Blog yazıları – Derlemeler

0 – 3 YAŞ ARASI ÇOCUKLARDA FİZİKSEL GELİŞİM

İnsan yaşamın ilk üç yılı, tam fiziksel bağımlılıktan bağımsızlığa geçiş ve kendi kendine yetebilecek kadar hareket becerisi kazanma evresidir. Bu sürecin zaman çizelgesi çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Ancak her yeni doğan çocuk büyüdükçe kademeli olarak ilerleme ve gelişme gösterir. Bu yazımda 0-3 yaş arası çocuklarda görülen temel gelişmeleri sıralayacağım.

0 – 3 Ay

Bu dönemde bebeğin ilk öğrendiği beceri baş kontrolüdür.

Bebekler bu aralıkta kaslarını ve hareketlerini kontrol etmeyi öğrenirler. Bu öğrenme süreci baş, kollar yani bedenin üst kısmından, bacaklara ve ayaklara yani aşağıya doğru ilerler. İlk zamanlarda bebek hareketleri doğal refleksler olarak tanımlanabilir. Örneğin yanağına dokunduğunuzda başını yana döndürür. Bu süreçte motor gelişimleri devam ederken, aynı zamanda çevreyle etkileşime girmeyi öğrenmeye başlarlar. Bir ay içinde bebek sırt üstü ya da yüz üstü yatarken kafasını yana çevirebilir, ellerini ve kollarını hareket ettirebilir.

3 – 6 Ay

Bu dönemdeki bebekte görülen en önemli gelişme baş ve omuz bölgesini kontrol etmeye başlamasıdır.

Motor hareket kabiliyetleri gelişmeye devam eder. 3 aylık bir bebek normal şartlarda sırt üstü ya da yüz üstü yatarken bacaklarını ileri geri ittirebilir, elleri ile oyuncakları kavrayabilirler. Bebek 3-4 aylarında yüz üstü yuvarlanabilir, 6 ayla birlikte sırt üstü yuvarlanabilir.

6 – 12 Ay

Bu dönemde bebek bağımsız bir şekilde oturabilir. Bu oturuş şekli ona çevresini gözlemleme ve keşfetme fırsatı verir.

Bebek 1 yaşına yaklaştıkça motor hareket kabiliyetleri gelişmeye devam eder ve bu gelişimle birlikte çevresini keşfetmeye başlar. Ortalama bir bebek 6 aylıkken herhangi bir destek almadan oturabilir ve 7-8 aylar arasında destek alarak ayakta durabilir. 9 aya yaklaşırken bebek elleri ve dirseklerini kullanarak ayağa kalkmaya çalışır ve 9 ayın sonuna doğru destekle yürümeye başlar. Ayakta durabilme becerisi edinmesi için biraz daha zamana ihtiyacı vardır.

12 – 24 Ay

Bebek yaşamının ikinci yılında yürüme becerileri iyileşmeye başlar.

12 aya gelindiğinde ortalama bir bebek kendi başına bir kaç adım atabilir. 13-15 aylar arasında yürüme becerileri artar ve odanın bir köşesinden diğer köşesine destek almadan yürüyebilir. Ayağı ile topa vurmak ya da elindeki topu hedef gözeterek atmak gibi daha kompleks hareketler 18 ayla beraber başlar. Bu zamanlarda bebekler koşmaya ve destek alarak merdivenlerden çıkmaya başlayabilirler. Bu becerileri kazanmak onları daha hareketli ve oyuncu yapar.

24-36 ay

2 ve 3 yaşları arasında bebeklerde denge becerisi gelişir ve bu sayede daha düzgün yürümeye başlarlar. Bu dönemde çocuk tek ayak üstünde durmayı, geriye doğru gitmeyi ve parmak uçlarında yürümeyi öğrenir. Ortalama bir çocuk 2 yaşına geldiğinde olduğu yerde zıplayabilir, 3 yaşındaysa artık bir nesnenin üzerinden atlayabilir kabiliyete gelir. 30-34 aylar arasında çocuklar destek almadan ve bir şeylere tutunmadan merdivenlerden yukarı doğru yürüyebilir. 35 aya geldiğinde çocuklar oyun alanlarında rahatlıkla koşup oynayabilir duruma gelirler. 3 yaş itibari ile de artık bir çocuk üç tekerlekli bir bisikletle rahatlıkla gezebilir.

TEMEL HAREKET KABİLİYETLERİ

 

Temel Hareket Kabiliyeti Nedir?

Temel Hareket Becerileri (FMS), bacaklar, kollar, gövde, baş gbi farklı vücut parçalarını içeren hareket kalıplarıdır. Bu hareket kalıpları koşma, atlama, yakalama, atma, çarpma ve dengede durma gibi becerilerdir. Bunlar jimnastik ve spor gibi daha karmaşık hareketlerin öncüleridir ve bu alanlardaki niteliği belirler. Temel hareket kabiliyetleri 3 temel kategoriye ayrılır. Bunlar beden yönetimi becerileri, lokomotor beceriler ve nesne kontrolü becerileri şeklinde tanımlanır. Bu alanlara pek çok beceri dahil edilebilir.

Beden yönetimi becerileri vücudu durgun halde ve dengede tutabilmeyi kapsar. Bu becerilere statik ve dinamik dengeleme, durma, yuvarlanma, bükme, esnetme, dönme, salınma gibi hareketler örnek gösterilebilir.

Lokomotor beceriler vücudu bir yerden başka bir yere taşıyabilmeyi içerir. Bu beceriler arasında atlama, yürüme, kaçma, yüzme, zıplama, koşma gibi hareketler vardır.

Nesne kontrol becerileri elle ve ayak ile nesneleri kontrol etmeyi, yönlendirmeyi içerir. Örneğin, atma, yakalama, tekme atma, çarpma, zıplatma, sürükleme.

Temel Hareket Kabiliyetleri Neden Önemlidir?

Temel Hareket Kabiliyetlerine hakim insanlar yaşamları boyunca fiziksel aktivite içeren etkinliklere daha kolay katılır. Yeterli hareketlilikte olan insanların genellikle benlik saygısı ve kendine güveni yüksektir. Risk almak konusunda daha isteklidirler ve girişimcidirler. Bu kabiliyetlere hakim çocuklar popüler oyun arkadaşlarıdır ve ayrıca aktif ve sağlıklı bir yaşam tarzı sürme olasılıkları daha yüksektir. Bu çocuklar bilgi, anlayış, beceri isteyen işlerde daha başarılırdır. Temel hareket kabiliyetine hakim olmayan çocuklar genellikle oyun alanlarına katılmakta zorluk çeken çocuklardır, benlik saygıları ve kendilerine güvenleri düşüktür. Sıklıkla fiziksel aktivitelerden kaçınırlar. Bu yüzden çok hareket etmezler. Bu da kas ve kemik gelişimlerini, özgüvenlerini, sosyal hayattaki yerlerini tehlikeye sokan bir durumdur.

Özellikle günümüzdeki çocuklara baktığımızda genelde apartman dairelerinde yaşadıklarını, dış ortamda rahatlıkla zaman geçiremediklerini, koşmaya, zıplamaya, esnemeye fırsat bulamadıklarını görürüz. Oysa hareket etmek çocukların en temel ihtiyaçlarından biridir. Bu yüzden günümüzde şehirlerde yaşayan çocuklara Temel hareket kabiliyetlerini geliştirebilecekleri fırsatlar yaratmalıyız. İstedikleri gibi atıp tutabilecekleri tehlike içermeyen materyallerden üretilmiş oyuncaklara sahip olmalılar. Her gün mutlaka yürüyüş yapmalılar. Hareket içeren aktivitelere sıklıkla katılmalı, okul ortamında yaş ve beden yapılarına uygun beden eğitimi dersi almalılar.

 

ERGOTERAPİ (OCCUPATIONAL TERAPİ)

Ergoterapistler fiziksel koordinasyon, organizasyon ve planlama becerileri ile ilgili sorun yaşayan çocuklara ilgilenirler. Bu terapistler, belirli öğrenme ve dikkat sorunları olan çocuklara, daha verimli ve daha az yorucu görevler (yazı veya dikkat oyunları gibi) yapmalarını sağlayarak alışma ve öğrenme süreçlerine yardımcı olurlar.

Öğrenme ve dikkat sorunları olan çocuklar ergoterapiden nasıl yararlanabilirler? Bağlantı açık gözükmeyebilir. Ancak koordinasyon, dikkat, kontrol ve öz bakım becerileri ile ilgili sorunlar akademik zorluklara neden olabilirdiğinden bu çocukların ergoterapi alması çok önemlidir.

Örneğin, kalem tutmada zorluk çeken bir çocuk, ödevlerini tamamlamakta güçlük çekerler.  Bazı çocuklar organizasyonla ilgili sorun yaşarlar. Bu çocuklar okul çantalarını taşımakta zorluk çekebilirler. Denge problemi yaşayan çocuk sosyal hayatında bir çok zorlukla karşılaşabilir. Bu gibi durumlarda bir ergoterapistten yardım almak gerekir.

Ergoterapi Nasıl Çalışır?

Bir ergo terapist, insanlara gündelik faaliyetleri gerçekleştirmeyi öğrenmelerine yardımcı olan, eğitimli bir uzmandır. Ergo terapistler her yaştan insanla ve çeşitli zorluklarla çalışırlar. Örneğin öğrenme ve dikkat sorunu olan çocuklar ile çalıştıklarında, diğer pek çok alana da el atmış olurlar. Ergo terapistler şu alanlar ile ilgilenir:

* İnce motor becerileri

* Kaba motor becerileri

* Fiziksel mekan ve nesneleri kapsayan bilişsel beceriler (düşünme ve düzenleme)

Ergoterapinin amacı, çocukların günlük yaşantılarında daha bağımsız olmasına yardımcı olmaktır. Bir ergo terapistin üzerinde çalışabileceği becerilere şunlar örnek verilebilir:

* Öz bakım becerileri (diş fırçalama, düğme ilikleme, tabak, kaşık, çatal kullanma)

* El-göz koordinasyonu (sınıf tahtasına yazı yazma, öğretmenin tahtaya yazdıklarını deftere geçirme)

* İnce motor becerileri (kalem tutma ve yazı yazma, makas kullanma)

* Planlama ve organizasyon (bir sonraki dersi için müzik aletini yanına alma, ders kitaplarını toplarlama, beden dersi için spor kıyafetlerini giyme)

* Uygun tepki verebilme becerisi (duyu işleme sorunları olan bir çocuğa etkilere uygun tepkiler vermesi konusunda yardımcı olunabilir)

* Fiziksel tepkiler (davranış sorunları olan çocuklara sinirli oldukları anlarda kendilerine ya da başkalarına zarar vermektense başka çıkış yolları bulması noktasında yardımcı olunabilir)

* Uygun tepkiler (duyusal işleme konularına sahip çocuklara, duyumlara daha uygun bir şekilde yanıt vermelerine yardımcı olur)

Bir ergoterapist çocuğun özel bir ekipmana ya da yardımcı bir teknolojiye ihtiyaç duyup duymayacağı anlayabilir. Ayrıca bir çocuğun bireyselleştirilmiş eğitim programında belirlenen hedeflere ulaşmasına yardımcı olabilir. Ebeveynlere ve öğretmenlere çocuğun hali hazırda neler yapabildiğini ve ulaşılması mümkün hedefleri gösterebilir. Bu amaçla ortak bir çalışma planı oluşturabilir.

Ergoterapinin Faydaları

Ergoterapi, öğrenme ve dikkat sorunları olan bazı çocukların daha bağımsız ve daha başarılı olmalarına yardımcı olur. Bu özellikle terapiye küçük yaşta başlayan çocuklar için geçerlidir.

Çocuklar için ergoterapinin faydalarını şöyle sıralayabiliriz:

* Bağımsız olma ve kendine güven artışı

* Bir çocuğun neyi başardığı ve neyi başarması gerektiği konusunda velileri ve öğretmenleri bilgilendirerek çocuğa karşı daha bilinçli bir yaklaşım yaratmak.

* Konsantre olma ve akademik görevlerini tamamlama becerisi

Ergoterapi Alanına Giren Öğrenme ve Dikkat Sorunları

* Disleksi

* Disgrafi

* Hareket planlama bozukluğu

* Duyu algılama sorunları

* Görme ve algılama sorunları

Ergoterapiden Beklenebilecek Sonuçlar

Eğer bazı problemleri olan bir çocuk ergoterapist ile çalışıyorsa, yaşadığı zorlukları muhtemelen zaman içinde aşmayı öğrenecektir. Bu durumda çocuğun yaşamı günden güne kolaylaşacaktır. Çocuğun belirtilerinin ciddiyetine göre bazen uzun soluklu bir çalışma gerekebilir. Bu nedenle ebeveyne ve çocuğa  uyum sağlayabilecek uygun ve alanında uzman bir ergoterapist ile çalışmak çok önemlidir.

Ergoterapinin tek başına bir çocuğun sorunlarını “tedavi” edebileceği beklenemez. Örneğin disgrafi sorunu olan bir çocuğa ergoterapist yazı yazmayı öğretebilir, nasıl not tutacağını da öğretebilir. Ancak çocuk yüksek ihtimalle hızlı bir yazar olmayabilir.

Çocu ergoterapiye ne kadar erken başlarsa, süreç o kadar etkili olacaktır. Ergoterapistler, küçük yaştaki çocukların sosyal ve akademik becerilerini geliştirmelerine yardım ederek gençlik dönemlerini daha kolay hale getirir.

Ergoterapi çocukların öğrenme ve dikkat sorunları için başvurulacak yollardan sadece biridir. Tüm olası tedavi yöntemlerine açık olmak çocuk için en doğru tedavi kombinasyonunu bulmayı kolaylaştırır.

Fatima Çelik

BEYİN ENTEGRASYONU

 

 

Çocukların duygusal gelişimlerini anlamak ve duygusal zekanın daha derinlerine inmek üzerine strateji ve yöntemleri ele alan Türkçe’ye “Bütün Beyinler Çocuk” olarak çevirilen “The Whole Brain Child” ve “Anne Baba ve Çocuk Arasında” olarak çevrilen “Between Parent and Child” kitaplarında edindiğim bilgileri derleyip sizinle paylaşmak istedim.

 

Hepimizin bildiği gibi beyin sağ ve sol iki lobdan oluşuyor. Sol beyin mantıksal, sözel ve dile dayalı, gerçekçi, detaycı, matematiksel iken sağ beyin duygusal, sözel olmayan, göz kontağı, yüz ifadesi ve mimikler gibi iletişim için gerekli sinyallerin beyne iletilmesinden ve kişisel hatıraların tutulmasından sorumludur. Sağ beyin detay ve düzen yerine büyük resmi görmeyi hedefler.

Hayatın ilk 3 yılında, çocuklar sağ beyinlerini sol beyinlerine göre daha baskın kullanırlar. Bu çağda, sorumluluk ve zaman algısı oldukça zayıftır. Zamanın nasıl akıp geçmekte olduğunu fark etmeden oyun oynayabilirler örneğin. Bu demek oluyor ki bu dönemde çocuklar mantığa baş vurmak yerine duygularına dayanarak tepkiler veriyor. Beyin entegrasyonu ise beyinin iki ortasında bulunan corpus collasum’daki lifleri güçlendirerek beynin iki tarafını takım halinde çalıştırmak demek oluyor. Beynin tek tarafını tek tarafını kullanmak tek kollukla yüzmeye çalışmaya benzetilebilir. Bu yöntem zihinsel kaynakları tam kapasitede kullanabilmek, kendini daha iyi anlamak, daha sağlam ilişkiler kurabilmek ve için beynin iki tarafının uyum içerisinde çalıştırılması prensibine dayanıyor. Bunun için ilk aşamada çocuklarla mantık ve duyguların değerini öğretmek ve ne hissettiklerini daha iyi anlamalarını destekleyebilmek önemli.

 

Temelde entegrasyon, beyini çevreleyen kompleks dinamiklerin ilişkisini anlamakla ilişkili. Bunu basit bir şekilde açıklamak gerekirse, “huzur nehri” olarak söylenebilir. Bir ırmakta huzurla kayığınızla gitmekte olduğunuzu hayal ediğinin. Bu sizin “huzur nehriniz”. Etrafınızda olanlarla barışık olduğunuzda ve kendinizle ilgili açık fikirleriniz olduğunda bu nehirde ilerlersiniz.

Ancak bazen kıyılardan birine çok yakın yüzersiniz. Hangi kıyıya yakın olduğunuzun önemi yok bir kıyı kontrolden çıktığınızı hissettiğiniz kaosu temsil eder. Huzur dolu nehirde yüzmek yerine düzensizliğin aniden sizi çekmesiyle karmaşanın ipleri ele aldığını hissedersiniz. Karmaşadan uzaklaşmalı ve huzurla nehirde yol almaya devam etmelisinizdir.

Ancak çok fazla uzaklaşmamalısınız, çünkü diğer tarafın da kendine özgü başka tehlikeleri vardır. Bu taraf değişmez katılığı temsil eder, yani kaousun tam tersi. Kontrol altında olmanın tersi olarak etrafınızdakileri her şeyi kontrol etme ve kontrolü empoze etmeyi temsil ediyor. Kabul etmeye ya da pazarlığa girmeye son derece kapalı hale gelmiş oluyorsunuz. Bu kıyıda kanonuz sazlıklara ve ağaç çalılarına takılıyor ve kayığınızın akıp gitmesini engelliyor.

 

Sonuç olarak bir aşırı uç kontrol sağlayamadığınız kaos iken diğer uç ise esnekliğin ve kabul etmenin tamamen önüne geçtiğiniz her şeyi kontrol etme isteği. Kaos ve aşırı kontrol entegrasyon olmadığı durumlarda, beynimizin sadece bir kısmıyla hareket etmekte olduğumuzda ortaya çıkıyor. Unutmadan not edilmesi gereken diğer konu ise çocuklarımız nehirde huzurla yol almıyorken bu son derece karmakarışık ya da aşırı bir düzen içinde oldukları anlamına gelmiyor. 4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını paylaşmak istemiyor, kapalılık; bu ağlamayla, bağırmayla ve bir şeyleri fırlatmayla sonuçlanıyor, kaos ve karmaşa. Bu noktalarda çocuklarınızın nehirde huzurla tekrar ilerlemelerine yardımcı olabilmeniz için birtakım teknikler mevcut.

 

  • Öğüt Vermek

 

Çocuklar kendilerine öğüt verilmesinden ve eleştirilmekten hoşlanmazlar. Bu gibi durumlarda aslında iki tarafta birbirini çok az dinlerler. Çocuk ve yetişkin arasındaki diyalogların geliştirilebilmesi için birbirimize duyduğumuz saygının hatırlanması ve iletişim kabiliyetimiz üzerine çalışmamız gerekir. Bunu temelde yine davranışlara değil duygulara yanıt vererek elde etmemiz mümkün.

Örneğin çocuk, o gün yağmur yağdığı için dışarıda oyun oynayamadı ve okuldan öfkeyle döndü diyelim. Bu durumda babasının tavrı, “bana ne kızıyorsun, yağmuru ben mi yağdırdım?” gibi kişisel yanıtlar olmak yerine “oğlum dışarıda oynayamadığı için çok üzgün ve hayal kırıklığını kızarak ifade ediyor. Ona yardımcı olabilmek için duygularını anladığımı ve ona saygı duyduğumu göstererek yapabilirim.” Şeklinde düşünebilir.

Çocuklar yoğun duygular içindeyken kimseyi dinlemezler. Öğüt ya da teselli gibi beyinlerinin sol tarafını kullanmalarını gerektirecek mantık önermeleri havada kalır, üstelik kendilerini anlamadığınız düşünürler.

Öğretmenin çocuğunuza kızdığı bir durum düşünelim, bu konuda detay istemek ve hak etmiş olmalısın gibi önermelerle gitmek yine çocuğunuza onu anlamadığınızı hissettirecektir. Sorulardan ve yorumlardan kaçarak, çocuklarınıza empatiyle yaklaşmalı ve onları anladığınızı göstermelisiniz, çünkü bu gibi yoğun duygular içeren hayal kırıklıklarının üstesinden gelmek için önce duygular ele alınmalı, daha sonra davranışlar düzeltilmelidir çünkü çocuklar ancak kendilerini iyi hissettikleri zaman net olarak düşünebilir ve doğru davranabilirler. Çocukların güçlü duyguları siz “böyle hissetmen için bir sebep yok” dediğinizde ortadan kalmaz, dinleyici bu duyguları anlamayı denerse duyguların şiddeti azalabilir.

Duyguların insan hayatının bir parçası olduğunu keşfetmeleri onlar için büyük bir rahatlıktır ve onlara bu fikri anlatmak için duygularını anlayışla karşılamaktan başka bir yol yoktur.

 

  • Duygulara Ayna Tutmak: Çocukların Duygularını Yansıtmak, Kendilerini Nasıl Hissettiklerini Anlamalarına Yardım Eder

 

 

Çocuklar, ayna karşısındaki görüntülerine bakarak fiziksel olarak neye benzedikleri hakkında fikir edinirler. Aynı şekilde duyguları da başkalarının onlara yansıttıklarına göre isimlendirirler. Bir aynadan istenen şey vaaz ve yorum değil, ancak görüntüdür.

Çok öfkeli görünüyorsun,

Ondan epey nefret ediyor olmalısın,

Bu durumdan bıkmışa benziyorsun

Bunun için çocuklarımın üzüldüğünde ya da kafaları karıştığında onlara öğüt vermek ya da bir şeyi nasıl yapabileceklerini anlattığımız mantık temelli sözler yerine, onları önemsediğimizi ve kendilerini rahat hissettiklerinde bizimle konuşabileceklerini açıkça ifade edersek iletişimimiz iki yönlü de sağlamlaşacaktır.

 

 

  • Kelimelerin Gücü

 

 

Çocuklarının motivasyon kaynağının başkaları değil, kendileri olması daha sağlıklıdır. Bu ne demektir? Bir çocuk bir resim çizip size “Olmuş mu?” ya da “Güzel olmuş” dediğinde ilk vereceğimiz yanıt çoğunlukla “Aa çok güzel olmuş” olur. Ancak bu yanıtı vererek çocuklarımıza, senin performansını ben beğendiğim için güzel ve yaptığın şeyleri başkası beğenmedikçe bir anlamı yoktur mesajını veririz. Ancak bu gibi durumlarda soruyu kendilerine yöneltip onların yaptıkları resimle ilgili neler düşündüklerini genişletebilmek önemlidir. Çocukların onay kaynağının başkaları değil, kendileri olması için değer biçici övgü baskısından kurtulmalıdırlar. Yine burada dikkat vermemiz gereken şey, ortaya çıkan ürünün, zekanın ya da karakterin övülmesi değil, çabanın ve başarının övülmesi olacaktır. Çünkü çocuklar çabaları için övüldüklerinde zor görevlerin üstesinden gelmek için daha azimli olurlar.

Bir çocuk bahçeyi temizlediğinde, bahçenin ne kadar güzel göründüğü ve ne kadar çaba harcandığıyla ilgili konuşulmalıdır, çocuğun ne kadar iyi olduğundan bahsetmek yersiz ve anlamsız olacaktır. “Sen ne kadar mükemmel bir kızsın” gibi bir tepki verdiğinizde bu kaygıya yol açar. Çocuk mükemmellikten uzak olduğunu düşünür ve bu sıfata asla erişemeyeceği fikrine kapılabilir. Bu nedenle sahtekarlığın önüne geçmek için hemen kötü bir davranış sergiler ve yükünü azaltmayı dener. Kişiliğe yapılan doğrudan bir övgü, oldukça rahatsız edicidir. Birisinin cömert, alçakgönüllü, melek gibi, mükemmel olduğunu söylemek o kişi için can sıkıcıdır.

 

Yaptığın kitaplık harika görünüyor

Çocuğun çıkaracağı muhtemel sonuç: Ben yetenekliyim

(Faydasız övgü: Sen harika bir marangozsun)

 

Yazdığın şiir kalbime hitap ediyor.

Çocuğun çıkaracağı muhtemel sonuç: Şiir yazabildiğim için mutluyum

(Faydasız övgü: Sen yaşına göre çok iyi bir şairsin)

 

 

  • Öfkeyle Başa Çıkmak

 

 

Çocuklar yoğun duygular yaşadıkları anlarda mantıklı cümleleri anlamazlar, yalnızca duygusal yakınlığa yanıt veriler. “Kavgayı kim başlattı” gibi bir soru sorarak çocuğunuzu anlamadığınızı gösterirsiniz, onun yerine onların ruhsal durumlarını yansıtmanız gerekir.

 

Örneğin dişçiye gitmek istemediği için yoğun öfke duyan bir çocuğu ele alalım. Çocuğa “Sen artık büyüdün” diye yaklaşmak yerine “Allen’in bugün canı sıkkın, dişçiye gitmek konusunda endişeli. Allen’in hemen şimdi, hepimizin ona saygı duymasına ihtiyacı var.” dediğimizde Allen’in rahatsız edici davranışını bir kenara bırakıp duygularına karşılık vererek ona yardımcı olabiliriz.

 

Çocukların sıkıntılı duygularını yansıtan ve ebeveynlerin yakınlığını ve anlayışını ifade eden empatik bir karşılık, çocukların öfke hallerini değiştirmede etkilidir.

 

 

  • Yalan Söylemeyle İlgili Bir Yöntem: Yalan Söylemeyi Teşvik Etmemeyi Öğrenmek

 

Yalana zorlamak: Ebeveynler çocukları yalana itecek sorular sormaktan kaçınmalıdırlar, bu çocuklara sorguya çekildiklerini hissettirir ve anne-babasının gerçeği duymayı istemeyeceğini düşündüğü için yalana başvururlar.

 

Örneğin 4 yaşındaki Yeşim, oturma odasına öfkeyle geldi ve “Anneannemden nefret ediyorum” dedi. Annesi dehşet içinde: “Hayır nefret etmiyorsun! Büyük anneyi seviyorsun. Bu evde nefret etmeyiz. Ayrıca anneannen sana hediyeler veriyor böyle korkunç bir şeyi nasıl söylersin!!” dedi. Fakat Yeşim ısrarla devam etti: “Hayır ondan nefret ediyorum, nefret! Onu artık görmek istemiyorum.” Annesi o an gerçekten çok üzüldü ve daha sert bir yönteme başvurarak Yeşim’e bir tokat attı.

Yeşim daha fazla cezalandırmak istemediği için tavrını değiştirdi: “Anneciğim, anneannemi gerçekten çok seviyorum” dedi. Annesi buna karşılık olarak Yeşim’e sarıldı ve onu öptü, iyi bir çocuk olduğu için onu övdü.

Peki Yeşim bu değiş tokuştan ne öğrendi? Gerçeği söylemenin ve gerçek duyguları anneyle paylaşmanın tehlikeli olduğunu. Dürüst olursan cezalandırılırsın, yalan söylersen sevilirsin. Gerçekler acıtır, gerçeklerden uzak durmalısın. Anne küçük yalanları seviyor. Anne, sadece hoş olan gerçekleri duymaktan hoşlanıyor. Ona gerçekten hissettiklerini değil, duymak istediklerini söylemelisin.

Yeşim’e doğruyu söylemeyi öğretmek isteseydi, annesi ona nasıl daha farklı yaklaşabilirdi? Yeşim’in üzüntüsünü kabul ederdi: “Artık anneanneni sevmiyorsun. Anneannene neden kızgın olduğundan bahsetmek ister misin?”

 

Dürüstlüğü öğretmek istiyorsak, hoş gerçekler kadar hoş olmayan gerçekleri de duymaya hazır olmalıyız. Çocuklar duygularını ifade ettiklerinde, verdiğimiz tepkilere göre, dürüstlüğün en iyi politika olup olmadığını öğrenirler.

Özetle, biz yetişkinler olarak çocukların duygularını önce anlamlandırma ve tanımalarına yardımcı olma gücüne sahibiz. Daha sonraki adımda, duygularımızı kontrol eden sağ beyin ile mantığı kontrol eden sol beyinin beraber çalışmasını sağlamak mümkün. Bunun için çocuklara onlarla empati yapabildiğimizi göstermek ve önemli olduklarını hissetmek gereklidir.

 

SAĞLIK ALIŞKANLIKLARI

Daha uzun, sağlıklı ve daha mutlu bir yaşama ilişkin iyi sağlık alışkanlıkları geliştirmek isterseniz erken başlamak zorundasınız … çok erken! Araştırmalar ve klinik uygulamalar, sağlık alışkanlıklarının yaşamın çok erken dönemlerinde geliştiğini ve iyi kurulduktan sonra değişimi son derece zor olduğunu açıkça göstermektedir. Bu nedenle sigara içmekten kaçınırken, genç yaşlarda içki içmeyi önlerken sağlıklı bir diyet ve egzersiz yapmak da çok kritik önem taşır. Bir kere problemler ve kötü sağlık alışkanlıkları ortaya çıktıklarında, çok uzun ömürlü olma eğilimindedirler. Örneğin, araştırmalar kilo vermekte olan insanların% 97’sinin 5 yıl içinde hepsini geri kazanacağını belirtti. Evet, davranış değiştirmek gerçekten zordur!

Klinik uygulamamda aşırı alkollü içecekler alan yeni bir hasta vardı. Kendisi bir üniversite öğrencisi olduğundan yaşındaki insanlar için çok içki içmenin, sık sık parti vermenin normatif olduğunu düşünüyor. Benzer yaştaki arkadaşlarının çoğunun bunu yaptığını söylüyor. Kolejini tamamladıktan sonra içki davranışının daha iyi olabilmesi için önemli ölçüde değişeceğine inanıyor. Umarım haklıdır ama ben yanlış olduğunu düşünüyorum. Araştırma, içicilik alışkanlıklarının gençlerin geç döneminde / erken yetişkinlikte oluştuğunu ve bu kadar kolay değişmediğini göstermektedir. Amerikalı üniversite öğrencilerinin% 20’si aşırı alkollü içki içiyor, (yani, bir seferde 5 içecek veya daha fazla) bu rahatsız edici. Ek olarak, sarhoş sürüş kazaları, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, diğer kaza türleri, kavgalar ve benzeri istenmeyen sonuçların riski, bu sık sarhoş bölümler sırasında büyük ölçüde artıyor.

Başka bir örnek, herhangi bir restoranda bir çocuğun menüsüne bakın: sosisli sandviç, burger, pizza, kızartması, peynir, kızarmış tavuk ve kola standart ücrettir. Çocuklar gençken bunları yemeyi ve istemeyi öğrenirler ve bu tercihler yaşlandıkça çok fazla değişmez. Üniversiteye girdikçe, öğrenciler daha sağlıklı alternatiflerden ziyade fast food, pizza, cips, burger ve benzeri şeylere güveniyorlar. Burada, Santa Clara Üniversitesi’nde, üniversite yemek tesisleri öğrenciler için sağlıklı birçok seçenek sunuyor, bundan etkilendim. Elbette sağlıklı seçimler, ziyaret ettiğim diğer kampüslerin çoğundan daha iyi. Şok edici bir şekilde, bazı kampüslerde MacDonald’s, Pizza Hut ve benzerleri tarafından temsil edilen öğrenci birliklerinde fast food yenilebilir. En iyi niyetli ve sağlıklı gıdaların mevcudiyeti bile stres altındayken (örn. Sınav dönemleri) birçok öğrencinin bu sorunlu gıdaları daha fazla yemesine neden olabilir.

Bu nedenle, genç yaşta sağlık alışkanlıklarını ciddiye alın. Sağlık, refah ve uzun ömür için uzun vadede fark yaratacaktır. Artık genç değilseniz vazgeçmeyin, sağlıklı davranışları değiştirme çabalarınızda gerçekçi olun; sağlıklı seçimleri en üst düzeye çıkarmak için çevreyi değiştirmeye özenli davranmaya çalışın. Ve bunu yapabilirseniz, yapılandırılmış bir yardım edinmeyi düşünün.

Peki sizce?

Health Habits Develop Early and Are Hard to Change

Thomas Plante – https://www.psychologytoday.com/blog/do-the-right-thing/201205/health-habits-develop-early-and-are-hard-change

 

  • Çocuklara tüketebilecekleri düşünülenden az besin verilmelidir. Daha fazla istemeleri onlara bırakılmalıdır.
  • Çocuklara yemek yemenin bir gereksinim olduğu bu yaşta öğretilmelidir. Şarkı söyleyerek, dans ederek, televizyon seyrettirerek, peşinde yemek tabağı ile koşturarak yemek yedirmek veya çocuğa yemek yedirirken çok acele etmek veya oyalamak uygun birer tutum değildir.
  • Çocukların açlık belirtilerine kulak verilmelidir. Çocuk doyduğunu söylediğinde ona uyulmalıdır. Çocuklar yalnızca açlıklarını giderecek kadar yemeye gereksinim duyarlar. Yemekle oynamaya başladıkları zaman “yeter” sinyali verilmeli ve yemekten uzaklaştırılmalıdır. Çocuk yemek önüne konduktan sonra 20 dakika geçmesine karşın yemiyorsa, yemek ortadan kaldırılmalı ya da çocuğun masayı terk etmesi sağlanmalıdır.

