleler ve araştırmalar yerine tercih edeceği türden.

Yunan mitleri ile çocuklar antik dönemi öğrenirken, hayal güçlerinin sınırlarını zorlayacaklardır. Keyifli okumalar!

 

 

Bebeklerin beyinleri aynı anda birden fazla dili öğrenmek için donanımlıdır

Bir yabancı dil öğrenmeye çalışan her yetişkin, bunun ne kadar zor ve kafa karıştırıcı olduğunu bilir. İki dilli bir evde yetişen üç yaşındaki bir çocuk, İngilizce cümlelerine İspanyolca kelimeler eklediğinde, halk arasındaki yaygın inanışa göre iki dili karıştırmakta olduğu düşünülmektedir.

Araştırmalar bu düşüncenin doğru olmadığını göstermektedir.

Aslında erken çocukluk, ikinci bir dil öğrenmek için en iyi zamandır. Yetişkinler genelde ikinci dil öğrenirken nadiren ana dil seviyesinde akıcılık kazanırlar, fakat doğumdan iki dili öğrenen çocuklar genellikle her ikisinin de ana dil konuşmacıları haline gelir.

Burada sorulması gereken asıl soru şudur; bebekler için iki dili aynı anda öğrenmek kafa karıştırıcı mıdır?

Bebekler ne zaman dil öğrenirler?

Araştırmalar, bebeklerin daha doğmadan önce dil seslerini öğrenmeye başladığını göstermektedir. Bir annenin sesi, doğmamış bir bebeğin rahimde duyduğu en belirgin seslerden biridir. Bir bebek doğduğunda, annesinin kullandığı dil ile başka bir dil arasındaki farkı ayırt etmekle kalmaz, aynı zamanda dilleri ayırt etme yeteneğini de gösterebilir.

Dil öğrenimi, seslerin işlenmesine bağlıdır. Bütün dünyanın dilleri bir araya getirildiğinde yaklaşık 800 kadar ses oluşturur. Her dilde, bir dili diğerinden ayıran yaklaşık 40 ses ya da “sesbirim” kullanılmaktadır.

Doğumda, bebek beyninin alışılmadık bir yeteneği vardır: 800 farklı ses arasındaki farkı söyleyebilmektedir. Bu, bebeklerin bu aşamada maruz kaldıkları herhangi bir dili öğrenebileceği anlamına gelmektedir. Bebekler, hangi sesi daha fazla işittiklerini yavaş yavaş anlamaktadırlar.

6 ile 12 ay arasında, tek dilin konuşulduğu evlerde yetişen bebekler ana dildeki ses alt grubunda daha da uzmanlaşmaktadır. Bir başka deyişle, “anadil uzmanı” olmaktadırlar. 1 yaşına geldiklerinde, tek dilli bebekler, yabancı dil sesleri arasındaki farkları anlama becerilerini kaybetmeye başlamaktadırlar.

Bebeğin beyninin incelenmesi

Ya doğumdan iki dili birden duyan bebekler? Bebek beyni iki dilde uzmanlaşabilir mi? Eğer öyleyse, bu sürecin tek bir dilde uzmanlaşmaktan farkı nedir?

Bebek beyninin bir dile karşı iki dili nasıl öğrendiğini bilmek, konuşmayı öğrenirken ortaya çıkan gelişimsel dönüm noktalarını anlamak için önemlidir. Örneğin, iki dil konuşabilen çocukların aileleri, neyin tipik veya beklenmedik olduğunu ya da çocuğun tek bir dili öğrenen çocuklardan nasıl farklılaşacaklarını merak etmektedir.

Birlikte çalıştığım araştırmacılarla kısa süre önce, tek dilli (yalnızca İngilizce) ve iki dilli (İspanyolca-İngilizce) evlerden gelen 11 aylık bebeklerin duydukları dil seslerinin beyinlerindeki işlem sürecini inceledik. Manyetoensefalografi (MEG) adı verilen, bebekler İspanyolca ve İngilizce heceleri dinlerken beynin etkinliğini ve zamanlamasını kesin olarak saptayan, tamamen girişimsel olmayan bir teknoloji kullandık.

