Çocukların Yanlış Cevaplara Odaklanarak Öğrenmesine Yardım Edin

Bir Amerikan sınıfındaki tipik bir ders şöyle görünüyor olabilir:

Öğretmen sorar, “Dünya’nın atmosferinde en yaygın bulunan gaz nedir?” Çocuklar ellerini kaldırırlar.

“Oksijen?”

“Hayır.”

“Karbon?”

“Hayır.”

“Hidrojen?”

“Hayır?”

“Nitrojen?”

“Evet!” Ve sonra öğretmen ‘ol N2 elementinin özellikleri hakkında bir derse başlayacaktır.

Ancak doğru cevabı elde etmek için verilen savaşta, mükemmeliyetçi beyinlerimizin tanıdığı ve sevdiği, herkesin kalp atış hızının normale dönebileceği rahat yerde, öğrenme için önemli bir fırsatı kaçırıyoruz. Kaliforniya Üniversite’si, Berkeley, Greater Good Science Merkezi’nden Amy L. Eva öğrencilerin öğrenmelerine yardım etmek amacıyla hatalara odaklanmak, hatalara ciddi bir şekilde çalışmak, için zorlayıcı bir çalışma yapar. Birden fazla çalışmada, yanlış bir cevap verirken kendimize daha fazla güvendiğimiz ve düzeltildikten sonra doğru cevabı hatırlama ihtimalimizin daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Her şey birbirine daha iyi bağlanır. Ve bütün öğrenme süreci, “anlama” veya “anlamama” kaygısıyla dolu olmak yerine üretken ve hatta değerli bir süreç haline gelir.

Ama yine de Amerikalılar hata yapmaktan hiç hoşlanmıyor gibi görünür. Psikolog Harold Stevenson ve James Stigler tarafından yürütülen ünlü bir çalışmada Asyalı ve Amerikalı öğrenciler arasındaki farklara bakıldı. Araştırmanın bulguları, Mistakes Were Made (But Not By Me) isimli kitapta Carol Tavris ve Elliot Aronson tarafından şöyle açıklandı:

Beşinci sınıflar karşılaştırıldığında, Japonya’daki en düşük puanlara sahip sınıf Amerika’daki en yüksek puanlara sahip sınıfı geçmişti. Bunun sebebini bulmak için Stevenson ve Stigler bir sonraki on yıl boyunca ABD, Çin ve Japonya’daki ilkokul sınıflarını karşılaştırdılar. Aydınlanmayı Japon bir oğlan çocuğunun siyah tahtaya üç boyutlu küp çizme ödeviyle mücadelesini izlerken yaşadılar. Stevenson ve Stigler giderek daha endişeli hale gelirken ve çocuk için utanırken o, bu mücadeleyi kırk beş dakika boyunca, tekrar tekrar hatalar yaparak, sürdürdü. Oysa çocuğun kendisi hiç utanmamıştı ve Amerikalı gözlemciler neden ondan daha kötü hissettiklerini merak ettiler. “Bizim kültürümüzde hata yapmak psikolojik olarak çok pahalıya mal oluyor,” dedi Stigler, “Japonya’da ise, öyle görünmüyor. Japonya’da hatalar, yanlışlar, kafa karışıklığı, hepsi öğrenme sürecinin doğal bir parçası. (Çocuk nihayetinde, sınıf arkadaşlarının şerefine, problemde ustalaştı.)”

Öğretmenlerin nasıl tepki vereceği ile ilgili yapılacak çok şey olabilir. Eva, kendi derslerinde Amerikalı öğretmenlerin ağırlıklı olarak hataları görmezden geldiklerini ve doğru cevaplarından dolayı öğrencileri övdüklerini işaret ederek aynı çalışma hakkında yazıyor. (Belki de bu, daha önce bulunduğunuz her sınıfa benziyor?) Japonya’da ise öğretmenler çocukları nadiren överler–bunun yerine “hem doğru hem de yanlış çözümler için çeşitli gidiş yolları” keşfederler. Yanlış cevaplar için sesli ikaz düdükleri, doğru cevaplar için de konfetiler yoktur. Hepsi büyük, uzun, karmaşık öğrenme sürecinin bir parçasıdır.

Ebeveynlerin ve öğretmenlerin, çocuklara yanlış cevaplar hakkında düşünmeleri için yardım etmelerinin bir yolu bir materyali gerçekte öğrenmeden önce onun hakkında tahminler yapmalarını sağlamaktır. Scientific American, çalışma kitapları için şu harika öneriyi veriyor: Bir bölümü okumadan önce kitabın arkasındaki soruları cevaplamaya çalışın. (Ya da bölüm başlıklarını sorulara dönüştürün–”Eğer başlık Pavlovian Koşullandırma ise kendinize şunu sorun: Pavlovian Koşullandırma nedir?) Evet, muhtemelen yanılacaksınız, ancak bu eylem, materyali okumaya başladığınızda öğrenmenin gerçekleşmesi için beyninizi harekete geçirir. (Çözecek hiçbir testiniz yoksa ve eğer bir şeyi gerçekten öğrenmek istiyorsanız, Google’da aratmadan önce cevabı tahmin etmeye çalışın.)

Bir ebeveyn olarak, hatalara karşı sağlıklı tepkiler vererek model olmak da önemlidir. Eva’nın kızı yeni yürümeye başlamış bir çocukken yemek zamanı boyunca önüne sürekli süt dökerdi ve o şöyle derdi “Oops, ah, peki önemli değil, hadi temizleyelim!” Çocuklara hataların hayatın bir parçası olduğunu ne kadar erken öğretirsek muhteşem bir şeye giden istikameti keşfetmeleri için o kadar çok alana sahip olacaklardır.

Kaynak :
https://offspring.lifehacker.com/help-kids-learn-by-focusing-on-the-wrong-answers-1821882417

Çeviren : Nazan Yıldırım

Finlandiya’da Çocuklar Bilgisayar Bilimini Bilgisayarsız Öğreniyor

Amerikalıların iPad’lerin her sınıfa koyulup koyulmayacağı hakkındaki kaygısı Finlandiyalıların kafasını oldukça karıştırmıştı. Eğer tablet öğrenmeyi geliştirecekse, harika. Eğer geliştirmeyecekse, geç onu. Yoluna devam et. Her şey yel değirmenlerine karşı savaşmak gibi zaten.

Bu, Finlandiya 100 yaşına girdiğinde diplomatların ve uzmanların ülkenin eğitim başarılarını kutlamak için Washington’daki Finlandiya Büyükelçiliği’nde geçen sabah toplanıp yaptıkları konuşmanın ana fikriydi. Ve Amerikalılar not almak için oradaydılar. (Evet, Finlandiya’dan – yine.)

Kodlama ve programlama şimdi İskandinav ülkesindeki müfredatın bir parçası ve çocukların küçük yaşlarda uğraştıkları konular. Fakat kodlamanın izole edilmiş bir beceri olarak öğrenildiği Birleşik Devletlerin bazı kısımlarının aksine, Fin çocuklara kodlama ve programlamayı birçok konu için keşfedilecek ve yararlanılacak araçlar olarak düşünmeleri öğretilir.

Bu düşünce yapısı birkaç şeyi başarmayı hedefler: kodlama ve programlamayı çeşitli ilgi alanlarına sahip çocuklar için erişilebilir hale getirmek ve öğrencilere teknolojinin nasıl çalıştığını anlamanın neden kendi hayatlarıyla alakalı olduğunu onun kullanımını birçok aktivite ile ilişkilendirerek göstermek.

Linda Liukas, teknolojiyi hem eğitmenler hem de öğrenciler için daha az gizemli yapmak için Finlandiya’daki öğretmenlerle (ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ilk birkaç uygulayıcı) birlikte çalışan Finli bir programcı, yazar ve illüstratördür. Çok küçük çocuklara bile farkında olmadan çeşitli okul ortamlarında programlamanın temellerinde başından sonuna kadar rehberlik edebilecek Ruby isimli garip fikirleri olan bir karakter yaratmıştır (ve bir dizi Hello Ruby kitabı kaleme almıştır). Eğer çocuklar beden eğitimi dersindeyse, öğrenciler favori bir melodi uygulayarak ve bir dizi dans basamağını tekrarlayarak bir döngü kavramını (esasen bir dizilimi) uygulayabilirler. Alkış, alkış, ayağını yere vur, ayağını yere vur, zıpla! Sınıf, dizilime diğer ayrıntıları ekleyerek–örneğin, öğrencilerin gözlerini kapatması–veya onu değiştirerek farklı döngü türlerini öğrenebilir.

Sanat dersinde, çocuklar döngüleri örgü örerek öğrenebilirler, ki bu nihayetinde bazen çeşitlenen bazen de aynı kalan bir dizi ilmektir. Hikayelerle büyülenen çocuklara, spesifik sonuçların belirli bir düzendeki belirli yönergeleri gerektirdiği temel fikri hikaye anlatımı yoluyla öğretilebilir. Ruby hikayelerinin birinde, Ruby’nin babası kızıl saçlı çocuğa giyinmesini söyler. Bu yüzden Ruby–kıyafetlerini pijamalarının üzerine–giyinir. Babası sadece pijamalarını çıkartması ve temiz günlük kıyafetlerini giyinmesini belirttiğinde istediği sonucu elde eder: uygun bir şekilde giyinip kuşanmış Ruby yeni güne hazır.

Basitçe söylemek gerekirse çocukların bir iPhone’da sezgileriyle gezinebilmeleri mümkün gibi göründüğü için Liukas, onların zaten teknoloji meraklısı olduğu fikrine geri dönüyor. Özellikle Amerikalı bilgisayar profesörü Mark Guzdial’dan şu alıntıyı çok seviyor:

Biz öğrencilerin bir bilgisayarın neler yapabileceğini, bir insanın neler yapabileceğini ve bu ikisinin neden farklı olduğunu anlamalarını isteriz. Bilgisayarı anlamak kavramsal bir makinenin güçlü bir zihinsel modeline sahip olmaktır.

Başka bir deyişle, bir şeyi nasıl kullanacağınızı bilmek, nasıl çalıştığını anlamakla aynı şey değildir. Ve programlama çok farklı şekillerde öğretilebileceği için, Liukas, çocuklar için işbirliği nasıl yapılır, hikaye nasıl anlatılır ve kreatif bir şekilde nasıl düşünülür gibi birçok ilgili beceriyi öğrenmek için bir fırsat olabileceğini söyler.

Elçilik etkinliğinde yapılan sunumda Liukas, “Bu açıkça öğretmenlerden çok şey talep ediyor” dedi. Bu, disiplinler arasına kodlama ve programlama dersleri eklemenin temelleri anlamak için her türlü eğitimciyi, fen öğretmeninden sanat öğretmenine, gerektirmesi anlamında doğrudur. Ancak, aynı zamanda Finlandiya’da yönetilebilir bir zorluktur çünkü öğretmenler, nasıl ve ne öğrettikleri konusunda Amerikalı öğretmenlerden daha fazla özerkliğe sahiptir ve standart testlerde öğrencilerin puanlamalarına göre sürekli değerlendirilmezler.

Burası Finlandiya’yı ABD’yle karşılaştırmanın adil olmadığı çünkü Finlandiya’nın daha küçük, daha homojen ve daha eşitlikçi olduğu iddiasının işe dahil olduğu yerdir. Ancak Columbia Üniversitesi’nden bir profesör olan ve ABD’deki eğitimi özelleştirmeye yönelik bir kitabın yazarı olan Samuel Abrams bu rivayete karşı çıkıyor. Büyükelçilikte araştırmasını ana hatlarıyla anlatan Abrams, Finlandiya’nın uluslararası eğitim sınavlarındaki yüksek puanlarını, ABD’den nispeten daha homojen ve eşitlikçi olan benzer boyuttaki diğer İskandinav ülkeleri tarafından ortaya koyulanlarla karşılaştırdı. Bu ülkeler – İsveç, Danimarka ve Norveç – Finlandiya’dan daha düşük ve daha çok Amerika’yla aynı seviyede puanlar alıyorlar.