 

  • Çocukların yemeklerini kendilerinin yiyebilmesi için olanak sağlanmalıdır. Çocuğun kullanacağı kaşık ve çatal çocuğun eline ve ağzına uygun olmalı, oturuş yüksekliği masaya göre ayarlanmalıdır. Çocuğun yemeğini kendisinin yemesi beklenmeli, yetişkin kadar becerikli olması beklenmemeli, sabırlı davranılmalıdır.
  • Çocuk her seferinde tabağındakileri bitirmesi için zorlanmamalıdır. Bu davranış çocuğun aşırı yemesine veya yemekten nefret etmesine neden olabilir. Bu da ileride beslenme ile ilgili sorunlara yol açabilir.
  • Yemek saatlerinin çocuğu mutlu yapan saatler olması sağlanmalıdır. Çocukla konuşulmak istenen kimi hataları için yemek saatleri dışında zamanlar seçilmelidir. Disiplin uygulandığı, öğütlerin verildiği ya da verileceği yer yemek masası olmamalıdır. Yemek masasında neşeli ve mutlu bir atmosfer yaratılmalı, çocuğun büyüklerle birlikte sofraya oturması sağlanmalıdır.
  • Çocukların besin kaynaklı birçok hastalıklara karşı yüksek risk altında oldukları unutulmamalıdır. Bağışıklık ve gastointestinal sistemleri tam anlamıyla gelişmemiş olan bu yaş grubu çocuklarda besin kaynaklı hastalık riskinin azaltılabilmesi için çocukların ve ailelerin besin güvenliği kurallarını uygulamaları sağlanmalıdır.

ERKEN ÇOCUKLUKTA BESLENME

1–5 Yaş grubu çocukları kapsayan bu döneme “Oyun Çocuğu” dönemi denir. İlk yaştan itibaren çocuk giderek bağımsızlık kazanmaya başlar, aile içinde çocuk değişmeye başlayan bir birey haline gelir. Bu sayısız gelişme ve değişme döneminde çocuğun yeme alışkanlıkları da doğrudan veya dolaylı olarak ailenin, özellikle anne ve babanın beslenme alışkanlıklarından etkilenir.

Okul öncesi çocuklarının besin gereksinimleri, yetişkinlerden üç yönden farklıdır:

1- Enerji harcaması, vücut ölçüsünün birimi başına yetişkinlerden oldukça yüksektir. Çünkü büyüme süreci önemli miktarda enerji harcamasını gerektirir.
2- Yeni dokuların yapımı, protein, mineral ve vitaminlere olan gereksinimi artırmaktadır.
3- Sindirim sistemi özellikleri ve kendi kendilerine yiyebilme yeteneklerinin sınırlı oluşu, çocukların diyetinde belirli besinlerin bulunmasının ve bunların belirli şekilde hazırlanmasını gerektirir.

Büyüme ve gelişme

Çocuğun beslenmesinde amaç, normal ve sağlıklı büyüme ve gelişmeyi sağlamaktır. Büyüme ve gelişme, insan yavrusunun hücresel aşamada yetişkinliğe doğru süreli, dinamik değişim sürecidir. “Büyüme ve Gelişme” deyimi fiziksel ve zihinsel değişim süreçlerini kapsar. Böylece çocuğun beden ölçüleri artar, hücrelerin yapıları, işlevleri, motor ve bilişsel yetenekleri, duyusal, coşkusal ve sosyal davranışları olgunlaşır.

Gerçek anlamda iştahsızlık, çocuğun besini almak istememesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Kansızlık, barsak parazitleri ve hastalıklar çocukta iştah kaybına yol açabilir. Bu durumda kilo kaybı kaçınılmazdır.

Oyun, çocuk için çok çekici olacağından yemek yemeyi unutabilir. Besine ilgisizlik, gün boyu aileden uzakta olduğu için sofra düzenin olmaması ve sofraya oturmamak çocukta yemek seçme, azla yetinme veya tek besin şekline dönüşebilir. Aile sofrası çocuğun en iyi beslenme modelinin geliştirildiği ortamdır. Bir yandan dengeli beslenme modeli oluşturulurken, bir yandan da ailenin bir araya geldiği mutlu bir ortam yaratılmalıdır.

Enerji ve besin öğeleri gereksinmeleri:

Enerji:
Okul öncesi çocukları, devamlı büyüme ve gelişme sürecindedirler. Bu durum bazal metabolizma için harcanan enerjinin yüksek olması anlamına gelir. Fiziksel aktiviteleri de fazladır. Bu nedenle günlük enerji gereksinmeleri yetişkinlerden yüksektir. Bu değer oyun çocuklarında 80/90 kcal/kg/gün’dür.

Protein:
Okul öncesi grubu çocukların günlük protein gereksinmesi, enerjinin  %15-20’si kadardır. Toplam günlük protein miktarının %50’si hayvansal kaynaklardan sağlanmaktadır. Günde 500 ml. ve daha fazla süt veya yoğurt tüketimi protein miktarını yükseltmektedir. Bir yumurta, 500 ml. süt veya yoğurt, bir köfte kadar et veya kuru baklagil tüketimi protein alımı için yeterlidir.

Yağ:
Yağlar enerji sağlamalarının yanı sıra yağda eriyen vitaminlerin kullanılmasında ve sinir sisteminin çalışmasında rol alırlar. Anaokulunda ara öğünlerde verilen kurabiye, kek ve poğaça gibi yağlı besinlerin, özellikle tereyağın ve yağlı etlerin tüketimi, erken yaşta sınırlandırılarak günlük toplam enerjinin en fazla %30’unun yağlardan gelmesi önerilmektedir. Aksi takdirde yağlı beslenme alışkanlıkları ilerleyen dönemlerde gelişebilen bazı kronik hastalıkların görülme riskini artırmaktadır.

Karbonhidratlar:
Okul öncesi çocukların beslenmesinde karbonhidratlardan şeker ve şekerli besinler, enerjinin büyük bir kısmını sağlamaktadır. Yüksek oranda şeker ve şekerli besinler çocukların beslenmesi için olumlu değildir. Bu besinler çocuğun normal besin gereksinmesini karşılamasını engellediği gibi iştahsızlık ve diş çürümelerine de yol açabilir. Bu riski azaltmak veya en aza indirgemek için şekerli içeceklerin, tatlıların ve bisküvi gibi besinlerin fazla tüketilmemesi, özellikle ara öğünlerde çocuklara verilmemesi önerilmektedir. Son yıllarda özel ana okullarının ve çeşitli iş yerlerinin açtığı yuvaların yaygınlaştırıldığı düşünülecek olursa, bu yerlerde beslenme servislerinin dikkatle planlanması gerekmektedir. Günlük toplam enerjinin %50-60’ı değişik türdeki karbonhidratlardan sağlanmalıdır.

Posa:
Küçük çocuklarda uygun posa miktarıyla ilgili öneriler sınırlıdır. Günlük ortalama posa tüketiminin 12 g. olması belirlenmiştir. Yüksek posalı besinler hacimlidir ve fazla posalı yiyecek sunulan az iştahlı bir çocuk yeteri kadar enerji almayabilir. Posalı besinlerin ana öğünlerde verilmesi, özellikle iştahsız çocuklarda önerilen bir beslenme uygulamasıdır. Meyve, sebze ve tahıl grubunun az tüketimine bağlı olarak posa miktarının düşüklüğü kaçınılmazdır.

Okul öncesi çocuklar için günlük menü planlama:

Çocuğun günlük menüsünde temel besin grupları özellikle bulunmalıdır.

Temel besin gruplarından, enerji, protein, yağ, karbonhidrat ve vitamin gereksinimlerinin tümünü karşılamalıdır. Besinler içerdikleri besin öğeleri açısından birbirini tamamlamalıdır. Organların düzenli çalışması, büyüme ve gelişmenin sağlanması açısından önemlidir.

Menüde yer alacak besin grupları

 Et Grubu

Bu gruptaki besinler, iyi kalite protein ve minerallerden zengin olup vücudun sağlıklı büyümesi ve sağlıklı bir yaşam için gereklidir. Et, tavuk, balık, yumurta gibi besinler bu grupta yer alır. Bu besinlerden iki ya da üç porsiyon günlük yeterlidir.

Süt ve türevleri

Bu besinler kemik ve dişlerin gelişimi, sinir ve kasların düzenli çalışması için gerekli kalsiyum, A-B vitaminleri ve iyi kalite protein sağlar. Bu grup besinlerden günde 500 ml. süt ve yoğurt ve 1 kibrit kutusu peynir tüketimi yeterlidir.

Tahıl grubu

Bu gruptaki besinlerde bitkisel proteinler ve B grubu vitaminleri bulunur. Bu besinler yemek halinde, çorbalar içinde sütle veya yoğurtla zenginleştirilerek günde dört porsiyon verilmesi yeterlidir.

Sebze-meyve grubu

Özellikle yeşil yapraklı sebzeler, A, C ve B grubu vitaminlerinden zengindir. Bu grup vitaminler çocuğun korunması için önemlidir. Günde dört porsiyon tüketilmesi önerilmektedir.

Şeker ve yağ grubu

Bu grup besinler vücuda enerji sağlarlar. Bu besinler şeker ve şekerden yapılmış, bal, reçel, pekmez, zeytinyağı ve diğer bitkisel sıvı yağlardır.

Uygun pişirme yöntemleri

Yiyecekler hazırlanırken temizliğe özen gösterilmelidir. Çocukların hasta olmamaları için, içtikleri su kaynatılmalı ve besinin taze olarak tüketilmesi gerekmektedir. Besin değerinde azalmaya neden olan kavurma ve kızartma gibi işlemlerden kaçınılmalıdır. Yemekler aşırı sıcak ve soğuk, acı ve baharatlı olmamalıdır. Çünkü bu durum iştahı etkilemektedir. Yemeğin gerek lezzeti, gerek görüntüsü, gerekse kokusu çocuklar için önem taşımaktadır.

Kendisine tüm besin gruplarından besinlerin uygun pişirme yöntemleriyle sunulması ve öğün atlanmadan beslenmesi çocuğun sağlıklı bir birey olmasının ön koşuludur.

Öneriler:

• Çocuğun besin seçimindeki öncelikleri dikkate alınarak farklı şekilde besinler sunulmalıdır. Fakat bu her zaman köfte, kızarmış patates, pilav ve makarna olarak değil de, yemesi gerekli olan besin gruplarından onun tercih etmesine fırsat verilmesi tarzında olmalıdır. Örneğin; kırmızı et yemesi için köfte, yemeğin içinde kıyma, parça etli yemek, sulu köfte vb. Şekilde kırmızı et içeren farklı menülerden kendi tercihine yönlendirilebilir.

• Yemek porsiyonları annenin kendi ölçülerine göre değil, çocuğun gereksinimine göre ayarlanmalıdır. Genellikle anneler porsiyonları kendilerine göre düşünmektedir. Toplam mide kapasitesi 300 ml. olan bir çocuk, 200 ml. Çorba içtikten sonra ancak 100 ml. Başka bir besini alabilecektir.

