Bir Bisikletin Peşinde: The Kid with a Bike

Aile kavramını sosyo-politik düzlemler üzerinden kurcalamayı seven ve L’enfant (Çocuk) ve Le fils (Oğul) filmlerinde de benzer temaları ele alan Dardenne Kardeşler’in Cannes Film Festivali’nden Büyük Jüri Ödüllü filmi The Kid with a Bike, seyirciyi babası tarafından terk edilmiş 11 yaşında Cyril (Thomas Doret) adındaki bir çocuğun aidiyetini arayışına davet ediyor. Cyril’in bakım evinden babasını aramak için kaçmaya çalışmasıyla bizleri kahramanımızın film boyunca taşıyacağı motivasyonla tanıştıran açılış sahnesi, aynı zamanda beklenmedik gerçekleri reddetme eğilimindeki çocuk bakış açısını da gözler önüne seriyor. Birçok toplumda kutsal bir değer olarak görülen aile kavramının ve daimî olduğuna inandığımız ebeveyn şefkatinin yokluğunda çalınan (ya da çalındığını düşündüğü) bisikletinin peşinde sorularına cevap arayan Cyril’in bu macerası, hikâyeye beklenmedik bir noktada dahil olan Samantha (Cécile de France) ile başka boyutlar keşfetmeye hazırlanıyor.

The Kid with a Bike, aslında temel olarak insancıl ihtiyaçlarımızın gözetilmesi üzerine bir şeyler söylüyor. Bu durum hem aidiyet ve şefkat ihtiyacı karşılanmadığı için giderek hırçınlaşan Cyril için, hem aile olmanın getirdiği sorumluluklardan kaçarak benliğine dönmeye ihtiyaç duyan baba için, hem de sevgisini paylaşma ve kendi iç huzurunu doyurmaya ihtiyacıyla bu bisikletli çocukla iş birliği yapan Samantha için geçerli. Üç farklı bireyin resmedildiği bu hikâyede, Dardenne Kardeşler’in seyirciyi yine gözlemci bir noktaya yerleştirdiği kamerasından çocuk karakterimize odaklanıyoruz. Bisikletini bulması, onun çoktan kaybettiği çocukluğunu ve tabii ki de babasının şefkatini de bulması demek. Filmin ilerleyen noktalarında Cyril’in babasıyla buluşması ve orada istenmediğini anlaması ile fark ediyor çalınanın aslında bisikleti değil de ailesi olduğunu. Bu yoksunluk karşısında savunmasız kalan Cyril’in nispeten tesadüfi bir bağ kurduğu Samantha ile olan buluşmaları ise filme nefes üflüyor adeta.

Samantha’nın bisikleti satın alarak sahiplenici bir role bürünmesiyle karşılıklı bir ihtiyaç gözetiminin yaşanması, filmin temel dinamiği hâline geliyor bu noktadan sonra. Sahip olununca beklenen duyguya erişebilme ümidi çocuk algısında yıkılan erken ergenlik dönemindeki Cyril’in hırçın ve isyankâr tavırları, yaşananlara meydan okumaya devam ediyor. İsyanı Samantha’ya ya da babasına değil aslında, kendinden alınan bisikletinin geri aldığında eskisi gibi olmamasına. Bu karşı koymalar ve yüzleşmeler devam ederken, sosyal toplum içerisinde kendisine yer edinme ihtiyacı da vuku buluyor. Dezavantajlı hayatlar yaşayan çocukların maruz kaldığı manipülasyonun toplumdan geldiği ve yine topluma zarar verdiği bir dünyada, Cyril de yine çocuk olarak nitelendirilebilecek fakat kendinden büyük bir arkadaş edinerek bu manipülasyonun bir parçası hâline geliyor.

Çocukların örgütlü suçlara dâhil olduğu bu kasabada, Cyril’in kendisine küçük bir aidiyet bulmasıyla ve içindeki öfkeyi performe edebilme fırsatıyla gelişen olaylar da Dardenne Kardeşler’in filmlerinden eksik etmedikleri sosyal düzenin çocukları sürüklediği cehenneme dair gerçekçi bir yansıma da sunuyor. Tüm bu dingin karmaşanın orta yerinde, silik bir baba figürüne karşı Cyril’i koruma ve onun benliğine alan açma amacıyla hareket eden Samantha da bu gözetlemede seyircinin yerini alıveriyor. Çocukların hayal dünyasının masal anlatısıyla birleştirildiği çocuk merkezli birçok filmin aksine The Kid with a Bike, melodramdan uzak durarak sıradan bir hayat portresi içerisinde Cyril’in gerçeklerle yüzleşmesine zaman ayırarak aslında çocuk algısına ve çocuğun toplumdaki yerine dair yeni bir bakış açısı da kazandırıyor.

Ali Kavas

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir