Çocukların Yanlış Cevaplara Odaklanarak Öğrenmesine Yardım Edin

Bir Amerikan sınıfındaki tipik bir ders şöyle görünüyor olabilir:

Öğretmen sorar, “Dünya’nın atmosferinde en yaygın bulunan gaz nedir?” Çocuklar ellerini kaldırırlar.

“Oksijen?”

“Hayır.”

“Karbon?”

“Hayır.”

“Hidrojen?”

“Hayır?”

“Nitrojen?”

“Evet!” Ve sonra öğretmen ‘ol N2 elementinin özellikleri hakkında bir derse başlayacaktır.

Ancak doğru cevabı elde etmek için verilen savaşta, mükemmeliyetçi beyinlerimizin tanıdığı ve sevdiği, herkesin kalp atış hızının normale dönebileceği rahat yerde, öğrenme için önemli bir fırsatı kaçırıyoruz. Kaliforniya Üniversite’si, Berkeley, Greater Good Science Merkezi’nden Amy L. Eva öğrencilerin öğrenmelerine yardım etmek amacıyla hatalara odaklanmak, hatalara ciddi bir şekilde çalışmak, için zorlayıcı bir çalışma yapar. Birden fazla çalışmada, yanlış bir cevap verirken kendimize daha fazla güvendiğimiz ve düzeltildikten sonra doğru cevabı hatırlama ihtimalimizin daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Her şey birbirine daha iyi bağlanır. Ve bütün öğrenme süreci, “anlama” veya “anlamama” kaygısıyla dolu olmak yerine üretken ve hatta değerli bir süreç haline gelir.

Ama yine de Amerikalılar hata yapmaktan hiç hoşlanmıyor gibi görünür. Psikolog Harold Stevenson ve James Stigler tarafından yürütülen ünlü bir çalışmada Asyalı ve Amerikalı öğrenciler arasındaki farklara bakıldı. Araştırmanın bulguları, Mistakes Were Made (But Not By Me) isimli kitapta Carol Tavris ve Elliot Aronson tarafından şöyle açıklandı:

Beşinci sınıflar karşılaştırıldığında, Japonya’daki en düşük puanlara sahip sınıf Amerika’daki en yüksek puanlara sahip sınıfı geçmişti. Bunun sebebini bulmak için Stevenson ve Stigler bir sonraki on yıl boyunca ABD, Çin ve Japonya’daki ilkokul sınıflarını karşılaştırdılar. Aydınlanmayı Japon bir oğlan çocuğunun siyah tahtaya üç boyutlu küp çizme ödeviyle mücadelesini izlerken yaşadılar. Stevenson ve Stigler giderek daha endişeli hale gelirken ve çocuk için utanırken o, bu mücadeleyi kırk beş dakika boyunca, tekrar tekrar hatalar yaparak, sürdürdü. Oysa çocuğun kendisi hiç utanmamıştı ve Amerikalı gözlemciler neden ondan daha kötü hissettiklerini merak ettiler. “Bizim kültürümüzde hata yapmak psikolojik olarak çok pahalıya mal oluyor,” dedi Stigler, “Japonya’da ise, öyle görünmüyor. Japonya’da hatalar, yanlışlar, kafa karışıklığı, hepsi öğrenme sürecinin doğal bir parçası. (Çocuk nihayetinde, sınıf arkadaşlarının şerefine, problemde ustalaştı.)”

Öğretmenlerin nasıl tepki vereceği ile ilgili yapılacak çok şey olabilir. Eva, kendi derslerinde Amerikalı öğretmenlerin ağırlıklı olarak hataları görmezden geldiklerini ve doğru cevaplarından dolayı öğrencileri övdüklerini işaret ederek aynı çalışma hakkında yazıyor. (Belki de bu, daha önce bulunduğunuz her sınıfa benziyor?) Japonya’da ise öğretmenler çocukları nadiren överler–bunun yerine “hem doğru hem de yanlış çözümler için çeşitli gidiş yolları” keşfederler. Yanlış cevaplar için sesli ikaz düdükleri, doğru cevaplar için de konfetiler yoktur. Hepsi büyük, uzun, karmaşık öğrenme sürecinin bir parçasıdır.