• Ara öğünler küçük porsiyonlar şeklinde olmalıdır. Bu da sonraki ana öğüne acıkmasını sağlayacak kadar olmalıdır. Her hangi bir nedenle ödül olarak şeker ve tatlı türünden besinler verilmemelidir. Genel olarak ödül-ceza yemek konusunda uygulanmamalıdır. Uygulandığında yemek yemenin stratejik bir olay olduğu mesajı çocuğa verilecektir.

• Çocuklar, anlatılanı değil, gördüklerini taklit ederek öğrenirler. Bu nedenle ebeveynler, tutarlı yeme davranışı içinde olmalıdır. Çocuğa yemeye çalıştırdığı yemeği kendisi yemiyorsa, hiç iyi bir örnek olmayacaktır.

• Reddetme durumunda çocuğu yemek konusunda zorlamak doğru değildir. Bu sorunları daha da kötüleştirir. Reddedilen besin, daha sonra tekrar denenmelidir. Bir öğün, bir gün, hatta biraz daha uzunca bir süre yemek yememesi, çocuğun genel durumu konusunda zarar vermeyecektir. Yaşayan bir canlı olarak kısa bir süre sonra acıkacak ve yemek isteyecektir.

• Günlük süt tüketimi 2 su bardağını aşmamalıdır. Sütün fazlası beslenmeyi bozabileceği gibi demir emilimini engelleyerek kansızlığa da yol açabilir.

• Yemekten bir saat önce ve yemek sırasında sıvı alımları azaltılmalıdır. Çünkü bu durum midenin dolarak gerilmesine ve yalancı tokluk hissine yol açabilir.

BESLENME ÖNERİLERİ

Çocuklarınıza sağlıklı beslenme alışkanlıkları öğreterek ve bu davranışlara örnek olarak, çocuklarınızın sağlıklı bir kiloda kalmasını ve normal büyümesini sağlayabilirsiniz. Ayrıca, çocuklarınızın gençken edindikleri yemek alışkanlıkları, yetişkin olduklarında sağlıklı bir yaşam tarzı elde etmelerine yardımcı olur.

Sağlıklı beslenmenin en önemli yönlerinden bazıları porsiyon kontrolü ve çocuğunuzun ne kadar yağ ve şeker yediğini bilmektir. Çocuğunuzun diyetindeki yağ alımını azaltmanın ve sağlıklı bir kilo vermenin basit yolları şunlardır:

  • Az yağlı veya yağsız süt ürünleri
  • Deri olmayan kanatlı hayvan
  • Etlerin kesilmesi
  • Tahıl ekmeği ve tahıllar
  • Meyve ve sebzeler gibi sağlıklı atıştırmalıklar
  • Ayrıca, çocuğunuzun diyetinde şekerli şekerlendirilmiş içecekler ve tuz miktarını azaltın.

Aşırı kilolu çocuğunuzu kısıtlayıcı diyete maruz bırakmamanız önemlidir. Tıbbi sebeplerden ötürü bir doktor tarafından denetlenmedikçe, kilo vermek için çocukların hiçbir zaman kısıtlayıcı bir diyet almaması gerekir.

 

Ebeveynlerin çocuklarında sağlıklı beslenme alışkanlıklarını geliştirmeye yönelik diğer yaklaşımları şu şekilde olabilir:

  • Gıdaları dikte etmek yerine ailenin seçimlerini yönlendirin.

Evde bulunan çok çeşitli sağlıklı besinler hazırlayın. Bu uygulama çocuğunuza sağlıklı besin seçimleri yapmayı öğrenmelerinde yardımcı olacaktır. Sağlıksız yiyecek tercihlerini markette bırakın. Yemeklerle su ikram edin.

  • Çocuklarınızı yavaş yavaş yemeye teşvik edin. Bir çocuk yavaşça yediğinde açlık ve dolgunluğu daha iyi tespit edebilir. İkinci bir yiyecek sunumu yapmadan önce, çocuğunuzdan, gerçekten aç olup olmadığını görmek için en az 15 dakika beklemesini isteyin. Bu beyne doygunluğu kaydetme zamanı verecektir. Ayrıca, ikinci yiyecek, ilkinden çok daha küçük olmalıdır.
  • Yemekleri mümkün olduğunca bir aile olarak yiyin. Yemek pişirmek ya da tartışmak için değil, konuşmalarla ve paylaşarak yemek saatlerini keyifli hale getirmeye çalışın. Çocuklar yemeklerden hoşlanmıyorsa, mümkün olduğunca çabuk masayı terk etmek için daha hızlı yemeyi deneyebilirler. Daha sonra yemek yemeyi stresle ilişkilendirmeyi öğrenebilirler.
  • Çocuklarınızı yiyecek alışverişine dahil edin ve birlikte yemek hazırlayın. Bu faaliyetler çocuklarınızın besin tercihleri hakkında ipuçları verecek, çocuklarınıza beslenme hakkında öğretme fırsatı verecek ve çocuklarınıza bir başarı hissi verecektir. Buna ek olarak, çocuklar hazırlamaya yardım ettikleri gıdaları yemeye veya denemeye daha istekli olabilirler.
  • Atıştırmalıkları planlayın. Sürekli atıştırma aşırı yemek yemeye yol açabilir, ancak gün içinde belirli saatlerde planlanan atıştırmalıklar yemek zamanlarında bir çocuğun iştahını bozmadan besleyici bir diyetin parçası olabilir.
  • TV izlerken yemek yemek veya atıştırmaktan vazgeçin. Evinizin belirtilen alanlarında, örneğin yemek odası veya mutfak gibi, yemek yemeyi deneyin. Televizyonun önünde yemek yemesi, doygunluk duygularına dikkat etmeyi zorlaştırabilir ve aşırı yorulmaya neden olabilir.
  • Çocuklarınızı daha fazla su içmeye teşvik edin. Tatlandırılmış içeceklerin ve gazlı içeceklerin aşırı tüketimi, çocuklarda artan obezite oranları ile bağlantılı olmuştur.
  • Çocuklarınızı cezalandırmak veya ödüllendirmek için yiyecek kullanmamaya çalışın. Gıdayı bir ceza olarak öne sürmek çocukların yeterince doyamayacaklarından endişe etmesine yol açabilir. Benzer şekilde, tatlılar gibi gıdalar ödül olarak kullanıldığında, çocuklar bu gıdaların diğer gıdalardan daha iyi veya daha değerli olduğunu varsayabilir. Örneğin, sebzeleri yerlerse tatlı alacaklarını söyleyerek sebze hakkında yanlış mesaj göndermeye sebep olunur.
  • Çocuklarınızın ev dışındaki yemeklerinin dengeli olduğundan emin olun. Okul öğle yemeği programıyla ilgili daha fazla bilgi edinin veya öğle yemeğini çeşitli yiyecekler içerecek şekilde paketleyin. Ayrıca, restoranlarda yemek yiyince daha sağlıklı öğeleri seçin.

Son olarak, porsiyon boyutuna ve içeriklerine dikkat edin. Gıda etiketlerini okuyun ve trans yağlardan uzak durun.

OKUL ÖNCESİ ÇOCUKLARDA BESLENME

Çocukların sağlıklı yetişkin bireyler olabilmesi, anne karnından başlayarak sağlıklı bir ortamda büyümelerine bağlıdır. Bir – beş yaş arası çocukları kapsayan erken çocukluk dönemi; 1-3 yaş oyun çağı ve 3-6 yaş arası da okul öncesi dönem olarak ikiye ayrılır. Okul öncesi dönemde çocuğun dünyası, okul arkadaşları, öğretmenler ve toplumdaki diğer bireylerle birlikte genişler. Çevreden aldığı uyarılar çocuğun fiziksel, zihinsel ve ruhsal yönden büyümesinde ve gelişmesinde etkin rol oynar.

İlk yaştan itibaren çocuk giderek bağımsızlık kazanmaya başlar ve aile içinde çocuk değişmekte olan bir bireydir. Bu gelişme ve değişme döneminde çocuğun yeme alışkanlıkları da doğrudan veya dolaylı olarak ailenin, özellikle de anne ve babanın beslenme alışkanlıklarından etkilenir. Okul öncesi çağda çocuklar evde annelerini, babalarını, bakıcılarını, diğer büyüklerini, okulda ise öğretmenlerini taklit ederler. Anne, baba ve kardeşler, okul öncesi çağdaki çocuklar için iyi birer modeldir. Yemek yeme alışkanlıkları, aile sofrasında edinilir. Aile sofrası yeterli ve dengeli beslenme için iyi bir model oluştururken, aynı zamanda aile bireylerinin bir araya geldiği mutlu bir ortam da olmalıdır. Çünkü çocuğun fiziksel, sosyal ve duygusal gelişimi birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Örneğin beslenme çocuğun sadece fiziksel sağlığını değil duygusal sağlığını da etkiler. Doğru seçilmiş yiyecekler, destekleyici bir çevre içerisinde verilirse çocuğun gelişimine de katkı sağlar. Üç-altı yaş çocuğun kemiklerinin, dişlerinin, kaslarının, beyin ve sinir sisteminin, dolaşım ve diğer organlarının büyüyüp gelişmesi için hacim yönünden az, besin öğesi içeriği yüksek besinlere gereksinim vardır. Çünkü bu çağda çocuklar gelişim hızının yüksek olmasına bağlı olarak vücut fonksiyonlarını kontrol etmeyi, diğer insanlarla ilişki kurmayı, sosyal davranışları öğrenir ve ileriki yaşlardaki davranışlarının ve alışkanlıklarının temellerini atar. Okul öncesi dönemde çocuğun beslenmesi kendisine sunulan besinlere bağlıdır. Erken Çocukluk döneminde yutmak için çocuklar daha çok dilleri yerine yanaklarını kullanırlar. Çocuklarda çiğneme hareketi bir yaşında başlar, sert ve lifli besinleri çiğneme okul çağına doğru iyice gelişir. 3-4 yaşlarında besinleri parmaklarıyla kaşığın üzerine itmeye, çatal ile yiyecek almaya ve bardak ile içmeye başlarlar. Çocuğun fiziksel büyüme hızı kendi kendini besleme becerisindeki gelişmeye de yansır. Bu yaş grubu çocuklar yiyeceklerini kesmeye ve bütün yiyecekleri düzgün yemeye yeterli kas kontrolüne sahip 10 10 değildirler. Ancak 3 yaşından itibaren çocuklar genellikle kendi kendilerine yemeklerini yiyebilirler. Ancak çalışmalar, beş yaşa kadar da çocukların kendi başlarına yemek yiyememelerinin normal kabul edilmesi gerektiğini göstermektedir. Çocuk 6 yaşından sonra hala kendisi yiyemiyorsa bu normal değildir. Çocuklar 4 yaşında bıçak kullanabilirler ancak sert besinleri yardımsız kesemezler. Kesme işlemi 6 yaşından sonra başarılabilir ve çocuklar ancak 7 yaşında yemekte yalnız bırakılabilirler. Okul öncesi çocuklar, her ne kadar yeni yiyecekleri denemek konusunda isteksiz iseler de, yiyecekler hakkında çok meraklı ve araştırmacıdırlar ve aile sofrasındaki yemeklere katılmaktan hoşlanırlar. Bu isteksizlik eğer aileler yeni yiyecekler konusunda konuşur ve onların bu yiyecekleri hazırlamalarına veya yetiştirmelerine olanak sağlarsa ortadan kalkabilir. Anne ve babaların yemek yedirme için ısrarları, ödüllendirme, ceza verme gibi tutumlar⌡ çocuğun yeme alışkanlıklarını olumsuz yönde etkiler. Okul öncesi çocuklardaki beslenme hedefleri; normal büyüme ve gelişimini, çeşitli besinlerden tüketmesini ve ileriye yönelik sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinmesini sağlamaktır. Okul öncesi dönemde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması aşağıdaki konular bakımından temel oluşturur:

Çocuğun sağlıklı büyüme ve gelişmesini destekler.