Tek dilli ve iki dilli evlerde yetiştirilen bebekler arasında bazı temel farklar bulduk.

11 aylıkken birçok bebeğin ilk kelimelerini söylemeye başlamasından hemen önce beyin kayıtları şu sonuçları ortaya çıkarmıştır:

  • Tek dilli, sadece İngilizcenin konuşulduğu evlerden gelen bebekler, yabancı bir dil olan İspanyolca sesleri değil, İngilizce seslerini işlemek için uzmanlaşmıştır.
  • İki dilli, İspanyolca ve İngilizcenin birlikte konuşulduğu evlerden gelen bebekler, her iki dilin de, yani İspanyolca ve İngilizcenin seslerini işlemek için uzmanlaşmıştır.

Bulgularımız, bebeklerin beyninin, bakıcılarından duydukları dil veya dillere göre kendilerini ayarladıklarını göstermektedir. Tek dilli bir beyin, sadece bir dilin seslerine göre kendini ayarlamakta ve iki dilli beyin, kendini iki dilin seslerine de ayarlamaktadır. 11 aylıkken bebek beynindeki faaliyet, maruz kaldıkları dili veya dilleri yansıtmaktadır.

2 dil birden öğrenmek iyi midir?

Bunun önemli sonuçları vardır. Tek dil ve iki dilli çocukların ebeveynleri, çocuklarının ilk kelimelerini söylemesine heveslidir. Bu, bebeğin ne düşündüğüyle ilgili daha fazla bilgi edinebilmek için heyecanlı bir zamandır. Bununla birlikte, özellikle de iki dilli ebeveynler için ortak bir endişe, çocuğun yeterince hızlı öğrenmemesidir.

Araştırmamızda, iki dilli bebeklerin, tek dilli bebekler gibi İngilizce seslerine eşit derecede güçlü bir beyin tepkisi gösterdiğini bulduk. Bu, iki dilli bebeklerin tek dilli bebeklerle aynı oranda İngilizce öğreniyor olduklarını göstermektedir.

Ayrıca, iki dilli çocukların ebeveynleri, çocuklarının bir dil öğrenerek yetişen çocuklar kadar kelime bilmeyeceğini de düşünmektedir.

Bir dereceye kadar bu endişe geçerlidir. İki dilli bebekler zamanlarını iki dil arasında bölmekte ve bu nedenle her bir dilde ortalama daha az kelime duymaktadır. Ancak, çalışmalar her iki dil de göz önünde alındığında iki dilli çocukların geride kalmadıklarını göstermektedir.

Her iki dil de birleştirildiğinde, iki dilli çocukların kelime öbeklerinin tek dilli çocuklarınkine eşit ya da onlardan daha büyük olduğu bulunmuştur.

Bir diğer endişe, iki dilli olmanın kafa karışıklığına neden olacağı düşüncesidir. Bu endişenin bir kısmı, iki dil konuşabilen bireylerin her iki dili de birleştirdikleri konuşma davranışı olan “dil değiştirme (iki dili konuşabilen insanların konuşurken farkında olmadan diller arası geçiş yapması)” nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

Örneğin, İngilizce, İspanyolca ve Slovakça konuşan dört yaşındaki oğlum, İspanyolca ve İngilizce kelimelerin sonunda Slovakça çekim eklerini kullanmaya kadar gidiyor. Araştırmalar, iki dilli çocukların, çevrelerindeki iki dilli yetişkinlerin de bunu yapması nedeniyle dil geçişi yaptığını göstermektedir. İki dilli yetişkinlerde ve çocuklardaki dil değişimi gelişigüzel değil kurallara göre olmaktadır.

