Şiddet ve Çocuk

DAYAK CENNETTEN ÇIKMA MIDIR?

             Genç nüfus oranı yüksek bir ülke Türkiye, yani çocuk sayısı çok fazla. Peki çocuklarımızı yetiştirme konusunda ne kadar iyiyiz? Çocuklarımıza nasıl davranmamız gerektiğini ne kadar biliyoruz? Gerek ülkenin kültürel geçmişine gerekse de toplumdaki ebeveyn-çocuk ilişkilerine baktığımızda ne yazık ki çocuğa şiddet hala belirgin şekilde görülmekte. 2014 yılında yapılan Türkiye’de 0-8 Yaş Arası Çocuğa Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması sonuçları 0-8 yaş grubu çocukların %23’ünün aile içi fiziksel şiddete maruz kaldığını göstermektedir. Yani birnevi “Dayak cennetten çıkmadır” halkımızın gözünde. Peki şiddetin herhangi bir olumlu etkisi var mı ve çocuk gelişimi üzerindeki etkisi nelerdir?

Şiddet, araştırmalara konu olmuş ve üzerine birçok değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan çalışmaların hiçbirinde dayağın uzun vadede olumlu bir etkisi görülmemiştir. Tek etkisi kısa vadede çocuğu sindirmekten ibarettir. Bunun yanı sıra çocuk üzerinde fazlasıyla olumsuz etkisi görülmektedir. 2009 yılında Lansford ve ekibi tarafından yürütülen bir araştırma, şiddetin uzun vadede ebeveyn ve çocuk ilişkisini körelttiğini göstermektedir. Şiddetin doğal bir sonucu olarak, ebeveyn çocuk için zorba bir figür haline gelebilir ve aralarındaki bağlılığın güvensizleşmesine neden olup birbirlerinden uzaklaşmalarına yol açabilir. Aynı araştırmaya göre, şiddet çocuğun etik ve ahlak kurallarını içselleştirme yetisini de köreltmektedir. Yani çocuk bir hatası için şiddete maruz kaldığında doğru olanı öğrenmek yerine sadece o anlık denildiği için yapmaktadır. Yalan söylediği için dayak yiyen bir çocuk, neden dürüst olması gerektiğini öğrenememektedir! Birinin canını yaktığında dayak yediği için şiddetin neden kötü olduğunu da anlayamayacak, aksine şiddet eğilimi pekişmiş olacaktır. 

Şiddet gören çocuğun öğrenmesi en muhtemel şey şiddet uygulamaktır. Üzüm üzüme baka baka kararır derler, bu çocukluk dönemi için oldukça doğru. Hayatlarının ilk anlarından itibaren çocuklar çevrelerini izler ve taklit eder. Elbette bu şiddet için de geçerli. 1994 yılında Strosberg ve ekibinin yaptığı araştırma, şiddete uğrayan çocukların, uğramayanlara kıyasla çok daha fazla agresif ve antisosyal davranış sergilediğini göstermektedir. Evde şiddeti öğrenen ve de yediği dayağı hazmedemeyen çocuk akranlarına ve çevresine yansıtmaktadır. Şiddete olan eğilim aynı zamanda arkadaş ortamını da etkilemekte olup çocuğun suç ve bağımlılıklara yönelimini de artırmaktadır.

Şiddetin en kötüsü ve geri dönüşü zor olanı sıklıkla uygulananıdır. Artık biliyoruz ki küçük yaşlarda aile içi şiddete maruz kalmak, birçok psikolojik problemin nedeni olabilir. Sık sık şiddet gören bir çocuğun ilerleyen yaşlarda depresyon yaşaması olasıdır. Benzer şekilde çoklu kişilik bozukluğu dediğimiz psikolojik durumun en önemli nedenlerinden biri çocuklukta maruz kalınan şiddet ve tacizdir. Bir araştırma kapsamında neden dayağa başvurulduğu ailelere sorulduğunda, en belirgin gerekçelerden biri “Bazen kendime hakim olamıyorum” olmuştur. Yetişkinler olarak, kendimize hakim olamadığımız o anların nelere yol açabileceğinin farkında olmalıyız.