Çocuklarda demir yetersizliğinden kaynaklanan anemi, yetersiz beslenme, obezite ve erken diş çürümesi gibi sağlık sorunlarını önler.

Çocuklarda yaşam boyu sağlığının korunmasına ve yetişkin dönem kronik hastalıkların (kalp damar hastalıkları, tip 2 diyabet , hipertansiyon, bazı kanser türleri ve osteoporoz gibi) oluşum riskinin azaltılmasına yardımcı olur.

Çocuklar İçin Beslenme Önerileri

  • Birçok çocuk için en iyisi düzenli bir program ile beslenmesidir. Okul öncesi dönemde olduğu gibi, düzenli beslenme ihtiyaçları devam eder. Çünkü açlığa yetişkinler kadar dayanamazlar. Yemekler düzenli olmadığında çocuklar gün boyunca daha fazla abur cubur yeme eğiliminde olur ve yemek zaman⌡ daha az aç olurlar. Aynı nedenle yemeklerin sıklıkla atlanması da iyi bir fikir değildir. Ayrıca çocuklar güne iyi bir başlangıç yapabilmek için kahvaltıya ihtiyaç duyarlar.
  • Yemek zamanı iyi bir aile zamanı olmalıdır. Çocuklara besleyici besinleri yemelerini söylemekle, bunu göstermek aynı etkiye sahip değildir. Çocuklar aileleriyle birlikte yemek yediklerinde genellikle daha çeşitli ve besleyici yemekler yerler. Aynı zamanda sosyal davranış modelleri geliştirirler. Kahvaltı, öğle veya akşam yemekleri çocuklara olumlu yeme alışkanlıkları kazandırmada iyi birer fırsattır.
  • Çocukların kendi besin seçimlerini yapmalarına izin verilmelidir. Çocuklara neyi, ne kadar yiyeceklerine karar verme konusunda şans tanıyın. Onların kişisel besin tercihlerine ve damak zevklerine saygı gösterin. Onlara yemek istemedikleri yemekleri kibarca reddetme fırsatı verin. Çocuklara ana ve ara öğünleri planlamaya katılma fırsatı verin. Bu onlara besin seçmede nasıl karar vermelerini öğreten bir yoldur. Çocuklar planlanmasına ve hazırlanmasına katıldıkları besinleri daha çok severler. Onları zorlamadan yeni besinler denemeye teşvik edin. Yeni besinleri denemek yeni hobileri denemek gibidir. Bu onların bilgilerini, deneyimlerini ve yeteneklerini arttırır. Çocuklar sık olarak tükettikleri besinleri daha çok severler. Çocuklarınıza düzenli olarak meyve ve sebze verirseniz ve kendiniz de yerseniz zamanla onları seveceklerdir.
  • Ara öğünler çocuğun sağlıklı beslenme planını seçmesine katkıda bulunurlar. Dikkatli seçildiklerinde ara öğünler çocuğunuzun gün boyu almayı ihmal ettiği besin gruplarının yerini doldururlar. Büyüme çağında ara öğünlerde süt, ayran, meyve suyu, peynirli ekmek vb. besinlerin tüketilmesi uygundur.
  • Çocukların bir öğünde veya bir günde değil, birkaç gün içinde tükettiklerinin toplam miktarı önemlidir. Çocuğunuz ara sıra belli birkaç besini tüketmiyor veya bir öğünde fazla bir şey yemiyorsa bunda endişe etmenizi gerektiren bir durum yoktur.
  • Ana ve ara öğün zamanları çocuğunuzu sıkmayacak şekilde olduğunda beslenme alışkanlıkları da iyi yönde gelişir. Yemek zamanında oluşan stres, besin tüketimine yansır. Yemek zamanında tartışma ve eleştiri yapmadan iletişim kurmaya çalışarak güzel vakit geçirilmelidir

Çocuk Beslenmesi

 

Büyümenin hızlı ve özel olduğu durumlarda (doğum, emziklilik gibi) beslenme ihtiyacı farklılaşır. Çocuğun sağlıklı büyümesinde düzenli beslenmenin rolü büyüktür. Beslenme çocuğun gelişimini doğrudan etkileyen bir faktördür. Yetersiz ve dengesiz beslenme, çocuğun sosyal, bilişsel, fiziksel gelişimini olumsuz yönde etkiler. Sağlıksız beslenme vücut direncini azaltarak bireyin hastalıklara yakalanma riskini daha da artıracaktır. Büyüme çağında iyi beslenemeyen çocuklarda gelişim geriliği, zayıf bünye, dayanıksızlık, ileride düzeltilmesi imkânsız vücut bozuklukları oluşabilir. Yeterli besin alamayan, düzenli yemeyen, yemek seçen, yemeklerden sonra kusma nöbeti geçiren çocuğun gelişmesi olumsuz etkilenir. Sağlıklı gelişmenin ilk şartı yeterli ve dengeli beslenmedir. Çocuğun beslenmesinde amaç;

  • Gelişmeyi sağlayacak düzeyde enerji, vitamin ve mineral sağlamak,
  • Diş sayısına ve sindirim sistemine uygun çeşitli miktar ve kıvamdaki besinleri seçerek çocuğa sunmak,
  • Olumlu beslenme alışkanlığı kazandırmak olmalıdır.

İyi beslenen bir çocuk canlı, hareketli, neşeli ve istekli olur. Vücut yapısı sağlam ve normal görünümlüdür. Hastalıklara karşı dirençlidir. Bu dönemde yapılacak en yanlış davranış çocuğun zorlanarak beslenmesidir.

1 yaş çocuğu kendi kendine yemeğe çok isteklidir. Bu dönemde çocuk yarı kontrollü bırakılabilir. 2 yaşta kaşığı daha kontrollü kullanabilir. 3 yaşta sandalyeye daha rahat oturur ve yemeğini daha rahat yer. 4-5 yaşta kendi kendine beslenebilir hale gelir. Çocuklar azar azar ve sık sık beslenmelidir. Ara öğünlerde verilen besinler, ana öğünü etkileyecek ve iştahı kapatacak nitelikte olmamalıdır. Meyve ve taze sıkılmış meyve suları tercih edilebilir.

Çocuklarda istenmeyen durumlar olarak ortaya çıkan zayıflık, şişmanlık ve bodurluğun en önemli nedenlerinde biri de beslenme bozukluklarıdır. Yetersiz ve dengesiz beslenme durumunda vücudun büyüme gelişme ve normal çalışmasında aksaklıklar ortaya çıkar. Çocuklarda büyüme ve gelişme gerilikleri görülür. Örneğin boyu yeterince uzamaz, ağırlığı az olur, dişi geç çıkar, kemikleri iyi gelişmez, kalıcı bozukluklar ortaya çıkabilir. Ya 8 da çocuğun gereğinden fazla karbonhidrat değeri yüksek yiyecekler ile beslenmesi erken dönemde şişmanlığın ve şişmanlığa bağlı rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olur.

Okulöncesi dönemdeki çocuklarda zaman zaman ortaya çıkan iştahsızlık durumunu yetersiz beslenmenin ya da beslenme bozukluğunun başlangıcı saymak doğru değildir. Çocuklardaki bu durum, kısa süreli, geçici olarak da ortaya çıkabilir.

Çocuk beslenmesinin, onların sosyal, ruhsal, zihinsel olarak normal gelişmelerinde ve sağlıklı olabilmelerinde önemi büyüktür. Bu dönemde yetişkinleri tutumları ve çocuklarına verecekleri doğru beslenme alışkanlıkları ve davranışları, çocuğun beslenme alışkanlıklarının temelini oluşturacaktır.

 

 

Zerrin Doğança Küçük ile Röportaj

STEM ( Science – Technology – Engineering – Maths ) bilim temelli bütüncül bir eğitim modeli. bu model ile çocuklar gerçek hayatta karşılaştığımız problemlere portatif çözümler üretiyorlar. Klasik eğitim modellerinin ötesinde, ürettikleri ürünün her adımında aktif rol alıyorlar, deneyimleyerek öğreniyorlar. Boğaziçi Üniversitesi Temel Eğitim Bölümü hocalarından, aynı zamanda Bahçeşehir Üniversitesi STEM merkezi yardımcı direktörü Zerrin Doğança Küçük ile STEM üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Keyifli okumlalar !

İlk olarak kendinizi tanıtmanızı isteyeceğim.

Merhabalar! Ben Zerrin Doğança Küçük. BAU STEM’de yardımcı direktörüm. Boğaziçi ilköğretim matematik öğretmenliği, yan dal olarak da fen bilgisi öğretmenliği mezunuyum. Mezun olduktan 1 yıl boyunca bir özel kurumda lise ve ortaokul seviyesinde matematik öğretmenliği yaptım. 1 yılın ardından Boğaziçi’ne geri döndüm. Hedefim her zaman akademiye dönmekti.  Boğaziçi’nde ilköğretim bölümünde yüksek lisansa başladım. İlköğretim bölümünde o zamanlar ilköğretim matematik, fen bilgisi öğretmenliği ve okul öncesi öğretmenliği vardı. Okul öncesi ile ilk tanışmam burada oldu. Yüksek lisans yaparken pek çok alanda okul öncesi ile beraber çalıştık. Daha sonra master ve doktoramı Boğaziçi’nde çevre enstitüsünde yaptım. Şimdi öğretmenlik ile çevre bilimlerini ilk olarak bağdaştırılmıyor . hatta master hocalarım biz burada deney yapıyoruz araştırma yapıyoruz çevre ile uğraşıyoruz sen ne yapacaksın diye sordular. Ancak şöyle bir durum var, çevre enstitüsü doğa ile bilim ile çalışıyor, fen bilgisi ve matematikle uğraşıyor e eğitim de bir bilim. Biz bu bilimleri birleştirebiliriz diye anlattım. İkna ettim. Eğitim fakültesinden çevre bilimleri enstitüsüne master ve doktoraya kabul edilip mezun olan ilk kişi benim. Sonrasında ilgisi olan başka kişiler de bu yoldan devam ettiler. Daha sonra doktora sonrası çalışmalarım için Boğaziçi’ nde ilköğretim bölümünde devam ettim. Burada Ebru Muğaloğlu ile çalıştık. Ebru hocam okul öncesine fen ve matematik dersleri veriyordu. Sonrasında Bahçeşehir Üniversitesi’ne STEM merkezi kuruluyordu ve ben de buraya dahil oldum.