Tek dilli çocukların aksine, iki dilli çocukların bir dilde uygun kelimeyi çabucak bulamaması durumunda kolayca bir kelimeyi ödünç alabileceği başka bir dil bulunmaktadır. İki yaşındaki çocuklar bile kendi dillerini karşısındaki tarafından kullanılan dile uyacak şekilde düzenlemektedir.

Araştırmacılar, dil geçişinin iki dilli bir çocuğun normal dil gelişiminin bir parçası olduğunu belirtmektedir. Bu, onları fazladan bilişsel cesaret veren “iki dil avantajı” sağlamaktadır.

İki dilli çocuklar avantajlıdır

Dünyanın dört bir yanındaki küçük çocuklar aynı anda iki dil öğrenebilmektedir. Aslında, dünyanın birçok yerinde, iki dilli olmanın bir istisna değil kaide olması gerekmektedir.

İki dil arasındaki dil geçişlerinde sürekli olarak dikkate ihtiyaç duyulmasının çeşitli bilişsel avantajları olduğu son dönemlerde daha iyi anlaşılmaktadır. Araştırmalar, iki dilli yetişkinlerin ve çocukların beyinlerinin daha iyi yürütme işlevi gösterdiğini, yani dikkati değiştirip görevler arasında geçiş yapabildiklerini ve sorunları daha kolay çözdüklerini bulmuştur. Ayrıca, iki dil bilen bireylerin artan meta-dilbilimsel becerilere (kendi başına dil üzerinde düşünme ve bunların nasıl çalıştığını anlama becerisi) sahip olduğu bulunmuştur. İki dilli olmanın üçüncü bir dili öğrenmeyi kolaylaştırdığına dair kanıtlar vardır. Dahası, ikili dil deneyiminin, yaşlanmayla birlikte gelen bilişsel düşüşe ve Alzheimer hastalığına karşı koruyucu etkileri olduğu düşünülmektedir.

Çocuğunuzun birden fazla dili bilmesini istiyorsanız, erken yaşta, hatta ilk dilini konuşmaya başlamadan önce başlamak en iyisidir. Çocuğunuzun kafası karışmayacaktır; aksine iki dil bilmek diğer kavrama biçimlerinde de bir artış sağlayabilmektedir.

kaynak : https://qz.com/666364/babies-brains-are-wired-to-learn-multiple-languages-at-once/

çeviren : Başak Bilgin

Güncel

Son günlerde toplumumuzun sıkça konuştuğu bir konu : çocuk cinsel istismarı ve pedofili. Bu iki kavram , her zaman konuşulması ve üzerine düşünülüp çözüm üretilmesi gereken konular. Hepimizi çok yakından ilgilendiren bu konu hakkında Türkiye Psikiyatri Derneği bilgilendirme amaçlı ayrıntılı bir rapor yayınladı. Bilgilendikçe ve işlenen her türlü suça sessiz kalmadıkça daha sağlıklı ve huzurlu bir toplumda yaşayabileceğimizi biliyor, bu ayrıntılı raporu okumanızı öneriyoruz ;

http://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/219201618057-CocukCinsel_istismar_bilgilendirme_dosyasi.pdf

 

Ebeveynler Çocuklarını Gizlice Gözetlememeli

 

Çocukların özel hayatını ihlal etmeyi kolaylaştıran uygulamalar, durdurulmuş gelişmeye sebep olmaktadır.

 

KIRSTEN WEIR, 14 NİSAN 2016

                Washington, Spokane yakınlarında yaşayan bir muhasebeci olan Mandie Snyder, son iki yıldır kızını “gözetliyor”. mSspy olarak bilinen kullanışlı bir teknoloji aracıyla Snyder, 13 yaşındaki kızının mesajlarını, fotoğraflarını, videolarını, indirdiği uygulamaları ve tarayıcı geçmişini inceleyebiliyor.