Ebeveynlerin ve öğretmenlerin, çocuklara yanlış cevaplar hakkında düşünmeleri için yardım etmelerinin bir yolu bir materyali gerçekte öğrenmeden önce onun hakkında tahminler yapmalarını sağlamaktır. Scientific American, çalışma kitapları için şu harika öneriyi veriyor: Bir bölümü okumadan önce kitabın arkasındaki soruları cevaplamaya çalışın. (Ya da bölüm başlıklarını sorulara dönüştürün–”Eğer başlık Pavlovian Koşullandırma ise kendinize şunu sorun: Pavlovian Koşullandırma nedir?) Evet, muhtemelen yanılacaksınız, ancak bu eylem, materyali okumaya başladığınızda öğrenmenin gerçekleşmesi için beyninizi harekete geçirir. (Çözecek hiçbir testiniz yoksa ve eğer bir şeyi gerçekten öğrenmek istiyorsanız, Google’da aratmadan önce cevabı tahmin etmeye çalışın.)

Bir ebeveyn olarak, hatalara karşı sağlıklı tepkiler vererek model olmak da önemlidir. Eva’nın kızı yeni yürümeye başlamış bir çocukken yemek zamanı boyunca önüne sürekli süt dökerdi ve o şöyle derdi “Oops, ah, peki önemli değil, hadi temizleyelim!” Çocuklara hataların hayatın bir parçası olduğunu ne kadar erken öğretirsek muhteşem bir şeye giden istikameti keşfetmeleri için o kadar çok alana sahip olacaklardır.

Kaynak :
https://offspring.lifehacker.com/help-kids-learn-by-focusing-on-the-wrong-answers-1821882417

Çeviren : Nazan Yıldırım

Finlandiya’da Çocuklar Bilgisayar Bilimini Bilgisayarsız Öğreniyor

Amerikalıların iPad’lerin her sınıfa koyulup koyulmayacağı hakkındaki kaygısı Finlandiyalıların kafasını oldukça karıştırmıştı. Eğer tablet öğrenmeyi geliştirecekse, harika. Eğer geliştirmeyecekse, geç onu. Yoluna devam et. Her şey yel değirmenlerine karşı savaşmak gibi zaten.

Bu, Finlandiya 100 yaşına girdiğinde diplomatların ve uzmanların ülkenin eğitim başarılarını kutlamak için Washington’daki Finlandiya Büyükelçiliği’nde geçen sabah toplanıp yaptıkları konuşmanın ana fikriydi. Ve Amerikalılar not almak için oradaydılar. (Evet, Finlandiya’dan – yine.)

Kodlama ve programlama şimdi İskandinav ülkesindeki müfredatın bir parçası ve çocukların küçük yaşlarda uğraştıkları konular. Fakat kodlamanın izole edilmiş bir beceri olarak öğrenildiği Birleşik Devletlerin bazı kısımlarının aksine, Fin çocuklara kodlama ve programlamayı birçok konu için keşfedilecek ve yararlanılacak araçlar olarak düşünmeleri öğretilir.

Bu düşünce yapısı birkaç şeyi başarmayı hedefler: kodlama ve programlamayı çeşitli ilgi alanlarına sahip çocuklar için erişilebilir hale getirmek ve öğrencilere teknolojinin nasıl çalıştığını anlamanın neden kendi hayatlarıyla alakalı olduğunu onun kullanımını birçok aktivite ile ilişkilendirerek göstermek.

Linda Liukas, teknolojiyi hem eğitmenler hem de öğrenciler için daha az gizemli yapmak için Finlandiya’daki öğretmenlerle (ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ilk birkaç uygulayıcı) birlikte çalışan Finli bir programcı, yazar ve illüstratördür. Çok küçük çocuklara bile farkında olmadan çeşitli okul ortamlarında programlamanın temellerinde başından sonuna kadar rehberlik edebilecek Ruby isimli garip fikirleri olan bir karakter yaratmıştır (ve bir dizi Hello Ruby kitabı kaleme almıştır). Eğer çocuklar beden eğitimi dersindeyse, öğrenciler favori bir melodi uygulayarak ve bir dizi dans basamağını tekrarlayarak bir döngü kavramını (esasen bir dizilimi) uygulayabilirler. Alkış, alkış, ayağını yere vur, ayağını yere vur, zıpla! Sınıf, dizilime diğer ayrıntıları ekleyerek–örneğin, öğrencilerin gözlerini kapatması–veya onu değiştirerek farklı döngü türlerini öğrenebilir.