Şiddetin öğretmekte hiçbir etkisi bulunmadığına göre, çocuğa yaklaşım nasıl olmalıdır? Bunu birkaç önemli maddede inceleyebiliriz. En önemlisi çocuğumuza sınırlar koyarken, nedeni de açıklamalıyız. Çocuk o şeyi neden yapması gerektiğini anlasın ki uygulamak için sebebi olsun. Bu sınırları koyarken ise tutarlı olmak çok önemlidir. Eğer çocuğumuzdan yemekten önce dondurma yememesini istiyorsak nedenini açıklamalı ve sonrasında da aynı şeyi beklenmeli. Bir akşam uyarıp ertesi akşam yemekten önce yemesine izin verilmesi durumunda, çocuk tekrar yasakladığınızda bunu anlayamayacaktır. Ebeveyne düşen diğer sorumluluk da kendi kuralına uymaktır. Yani çocuktan beklediğimiz şeyleri kendimizin de yapıp uygulamalı öğretmesi en etkili yöntemdir. Elbette çocuktan yapmasını istediğimiz bu şeyler, çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Bu sadece koyduğumuz sınırlar için değil, beklentilerimiz için de geçerlidir. 4-5 yaşında bir çocuk elbette koşup oynayacaktır; misafirlikte bu yaştaki çocuktan uslu uslu oturmasını beklemek, altı boş ve anlamsızdır. Çocuğumuzu girdiğimiz ortamlara uyum sağlamaya zorlamak haksızlık olabilir, bazen de çocuğun yaşı dikkate alınarak biz çevre seçmeliyiz. Mesela arkadaşımızın evine misafirliğe gitmek yerine, onunla dışarıda bir parkta buluşup çocuk içinde gereken ortamı sağlamış oluruz.

Çocuktan bir şey isterken evet-hayır sorularından kaçınmalıyız. Lahana yer misin demek yerine lahana mı yemek istersin yoksa brokoli mi diye sormak daha işlevseldir. Zaten bu şekilde sorunca o kendi lahanayı seçecektir :D. Seçim şansımız olmayan durumlarda ise, doktora gitmek gibi, çocuğa dürüstçe açıklama yapmak önemlidir. Hastaneye giden çocuğu sana şeker alacağım gibi şeylerle kandırmamalıyız. Çocuğun neyle karşılaşacağına dair fikri olduğuna, bu duruma kendini hazırlaması daha kolay olacaktır. Son olarak da olumsuz davranışı şiddetle cezalandırmak yerine, olumlu davranışları ödüllendirmeliyiz. Bu şekilde davranmamız çocuğu olumluya yönelmeye teşvik edecektir. Lakin bu ödüllendirme rüşvet şeklinde olmaması önemlidir. Her istediğimizi rüşvetle yapmasını sağlamak, rüşveti kestiğimizde, söyleneni ciddiye almamasına yol açacaktır.

Dikkat edilecek birkaç detay yeterli olacakken, kontrolsüz davranıp şiddete başvurmamalıyız. Madem çocuklar aileler için çok önemli ve genç nüfusumuz bu denli yüksek, çocukları uygun yöntemlerle yetiştirmenin de aileye düştüğünü unutmamalıyız. Bilimin gelişmesiyle beraber konuya dair araştırmalar yapılmış ve hala da yapılmaktadır. Şiddetin olumsuzluğu tekrar tekrar gözler önüne serilirken, bizler de bu bilgiler ışığında kendimizi geliştirmeli, şiddetten uzak yöntemleri tercih etmeliyiz.

Mahmut Kurupınar

 

Ayrıca değerli biliminsanı Sayın Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın şiddet ve çocuk hakkındaki düşüncelerini içeren bu röportaj linkini de okumanızı öneririz.

Röportaj Linki;

https://www.ajanshaber.com/dayakla-buyuyen-erkek-cocuk-dayak-atan-adam-oluyor-haberi/168213

 

 

 

Kitap Sepeti 2

Merhabalar, size bahsetmek istediğimiz yeni kitabımız bir masal seçkisi. ‘Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var’ ve ‘Bebeklerin Ulusu Yok’ gibi önemli eserlerinden tanıdığımız, değerli şair ve yazar Ataol Behramoğlu’nun derlemesiyle oluşan dünya masalları seçkisi. Kitap, farklı kültürlerden halk masallarının toplanması ve aslında sadık kalınıp, şairane oynamalarla dilimize kazandırılması sayesinde oluşmuş. Çocuklarınıza uyumadan önce keyifle okurken, sizin de dünya medeniyetleri hakkında farklı fikirler edineceğinize eminiz 😊 Keyifli okumalar!