Bunun için hiçbir şekilde özür dilemiyor. Geçen yaz kızının, erkek arkadaşına cinsel birliktelik planları için mesaj attığını keşfettiğinde son anda müdahale edebildiğini söyledi. Snyder, “Ben kızımın yaşındayken çok daha saftım. Bugünün dünyasında sosyal olarak etkileşim kurmanın çok fazla yolu olduğunu ve sebebinin bu olduğunu biliyorum” diyerek ekledi. “Bir gencin ebeveyni olarak, bu teknoloji çağı beni korkutuyor.”

Ancak teknoloji, gençlerin başlarını belaya sokması için korkunç yeni yollar sunarken, ebeveynlere de çocuklarının her hareketini izlemek için yeni yollar önermektedir.

ANNEM VE BABAM BENİ İZLİYOR: Bazı çocuk psikologları, çocukları sosyal medya sitelerinde, mSpy gibi uygulamalarla gizlice takip etmenin özel hayat ihlali olduğunu ve çocuğa zarar verdiğini söylemektedirler.

Anne-babalar; mSpy, Teen Safe, Family Tracker ve benzerleri gibi izleme teknolojileriyle çocuklarının aramalarını, mesajlarını, sohbetlerini ve sosyal medya paylaşımlarını izleyebilmektedir. Bir çocuğun (ve telefonunun) seyahat ettiği her konumun haritalarını görüntüleyebilmektedir. Örneğin, Mama Bear adlı bir uygulama, çocukları arabada çok hızlı seyahat ederse, ebeveynlere uyarı göndermektedir.

Ancak koruma ile takıntı arasında ince bir çizgi vardır. Yeni dijital gözetleme araçları, ebeveynleri bir ikileme sokmaktadır. Ergenlik, çocukların kendi kimliklerini geliştirebilmek için gizliliğe ve bireysel alana ihtiyaç duydukları kritik bir zamandır. Çocuklarının hareketlerini izlemek ebeveynler için dayanılmaz olabilir. Ancak, çocuklarının kişisel hayatlarının karanlık köşelerine sızmak anne-babalara cazip ve de çekici gelmesi, gözetleme işleminin iyi olmaktansa zarar verici olduğuna dair bir kanıt olabilir.

Geleceği göz önünde bulundurarak, ebeveynliğin amacı sağlıklı ve kendine yeten bir birey yetiştirmektir. Oberlin Kolejinde gelişimsel bir psikolog olan Nancy Darling, “Sağlıklı özerklik geliştirme süreci çocuklar sizden kaçabildiği anda başlıyor” demektedir. “Ebeveynlik konusunda zor olan şey, çocuğun bağımsızlık isteğini kendi güvenlik endişelerimiz ile dengelemektir” diyerek eklemektedir.

Özel hayatın gizliliği, kendi kendine yeterliliği geliştirmenin önemli bir parçasıdır. Hong Kong Çin Üniversitesi’nde ergen gelişimi üzerine çalışan bir sosyal psikolog olan Skyler Hawk, “Mahremiyeti deneyimleme becerisi, muhtemelen kültürün ötesine geçen temel bir insani ihtiyaçtır” demektedir. Ergenlik döneminde, çocukların beyinleri, bedenleri ve sosyal hayatları hızla değişmektedir. Hawk ayrıca, kimlikleri ve kendilerini ifade ederek tecrübe ettiklerinde, bunu anlayabilmek için biraz alana ihtiyaç duyduklarını söylemektedir.

İndianapolis’te Indiana Üniversitesi-Purdue Üniversitesi’nde iletişim çalışmaları profesörü ve İletişim Gizlilik Yönetimi Merkezi yöneticisi olan Sandra Petronio, gizliliğin ergenler için sadece önemli olmadığını söylemektedir. Aynı zamanda onların görevi olduğunu “Bir ergenin temel işi birey olmak, ebeveyn tarafından kontrol edilmekten uzak durmaktır. Bunu başarabilmelerinin çok net bir yolu vardır, bu da özel alan talep etmeleridir “diyerek ifade etmektedir.