STEM ile nasıl tanıştınız ? Doğa bilimlerinden biraz farklı bir alan aslında STEM

STEM doğa bilimlerinden biraz daha farklı, evet. STEM, İngilizce bir kısaltma. Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematiğin kısaltması. Mühendislik hariç hepsi okul müfredatlarında var. Mühendisliği de içine alması ve bu dört temel bilimin birbiriyle bütünleşerek işleniyor, üretiliyor olması benim ilgimi çekiyordu. Bütünsel oluşu, süreçte yaşayarak, her adımını deneyimleyerek çocuğun yeni bir ürün oluşturması zevkli bir eğitim süreci oluşturuyor. Geleneksel eğitim anlayışından uzak, öğretmenin sadece destekleyici olduğu ama müdahale etmediği bir ortamda çocuklar üretim yapıyorlar. Hata yapıyorlar, düzeltiyorlar, araştırıyorlar… Süreç gelişiyor ve kendileri ürün üretiyorlar. Özellikle okul öncesinde bu bütünsel süreci daha net yapabiliyoruz çünkü ana okulunda herhangi bir branşa ayrılmıyor çocuklar. Bir öğretmen tamamen bütünsel yaklaşmak zorunda kalıyor bir anlamda.

Peki STEM’in Türkiye serüveni hakkında neler söylemek istersiniz ?

STEM Amerika’da doğuyor. Ciddi bir devlet desteği alıyor. Hatta belki hatırlarsınız Obama’nın videoları vardı, okullara gidiyordu, süreci izliyordu. Ciddi önem veriyorlar. Bunun sebebi de, aslında bilim insanı olmayı, Amerikalılar tercih etmiyor. Mühendisleri , bilim insanları genel olarak beyin göçü ile Amerika’ya yerleşmiş insanlar. Bize bakıldığında da durum tam tersi. Bizde mühendis çok ama üretim yok. Türkiye’de STEM bu durumu değiştirmek, eğitim kalitesini artırmak, üretim yapabilmek için buraya geliyor. Türkiye’ye gelişi de Sencer Hoca ( Sencer Çorlu ) ile oluyor. Sencer Hoca 2004’de Amerika’dan doktora derecesi ile mezun oluyor. Teksas’ta aynı BAU STEM’de kurduğumuz gibi bir merkezde çalışıyor. Öğretmenlerin aktif olarak STEM uygulamalarına katıldığı bir merkezde çalışıyor.  Amerika’da bir yanda bunlar olurken, Türkiye’de durum farklı tabii arada eğitim anlayışı açısından büyük farklar var. 2004’te Türkiye’ye döndüğünde bir konferansta STEM’i anlatıyor. Sonra Stem fikri yayılıyor ve o günden beri gelişmeye devam ediyor  Türkiye’de.

Bizim hedeflerimizden biri, bütünleşik öğretmenlik modelleri oluşturmak. Biz Stem eğitimi uygularken, tüm branşların birlikte çalışması gereken bir alan kuruyoruz. Bir matematik öğretmeni ve fen bilgisi öğretmeni , ürün oluştururken beraber çalışmalı. Branşlar birbirinden destek almalı. Biz bunu sağlamaya çalışıyoruz, bütünleşik öğretmen modeli ile.

Erken çocuklukta STEM eğitimi nasıl oluyor ?

Stem, kısaltmasındaki temel bilimlere uygun uygulamaları okul öncesi çağda adım adım uyguluyoruz. Mesela çocuklara bir hikaye içerisinde temel bir problem sunuluyor ve çocuklar da buna bir çözüm üretmeye çalışıyorlar. Temelinde süreç bu. Problemi çözebilmeleri için STEM içeriğindeki tüm alanlara ihtiyaçları oluyor. Feni, teknolojiyi, bilimi, mühendisliği birleştirerek bir çözüm üretiyorlar. Süreçte öğrendikleri kelimeler ile sonra bunu aktarıyorlar. Örneğin tüm bunları anlatırken kullandıkları ‘portatif’ kelimesi aileleri çok şaşırtıyor ya da çocuğum bu yaşta barajın nasıl çalıştığını nasıl anlıyor diye şaşırıyorlar. Şuana kadar, biz bir özel kurumla program geliştirdik. Bu programı Boğaziçi’nden öğretmen adayları ile Stem merkezinde hazırladık. Bu özel kurumun farklı illerdeki okullarında program uygulandı. İlk önce öğretmenler ile çalıştık. Stem nasıl uygulanabilir ? Süreçte öğretmenin rolü nasıl olmalı gibi. Sonrasında onların deneyimleri ile temalar tasarladık. Bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik temelinde olan bu temalar çocukların dünyasına uygundu. Bu temalarda çocuklar aslında bu temel bilimleri en basit halinde öğrenmeye başladılar. Çocuklar süreci kendileri oluşturdular, kendileri ürün oluşturdu.

Çocuk Beslenmesi

Çocuk Beslenmesi

 

Büyümenin hızlı ve özel olduğu durumlarda (doğum, emziklilik gibi) beslenme ihtiyacı farklılaşır. Çocuğun sağlıklı büyümesinde düzenli beslenmenin rolü büyüktür. Beslenme çocuğun gelişimini doğrudan etkileyen bir faktördür. Yetersiz ve dengesiz beslenme, çocuğun sosyal, bilişsel, fiziksel gelişimini olumsuz yönde etkiler. Sağlıksız beslenme vücut direncini azaltarak bireyin hastalıklara yakalanma riskini daha da artıracaktır. Büyüme çağında iyi beslenemeyen çocuklarda gelişim geriliği, zayıf bünye, dayanıksızlık, ileride düzeltilmesi imkânsız vücut bozuklukları oluşabilir. Yeterli besin alamayan, düzenli yemeyen, yemek seçen, yemeklerden sonra kusma nöbeti geçiren çocuğun gelişmesi olumsuz etkilenir. Sağlıklı gelişmenin ilk şartı yeterli ve dengeli beslenmedir. Çocuğun beslenmesinde amaç;

  • Gelişmeyi sağlayacak düzeyde enerji, vitamin ve mineral sağlamak,
  • Diş sayısına ve sindirim sistemine uygun çeşitli miktar ve kıvamdaki besinleri seçerek çocuğa sunmak,
  • Olumlu beslenme alışkanlığı kazandırmak olmalıdır.

İyi beslenen bir çocuk canlı, hareketli, neşeli ve istekli olur. Vücut yapısı sağlam ve normal görünümlüdür. Hastalıklara karşı dirençlidir. Bu dönemde yapılacak en yanlış davranış çocuğun zorlanarak beslenmesidir.

1 yaş çocuğu kendi kendine yemeğe çok isteklidir. Bu dönemde çocuk yarı kontrollü bırakılabilir. 2 yaşta kaşığı daha kontrollü kullanabilir. 3 yaşta sandalyeye daha rahat oturur ve yemeğini daha rahat yer. 4-5 yaşta kendi kendine beslenebilir hale gelir. Çocuklar azar azar ve sık sık beslenmelidir. Ara öğünlerde verilen besinler, ana öğünü etkileyecek ve iştahı kapatacak nitelikte olmamalıdır. Meyve ve taze sıkılmış meyve suları tercih edilebilir.

Çocuklarda istenmeyen durumlar olarak ortaya çıkan zayıflık, şişmanlık ve bodurluğun en önemli nedenlerinde biri de beslenme bozukluklarıdır. Yetersiz ve dengesiz beslenme durumunda vücudun büyüme gelişme ve normal çalışmasında aksaklıklar ortaya çıkar. Çocuklarda büyüme ve gelişme gerilikleri görülür. Örneğin boyu yeterince uzamaz, ağırlığı az olur, dişi geç çıkar, kemikleri iyi gelişmez, kalıcı bozukluklar ortaya çıkabilir. Ya 8 da çocuğun gereğinden fazla karbonhidrat değeri yüksek yiyecekler ile beslenmesi erken dönemde şişmanlığın ve şişmanlığa bağlı rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olur.

Okulöncesi dönemdeki çocuklarda zaman zaman ortaya çıkan iştahsızlık durumunu yetersiz beslenmenin ya da beslenme bozukluğunun başlangıcı saymak doğru değildir. Çocuklardaki bu durum, kısa süreli, geçici olarak da ortaya çıkabilir.

Çocuk beslenmesinin, onların sosyal, ruhsal, zihinsel olarak normal gelişmelerinde ve sağlıklı olabilmelerinde önemi büyüktür. Bu dönemde yetişkinleri tutumları ve çocuklarına verecekleri doğru beslenme alışkanlıkları ve davranışları, çocuğun beslenme alışkanlıklarının temelini oluşturacaktır.

Güncel Haberler

Boğaziçi, ODTÜ ve MEF Üniversitelerinin ortak çalışması ile ‘Eğitimde Gelecek’ konferansı, kasım ayında düzenlenecek. Konferansın dört ana başlığı şöyle: Dijital Çağda Eğitim-Öğretim, Eğitimde Eşitlik ve Adalet, Gelenekten Geleceğe-Yerelden Küresele İletişimde Eğitim, Gelecekte Öğretmen Eğitimi. 1300 katılımcıyı ağırlamayı bekleyen konferans için başvurular mayıs ayında başlayacak.

http://www.egitimajansi.com/haber/bogazici-odtu-ve-mef-universitesi-nden-egitimde-gelecek-konferansi-haberi-57561h.html

Ufuk açıcı ve bilgilendirici konferansları ile bildiğimiz TED eğitim bloğunun, öğrenciler ve öğretmenler için hazırladığı 9 eğitici konuşma listesi :

http://blog.ed.ted.com/2017/03/16/9-ted-talks-recommended-by-students-for-students/

Her çocuğun aynı özgürlüklere ve sadece birey olarak sahip olmaları gereken evrensel insan haklarına sahip olamadığı dünyamızda, Suriye’de yaşayan ve diğer ülkelerde yaşayan çocukların korkuları üzerine yapılmış bir röportaj :

https://www.facebook.com/MicMedia/videos/1432045700151549/

Aborjinler gibi yerli halkların topluma nasıl adapte olabileceği sorgulanırken yapılan pek çok araştırma var. Linkte haberi olan çalışma, erken çocukluk programı ile bu halkların medeni topluma uyumunu kolaylaştırmaya ve bu topluluklara katkı sağlamaya çalışıyor.

http://www.abc.net.au/news/2016-09-03/early-childhood-program-helping-kids-in-arnhem-land/7811082

 

Öğretmenlere Kitap Önerileri

Her öğretmenin, öğrencisine uzun vadede etkisi vardır ancak bu oran okul öncesi çağda, her dönemden daha fazla ve farklıdır. Değerli öğretmenlerimizin ve öğretmen adaylarımızın okuyunca farklı bakış açıları kazanacağını düşündüğümüz kitapları da paylaşalım istedik. Hepimize keyifli okumalar !