Sanat dersinde, çocuklar döngüleri örgü örerek öğrenebilirler, ki bu nihayetinde bazen çeşitlenen bazen de aynı kalan bir dizi ilmektir. Hikayelerle büyülenen çocuklara, spesifik sonuçların belirli bir düzendeki belirli yönergeleri gerektirdiği temel fikri hikaye anlatımı yoluyla öğretilebilir. Ruby hikayelerinin birinde, Ruby’nin babası kızıl saçlı çocuğa giyinmesini söyler. Bu yüzden Ruby–kıyafetlerini pijamalarının üzerine–giyinir. Babası sadece pijamalarını çıkartması ve temiz günlük kıyafetlerini giyinmesini belirttiğinde istediği sonucu elde eder: uygun bir şekilde giyinip kuşanmış Ruby yeni güne hazır.

Basitçe söylemek gerekirse çocukların bir iPhone’da sezgileriyle gezinebilmeleri mümkün gibi göründüğü için Liukas, onların zaten teknoloji meraklısı olduğu fikrine geri dönüyor. Özellikle Amerikalı bilgisayar profesörü Mark Guzdial’dan şu alıntıyı çok seviyor:

Biz öğrencilerin bir bilgisayarın neler yapabileceğini, bir insanın neler yapabileceğini ve bu ikisinin neden farklı olduğunu anlamalarını isteriz. Bilgisayarı anlamak kavramsal bir makinenin güçlü bir zihinsel modeline sahip olmaktır.

Başka bir deyişle, bir şeyi nasıl kullanacağınızı bilmek, nasıl çalıştığını anlamakla aynı şey değildir. Ve programlama çok farklı şekillerde öğretilebileceği için, Liukas, çocuklar için işbirliği nasıl yapılır, hikaye nasıl anlatılır ve kreatif bir şekilde nasıl düşünülür gibi birçok ilgili beceriyi öğrenmek için bir fırsat olabileceğini söyler.

Elçilik etkinliğinde yapılan sunumda Liukas, “Bu açıkça öğretmenlerden çok şey talep ediyor” dedi. Bu, disiplinler arasına kodlama ve programlama dersleri eklemenin temelleri anlamak için her türlü eğitimciyi, fen öğretmeninden sanat öğretmenine, gerektirmesi anlamında doğrudur. Ancak, aynı zamanda Finlandiya’da yönetilebilir bir zorluktur çünkü öğretmenler, nasıl ve ne öğrettikleri konusunda Amerikalı öğretmenlerden daha fazla özerkliğe sahiptir ve standart testlerde öğrencilerin puanlamalarına göre sürekli değerlendirilmezler.

Burası Finlandiya’yı ABD’yle karşılaştırmanın adil olmadığı çünkü Finlandiya’nın daha küçük, daha homojen ve daha eşitlikçi olduğu iddiasının işe dahil olduğu yerdir. Ancak Columbia Üniversitesi’nden bir profesör olan ve ABD’deki eğitimi özelleştirmeye yönelik bir kitabın yazarı olan Samuel Abrams bu rivayete karşı çıkıyor. Büyükelçilikte araştırmasını ana hatlarıyla anlatan Abrams, Finlandiya’nın uluslararası eğitim sınavlarındaki yüksek puanlarını, ABD’den nispeten daha homojen ve eşitlikçi olan benzer boyuttaki diğer İskandinav ülkeleri tarafından ortaya koyulanlarla karşılaştırdı. Bu ülkeler – İsveç, Danimarka ve Norveç – Finlandiya’dan daha düşük ve daha çok Amerika’yla aynı seviyede puanlar alıyorlar.

Finlandiya, Abrams’ın savunduğu kadarıyla, eğitimi bir ulus inşa etme biçimi ve ekonomik kalkınma olarak görür, çünkü öyle görmek zorundadır. Norveç’in petrolü, İsveç’in madenleri ve Danimarka’nın bankacılığı varken, Finlandiya da vatandaşlarının beyinlerine sahiptir. Ve Finlandiya bugün eğitim alanında bir öncü olarak kabul ediliyor ancak bu her zaman böyle değildi. Ülke, II. Dünya Savaşı tarafından çok sert bir şekilde vuruldu ve toparlanmak için 1970’lerde bir dizi reform uygulayarak kısmen eğitim sistemini desteklemeye odaklandı. 1979’da öğretmenlerin yüksek lisans derecesi alması gerekiyordu. Günümüzde, sınıf boyutları küçüktür, öğretmenlere diğer disiplinleri inceleyen üniversite sınıf arkadaşlarına kıyasla iyi para ödenir ve ülke yalnızca ihtiyaç duyduğu kadar öğretmen eğitim alanı açar, yani öğretmenlik yapmak isteyenlerin yüzde 10’undan azı kabul edilir. En önemlisi, öğretmenler, Abrams’ın söylemiyle, “sahnede bir bilge olmaktan ziyade çocukların yanında bir rehber” olmak üzere eğitim alırlar.