Petronio, çocukların gizliliğine müdahale etmenin ebeveyn-çocuk ilişkisine zarar verdiğine dair önemli kanıtlar bulunduğunu belirtmektedir. “Ebeveynler çocuklarını gizlice gözetlediklerinde güvensizlik gösterirler” demektedir. “Kontrol etmek için bu istek, gerçekten ilişkiye zarar veriyor” şeklinde eklemektedir.

Bir ebeveynin gözetleme arzusu, çocuklarını güvende tutmaktansa kendi endişesini azaltmaya yönelik istekle daha fazla alakalı olabilir.

         Hawk, gizlice casusluk yapmanın uzun süre gizli kalmayacağını da sözlerine eklemektedir. Birçok çocuk teknoloji konusunda ebeveynlerinden daha bilgilidir. Çocukların bu izleme uygulamalarını keşfedip, sistemi nasıl çökerteceklerini kısa sürede çözme olasılığı yüksektir. Örneğin, sınıflarından çıktıkları sırada konumlarını izleyen telefonlarını dolaplarına bırakabilir veya ikinci bir (gizli) Instagram hesabı kurabilirmektedirler.

Çocukların anne-babalarına güvenebileceklerini hissetmediklerinde daha da gizli davranmaları hiç de şaşırtıcı bir durum değildir. Hawk, bu etkiyi, bireycilik ve özerklik hakkındaki duyguların Birleşik Devletlerdekilere benzediği Hollanda’daki üçüncü sınıf öğrencilerinin bir örneğinde görmüştür. Araştırmacılar, çocuklara ebeveynlerinin gizliliklerine saygı duyup duymadıklarını sormuş, bir yıl sonra, meraklı ailelerin çocuklarının daha gizli davranışlar sergilediğini ve ailelerinin, diğer ebeveynlere kıyasla çocuklarının neler yaptıkları, arkadaşları ve nerede oldukları hakkında daha az bilgi sahibi olduklarını söylemiştir.

Hawk, “Zaman içinde çocukların özel hayatı ihlal edildikçe gizliliğe daha da yöneldiklerini gözlemleyebiliriz” demektedir. “Ebeveynler çok fazla müdahaleci davranırlarsa, sonuçları kendi aleylerine olacaktır” diyerek eklemektedir.

Bir çocuğun yeterli kişisel alanı olmadığında, kötüye giden tek şey ebeveyn-çocuk ilişkisi değildir. Çocukların gizlilikleri işgal edildiğinde, uzmanların “içselleştirme” olarak adlandırdıkları anksiyete, depresyon ve içine kapanma gibi akıl sağlığıyla ilgili problemlerin olduğu davranışlar ortaya çıkabilmektedir. Temple Üniversitesi’nde psikoloji profesörü ve ‘Fırsat Çağı: Ergenliğin Yeni Biliminden Dersler’ kitabının yazarı Laurence Steinberg, “Aşırı müdahaleci ebeveynlerle büyüyen çocukların, bağımsız çalışabilme yeteneklerine olan güvenlerini kısmen zayıflattığından zihinsel sağlık sorunlarına duyarlı olduklarını gösteren birçok araştırma vardır” demektedir.

Ebeveynler çocuklarına kendi kararlarını verebilmeleri için mahremiyet sağlamazlarsa, çocuklar bu kararlardan bir şeyler öğrenme şansına sahip olamazlar. Rochester Üniversitesi’nde ergen-ebeveyn ilişkilerini araştıran bir psikoloji profesörü olan Judith Smetana, ailelerin çocuklarına rehberlik etmek ve onları korumak gibi bir yükümlülüğü olduğunu, ama ergenliğin sınırları test etme zamanı olduğunu söylemektedir.