İlk olarak bahsetmek istediğimiz kitap ; The Power of Guidance. Kitap henüz dilimize çevrilmedi. İngilizce basımını Pandora Kitap Evi’nden ya da yurtdışından kitap getirebilecek www.amazon.com gibi sitelerden edinebilirsiniz. Kitabın yazarı Dan Gartrell. Gartrell, doktorasını University of North Dakotada tamamlamış, uzun yıllar erken çocukluk eğitimi programlarını yönetmiş bir öğretmen. Kendisi hakkında ayrıntılı bilgiyi https://dangartrell.net/about-dan/ bu linkten öğrenebilirsiniz.

The Power of Guidance erken çocukluk dönemi sınıf ortamında karşılaşılabilecek vakalar üzerine bir kitap. Çocukların sosyal ve duygusal gelişimlerini destekleyici vaka çözümleri, sınıf ortamında oluşabilecek farklı durumlara karşı ne zaman ne yapılmalı gibi konularda yardımcı olabilecek, etkileyici ve güzel bir kitap. Kitapta bahsedilen gerçek vakaları okumak, ardından getirilen çözümlerin kaynağını anlamak bakış açınızı değiştirip, farklı yolları görmeye teşvik edecektir.

51qlqv9bjul-_sx335_bo1204203200_

Bahsetmek istediğim diğer kitap ; İnsan Yavrusunun Psikolojik Doğumu. Metis Ötekini Dinlemek Serisi’nin en önemlilerinden. Kitabın üç yazarından biri olan Margaret Mahler, psikanalitik gözlemin fikir annesi olarak kabul edilir. Kendisinin öncülerinden olduğu anne-çocuk gözlem evlerinde, bireyin psikolojik doğumunu anlamlandırmaya çalışmıştır. Onun öncüsü olduğu gözlemlerin ve verilerin ışığında, bugünkü bilgi birikimimiz oluşmuştur.

Kitapta, 0-6 yaş aralığında, normal ve gelişimsel bozukluk gösteren çocukların, gelişimleri irdelenmiş, elde edilen veriler, anlaşılır bir dille ve vaka örnekleri üzerinden okuyucuya aktarılmıştır. İçeriğinde örnek gösterilen temel teoriler ile psikolojik doğumumuz anlatılmaya çalışılmıştır.

0000000134079-1

KİTAP ÖNERİSİ

Paylaşmak istediğimiz kitaplar oldukça, aktarmaya devam ediyoruz ☺

Bu sefer bahsetmek istediğim kitap bir klasik : Alice Harikalar Ülkesinde . İçeriğindeki zengin betimlemeler, etkileyici karakterleri ile her yaştan kişinin okuması gereken özel kitaplardan. Ebeveynler kitabı okurken çocukları ile yeniden bu rengarenk diyara yolculuk edecekler, bu diyarın hikayesini defalarca dinlemiş olsalar bile yeniden şaşıracaklar. Belki yıllar önce ilk okudukları zamanı hatırlayıp, çocuklarının bu diyarı ilk keşfedişlerini keyifle izleyecekler ☺

Kitap, erken çocukluk dönemi için uzun gelebilir. Hikayeyi birkaç güne bölerek okumak hem çocuğunuz için faydalı olur hem de bu güzel ve esrarengiz dünyanın tadını daha uzun süre çıkarırsınız. Bu süreçte belki Harikalar Diyarı’na yepyeni özellikler de katarak yeni bir hikaye oluşturursunuz beraber, kim bilir ! ☺

Kitap yüz yıldan fazla süredir pek çok sanatçıya ilham olmuş. Özellikle yönetmenler ve senaristler bu eşsiz diyardan çokça etkilenmişler ancak içlerinden birinin yeri ayrı. Tim Burton’un Alice Harikalar Diyarında uyarlaması, diğer Alice’leri kenarda bıakarak bambaşka güzellikleri gözler önüne seriyor. Birbirinden değerli replikleri ile de hepimizi düşünmeye, sorgulamaya sevk ediyor. Ailece izlenebilecek bu güzel Tim Burton filmini de, kitabı okuduktan sonra seyretmenizi öneririz. Aman  sakın kitabı okumadan önce izlemeyin, yoksa sizin ve çocuğunuzun kurgulayacağı her şeye gölge düşer!

Fragman linki

https://www.youtube.com/watch?v=9POCgSRVvf0

alis

Bugün bahsetmek istediğimiz bir diğer konu, 9-14 yaşa daha uygun olabilecek, güzel bir kitap serisi : Metis Küçük Filozoflar. Metis Yayınevi’nin hazırladığı önemli bir kitap serisi. Seride, filozofların hikayelerini dinliyoruz. Her filozofun bakış açısını oluşturan, sorguladıkları soruların başlangıcının ve onları filozof yapan sürecin hikayesini okuyoruz. Çocukları düşünmeye, algılamaya ve merak etmeye teşvik edecek 22 farklı filozofun kitaplarından oluşan bu seri, eğlenceli bi biçimde çocukların zihinlerinde felsefenin temellerini atacaktır. Yarına meraklarını kaybetmeden ve araştırarak devam etmeye teşvik edecektir. Çocuklar ile beraber yetişkinlerin de okumasını şiddetle tavsiye ediyoruz ☺

Link

http://www.metiskitap.com/catalog/set/11229#16254

 

Kitap Önerisi

Merha0000000695917-1balar

Çocuklar ile okunacak, birlikte vakit geçirip birbirimizi anlamamızı sağlayacak kitaplar bulmakta zorlanıyoruz. Çocuklar ile hiç paylaşılmaması gereken, faydadan çok zararı olacak pek çok kitap mevcut lakin bugün müjdeli haberlerim var !

Seslerin Perisi Işık bugünlerde okuma fırsatı bulduğum çok hoş bir kitap. Ben de size bahsetmeden duramadım tabii. Kitabın yazarı Yota K. Alexandrou ve kitap çizimleri Effie Lada’ya ait. Yazarı daha önceden okuma fırsatım hiç olmamıştı. Masal anlatıcılığından sonra öykü yazmaya ve okul öncesi öğretmenliği yapmaya başlamış. Asıl mesleği ise oyunculuk. Anlaşılan, kalıplara sığmayan ve kendini bulma adına yolunu özgürce değiştirebilme cesareti gösterenlerden.  Effie Lada ise çizimlediği kitapları pek çok dile çevrilen, Uluslararası Çocuk Kitapları Kurulu Onur Listesi’ne kayıtlı, başarılı bir ressam.

Gelelim kitaba…

‘Herkesin kendine özgü bir yürüyüşü, kendine özgü bir müziği vardır’, kitabın ana karakteri  Işık, bu cümleyi kurabilecek güzellikte bir çocuk. Onun dünyasını, bir arkadaşından dinliyoruz kitap boyunca. Işık’ın bir özelliği var . Renkleri hisseden, sesler ile dünyayı görebilen bir çocuk. Görme engeli sebebi ile okulda bazı arkadaşları tarafından zorbalığa uğruyor. Ancak bu zorbalığa,Işık’ın ve öğretmeninin bulduğu harika bir çözüm var. Onu da si
z okuyunca öğrenin !

Engelli bireyler, maalesef ki toplumumuzda çok az yere sahip. Farklılıkları görmeyen, engelli bireylerin nasıl olduğunu bilmeden büyüyen çocuklar, ileride böyle kişilerle karşılaşınca nasıl iletişim kuracaklarını bilemiyorlar. Hatta pek çok yetişkin, iletişim kumaktan kaçınıyor. Bilinmezin korkusu, insanca iletişim kurmaya engel oluyor. Böyle güzel kitaplar ile farklılıklar ile tanışırsa çocuklarımız, sağlıklı iletişim kurabilir, farklılıklara saygı duymayı daha kolay öğrenirler.

Kitabın bir diğer güzel yanı, seslere ve kinestetik öğelere odaklanması. Kitap boyunca okuyacağınız her cümlede, işitsel ya da kinestetik bir vurgu var. Görme engelli bir bireyin,dünyayı algılaması üzerinden, duyu farkındalığı sağlanıyor. Böylece kitabı okuyan herkes, duyularını ve hislerini daha yoğun yaşayabilir.

Aa bu arada, kitap Kuraldışı Yayıncılık’tan çıkma bir eser ve yaş aralığı 4-7. Kuraldışı Yayıncılığın çocuk kitaplığı ile de yeni tanıştım. Yayın yönetmeni Nil Gün, yurtdışındaki eserlerin sıkı takipçisi. Bunun gibi pek çok güzel öykü kitabının dilimize çevrilmesini sağlamış. Daha pek hoş kitaplar çevrilecek anlaşılan.  Bundan sonra sıkı takipçisi olacağıma benziyor.screenshot_2016-12-31-12-39-55-1

Bahsetmek istediğim diğer kitabım, Büyükanne Ve Miyop Ejderha. Kitabın yazarı Behiç Ak ve Can Çocuk Yayınları’ndan çıkma bir eser.  Erken çocukluk dönemine uygun bir eser. Behiç Ak deyince aslında çok da fazla söze gerek olmuyor anlatmak için. Aslında Mimar olan yazarımız, ünlü bir karikatürist ve çocuk kitabı yazarı. Yazdığı onlarca güzel eserden sadece birini aktarmak istedim bugün.

Kitabımızın ana karakterlerinden büyükanne, yanında her zaman gözlüklü ufak br ejderha ile dolaşır, aynı zamanda çocuklara masal anlatmayı da çok sever. Çocukların merakla beklediği ancak büyükannenin henüz anlatmadığı bir hikaye vardır; yanından hiç ayrılmayan ejderhanın hikayesi. Öykü, miyop ejderhanın, büyükannenin yanına, uzak diyarlardan nasıl geldiğini anlatıyor.

Ejderhanın üzerinden yap
ılan müthiş metaforlarla çocuklara tembelliğin zararlarını aktarıyor bize kitap. Ejderhanın kendi tembel ve rahat diyarından uzaklaşıp, büyükanneyi bulması kolay olmuyor ancak sonunda çocuklara ve büyükanneye ulaşması eğlenceli ve güzel oluyor. Kitap tam bir masal tadında. Çocuklar okurken çok eğleneceklerdir eminim ki Siz de kitabın içindeki metaforları çözerken, en az onlar kadar eğleneceksiniz.

 

Doğaya Dönüş || Gözde Akoğlu

Waldorf ve Froebel’ de sıkça bahsettiğimiz , doğaya dönüş ve doğanın çocuklar üzerindeki olumlu etkilerini uygulayabilmiş, güzel örnekleri bu haberde görebilirsiniz.

http://www.egitimpedia.com/orman-okullarindan-bakmaya-doyamayacaginiz-fotograflar/

 

Çocukların dört duvar arasında, eğitim adı altında kısıtlanmasını istemiyoruz. Bunun yerine uygun olabilecek dünyadan başka başka pek çok okul örneği var. Bir önceki haber linkinde olduğu gibi, Finlandiya bu konuda oldukça önce gidiyor örneğin ama illaki okul olacak diyorsanız böle olsun okulumuz 🙂 okul algısı üzerine,ufuk açıcı bir TedX konuşması. İzlemenizi öneriyoruz! 🙂

https://www.ted.com/talks/takaharu_tezuka_the_best_kindergarten_you_ve_ever_seen