Ve Finlandiya’daki öğretmenlerin tipik olarak Amerikalı öğretmenlerin karşılaştıkları aşırı yoksulluk gibi konularla boğuşmadıkları ve Finlandiya’daki öğretmenlerin ve halk eğitim sisteminin genel olarak topluluklarından daha fazla saygı gördükleri doğrudur. Ayrıca, Birleşik Devletlerin kendi eğitim sistemini geliştirmek ve bu konuda saygı göstermek için adımlar atabileceği de bir gerçektir. Abrams her yıl yapılan sınavların sona ermesini ve sınav gerekli olduğunda “örneklemeye” doğru bir geçiş görmek istiyor. Abrams umursamaz bir alaycılıkla ifade etti doktorlar, bir hasta üzerinde test yapmak istediklerinde, kanın her bir parçasını çıkarmazlar. Ayrıca öğretmenlere daha fazla ödeme yapılması gerektiğini (bunun iş hacmi ve kaliteye yardımcı olacağını iddia ediyor) ve öğretmenlerin ne öğretecekleri hakkında daha fazla söz sahibi olmaları gerektiğini düşünüyor. Mesele elbette politik iradedir. Fakat Abrams’ın ABD’nin bir şekilde öğrencilerini daha iyi bir şekilde eğitmek konusunda yetersiz olduğu fikrine karşı sabrı çok az.

Teknoloji konusuna gelince, Finlandiya yaklaşımının ne kadar iyi çalıştığını değerlendirmek zor. Bilgisayar bilimi uluslararası sınavların kapsamında değildir ve müfredata nispeten yakın bir zamanda eklenmiştir.  Ancak Liukas ve diğerleri Linux ve Nokia gibi Fin icatlarının önemini, geleceğin teknolojiye dayalı ekonomisini yönlendirecek inovasyon ve girişimciliğin kıvılcımları olan ülkenin eğitim sisteminin bir kanıtı olarak gösteriyor. Ve Birleşik Devletler, apaçık, Finlandiya’dan, bir takım zorluklarla birlikte, farklı bir canavar olsa da Liukas’ın tanıştığı çocuklara söylediği gibi “Dünyanın en büyük sorunları bile birbirlerine yapışmış küçük sorunlardan ibarettir.”

Kaynak ; https://www.theatlantic.com/education/archive/2017/02/teaching-computer-science-without-computers/517548/

Çeviren Nazan Yıldırım

Film Önerileri

Çocuğunuzun size neleri sormasını istemezsiniz? En en en çok korktuğunuz soru hangisidir? Büyük ihtimalle cinsellikle ilgili sorular ya da kısaca ‘Nasıl bebek olur?’ sorusu, sizin cevabınız olacaktır. Aslında bu sorular, sürekli gelişen, düşünen ve merak eden minik zihinler için çok doğaldır ve bizim de, ebeveynleri, bakım verenleri ya da öğretmenleri olarak en doğru cevabı vermemiz gerekir. Vereceğimiz cevap için yapacağımız açıklamalar ve anlatma yöntemimiz yaşa göre değişir ki bu da başka bir yazımızın konusu olacak. Biz şimdilik ufak bir film önerisi ile devam edelim 😊

Size bugün tanıtmak istediğimiz film, yıllardır çocukların sorduğu ‘doğal’ sorulara büyüklerin verdiği kaçamak cevaplar sonucu ortaya çıkmış, hepimizin malumu olan                                                                                    leylek hikayesinin güzel bir yorumu, Leylekler! 😊

Film, çalıştığı fabrikanın artık insanlar için bebek üretmemesi üzerine kargocu olarak çalışan bir leylek ile, kaza sonucu ailesine yollanamayıp, fabrikada doğmuş bir insanın başından gelen maceraları anlatır. Ailecek izlemeye uygun olan film, animasyon türünde ve çok çok eğlenceli. Özellikle kardeş çatışması yaşayan ailelere özellikle izlemelerini öneriyoruz. Filmi izlerseniz, lütfen yorumlarınızı bizimle paylaşın, iyi seyirler!