Alkol tüketimini örnek olarak ele alalım. Smetana “Ergenlikte içki içmeyi deneyen fakat ağır içki alışkanlığı olmayan çocuklar, hiç denemeyenlerden psikolojik olarak daha sağlıklı olma eğilimindedir” demektedir. “Çocukların içki içmesine göz yummak istemiyorum, ama bunun bir tecrübe olduğunu biliyoruz” diyerek eklemektedir. “Ergenliğin doğası budur.”

Ebeveynler özel hayat gizliliğinin öneminin farkında olduklarında bile sınırları belirlemek çok zor bir iştir. Princeton Üniversitesi’nde bir sosyolog ve 2014 yılında çıkan “Parentoloji” kitabının yazarı Dalton Conley, bu sınırın tek bir sosyo-ekonomik tabakada ya da tek bir mahallede bile, her bir aile için farklı göründüğünü söylemektedir. Conley, bir konferansta profesyonel bir meslektaşının genç kızına bir dadı kamerayla casusluk yaptığını öğrendiğinde çok şaşırdığını belirtmiştir. Aynı zamanda, nerede olduğunu ve ne satın aldığını öğrenmek için kendi çocuğunun banka kartının hesap özetlerini kontrol etmekten çekinmediğini öğrendiğini de söylemiştir. “Ebeveyn gözlem teknolojisi çok hızlı gelişti, neyin kabul edilebilir neyin kabul edilemez olduğuna dair bir ilke yok” diyerek eklemiştir.

Ebeveynler çocuklarını gizlice gözetlediklerinde güvensizlik gösterirler. Kontrol etmek için bu istek, gerçekten ilişkiye zarar veriyor.

         Darling de bağımsızlık ve gizlilik arasındaki çizgiyi geçenlerden biridir. Çocuklara sağlıklı bir özerklik geliştirme alanı sağlamak gerektiğini savunduğu kadar, o da çok endişeli bir ebeveyndir. Küçük oğlundan, “iPhone’umu Bul” özelliğini açmasını istemiştir, böylece ona ulaşamama durumunda istediği gibi takip edebilecektir. Büyük oğlu, kolejden bir gece eve gelmediğinde “Kız arkadaşını arayabilmek için cep telefonu kayıtlarına girdim” diye itiraf etmiştir. “Oğlum bu konuda çok sinirlendi, ancak gecenin 3’üydü ve çok endişelenmiştim” diyerek sözlerine eklemiştir.

Darling’e göre çocuklar, ebeveynleri konuşmalarını gizlice dinleyerek ya da mesajlarını okuyarak kişisel meselelerine karıştıklarında özel hayatlarının işgal edildiğini hissetmektedirler. Ancak birçok çocuk, ebeveynlerinin uyuşturucu kullanımı ve çocuklarının okuldan sonra nereye gittiklerini bilmek gibi güvenlik konularında kural koymak gibi meşru otoritesinin bulunduğunun farkındadırlar. Darling “Ebeveynlerin çocuklarının nerede olduğunu bilmeleri gerekir” demektedir.

Ancak güvenlik konularının ne olduğu ve sınırlarının nasıl belirleneceği tam olarak bilinmemektedir. Birçok toplulukta, çocuk olmak için güvenli bir zamandır. FBI verilerine göre, 1993 ile 2011 yılları arasında şiddet suçu oranı yüzde 48 oranında düşmüştür. Çocuk ölüm hızı da azalmaktadır. Aynı zamanda kayıp çocuk rapor kayıtları da düşmektedir.

Yine de bazı uzmanlar, çocukları yakından izlemek için yapılan kültürel baskıların, hiç bu kadar fazla olmadığını belirtmektedir. Çocuklarının okula yalnız başlarına gitmelerine veya parkta onları kollayan biri olmadan oynamalarına izin vermeleri nedeniyle tutuklanan anne ve babaların sayılarının artması buna kanıt oluşturmaktadır.

Birçok uzman, bu değişimin sürekli olarak kaçırma ve tehlikeyle ilgili haber başlıkları sunan modern medya yüzünden olduğunu düşünmektedir. Petronio, “Medya korkuyu arttırdı ve bu korku çocuk, genç ve hatta genç erişkinlerde kısıtlamalar yapılmasına sebep oluyor” demektedir. “Medya, çocukların yeteneklerinin gelişimini zayıflatma potansiyeline sahiptir, oysa gençlerin birer bağımsız yetişkin olması gerekmektedir” şeklinde sözlerine eklemektedir.

Elbette, tehlikeli semtlerde yaşayan çocuklar da vardır. Sıkı ebeveyn gözlemi bu gibi çocuklar için daha faydalıdır. Örneğin, Virginia Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından yapılan bir araştırmada, orta sınıf mahallelerde “düşük riskte” olduğu belirlenen, annelerinin özerkliklerini ihlal ettiği çocukların ebeveyn ilişkilerinin kötüleştiği ve yaşıtları ile anlaşamadıkları ortaya çıkmıştır. Ancak düşük gelirli, yüksek riskli ailelerde yaşayan çocukların, anneleri daha otoriter olduklarında, onlarla ile daha iyi ilişkiler gösterdikleri ve daha az sorunlu davranışlar sergiledikleri bildirilmiştir.

Ancak birçok toplulukta, bir ebeveynin gözetleme arzusu, çocuklarını güvende tutmaktansa kendi endişesini azaltmaya yönelik istekle daha fazla alakalı olabilmektedir. Petronio “Asıl önemli olan, belirsizlik konusunda az hoşgörü sahibi olduğunuz için, öğrenme ihtiyacınızı karşılamaya çalışırken çocuğunuza daha iyi kararlar vermeyi öğrenmeleri için bir fırsat vermiyorsunuz” demektedir.

Hawk’un araştırması, çocuklarını gizlice gözetleyen anne-babaların, ebeveynlik yeteneklerine daha az güven duyduğu, çocuklarıyla olan ilişkileri ve çocuğun davranışları konusunda daha fazla endişe duyduklarını göstermektedir. “Araştırmama dayanarak söyleyebilirim ki gizlice gözetleme çocuğun olduğu kadar ebeveynin uyumluluğu hakkında bize bilgi vermektedir” diyerek eklemektedir.

Psikologlar, sınırları sağlıklı bir şekilde belirleme konusunda iyi iletişimin önemli olduğunu ve ebeveynleriyle daha fazla paylaşmayı seçen çocukların daha iyi uyum gösterme eğiliminde olduklarını söylemektedir. Hawk, “Sonuçta, çocuğunuzla ilgili neler olduğunu öğrenmenin en iyi yolu onlara neler olduğunu anlatmaktır.” demektedir.

Bazı ebeveynler, çocuklarını gözetlemenin onlarla iletişimlerini artırdığını söylemektedir. Snyder, kızının telefonunda bir izleme uygulaması kullanmanın seks, uyuşturucu, intihar ve arkadaşlar gibi konuları tartışmak için bir başlangıç noktası olduğunu belirtmektedir. Snyder, “Arkadaşlarıyla yaptığı konuşmaları okuduğum için, hayatında neler olup bittiği hakkında anlık konuşmalar yapabiliriz” demektedir. “mSpy’ın yardımı olmadan böyle açık ve saygılı bir ilişkimiz olacağına inanmıyorum” diyerek sözlerine eklemektedir.

Yine de, casus yazılımlarını indiren birçok ebeveynin asıl amacının çocuklarıyla kaliteli görüşmeler yapmak olmadığı söylenebilir. Açıkçası, gizlilik ve kişisel alan, çocukların sağlıklı yetişkinler olmasına yardımcı olmak için önemlidir. Bu mahremiyeti ihlal etmek artık her zamankinden daha kolay olduğu için, ebeveynler bu çizgiyi aştıklarında kendilerine sormaları gereken bazı cevaplanması zor sorular vardır.

kaynak : http://nautil.us/issue/35/boundaries/parents-shouldnt-spy-on-their-kids

çeviren : Başak Bilgin