Finlandiya, Abrams’ın savunduğu kadarıyla, eğitimi bir ulus inşa etme biçimi ve ekonomik kalkınma olarak görür, çünkü öyle görmek zorundadır. Norveç’in petrolü, İsveç’in madenleri ve Danimarka’nın bankacılığı varken, Finlandiya da vatandaşlarının beyinlerine sahiptir. Ve Finlandiya bugün eğitim alanında bir öncü olarak kabul ediliyor ancak bu her zaman böyle değildi. Ülke, II. Dünya Savaşı tarafından çok sert bir şekilde vuruldu ve toparlanmak için 1970’lerde bir dizi reform uygulayarak kısmen eğitim sistemini desteklemeye odaklandı. 1979’da öğretmenlerin yüksek lisans derecesi alması gerekiyordu. Günümüzde, sınıf boyutları küçüktür, öğretmenlere diğer disiplinleri inceleyen üniversite sınıf arkadaşlarına kıyasla iyi para ödenir ve ülke yalnızca ihtiyaç duyduğu kadar öğretmen eğitim alanı açar, yani öğretmenlik yapmak isteyenlerin yüzde 10’undan azı kabul edilir. En önemlisi, öğretmenler, Abrams’ın söylemiyle, “sahnede bir bilge olmaktan ziyade çocukların yanında bir rehber” olmak üzere eğitim alırlar.

Ve Finlandiya’daki öğretmenlerin tipik olarak Amerikalı öğretmenlerin karşılaştıkları aşırı yoksulluk gibi konularla boğuşmadıkları ve Finlandiya’daki öğretmenlerin ve halk eğitim sisteminin genel olarak topluluklarından daha fazla saygı gördükleri doğrudur. Ayrıca, Birleşik Devletlerin kendi eğitim sistemini geliştirmek ve bu konuda saygı göstermek için adımlar atabileceği de bir gerçektir. Abrams her yıl yapılan sınavların sona ermesini ve sınav gerekli olduğunda “örneklemeye” doğru bir geçiş görmek istiyor. Abrams umursamaz bir alaycılıkla ifade etti doktorlar, bir hasta üzerinde test yapmak istediklerinde, kanın her bir parçasını çıkarmazlar. Ayrıca öğretmenlere daha fazla ödeme yapılması gerektiğini (bunun iş hacmi ve kaliteye yardımcı olacağını iddia ediyor) ve öğretmenlerin ne öğretecekleri hakkında daha fazla söz sahibi olmaları gerektiğini düşünüyor. Mesele elbette politik iradedir. Fakat Abrams’ın ABD’nin bir şekilde öğrencilerini daha iyi bir şekilde eğitmek konusunda yetersiz olduğu fikrine karşı sabrı çok az.

Teknoloji konusuna gelince, Finlandiya yaklaşımının ne kadar iyi çalıştığını değerlendirmek zor. Bilgisayar bilimi uluslararası sınavların kapsamında değildir ve müfredata nispeten yakın bir zamanda eklenmiştir.  Ancak Liukas ve diğerleri Linux ve Nokia gibi Fin icatlarının önemini, geleceğin teknolojiye dayalı ekonomisini yönlendirecek inovasyon ve girişimciliğin kıvılcımları olan ülkenin eğitim sisteminin bir kanıtı olarak gösteriyor. Ve Birleşik Devletler, apaçık, Finlandiya’dan, bir takım zorluklarla birlikte, farklı bir canavar olsa da Liukas’ın tanıştığı çocuklara söylediği gibi “Dünyanın en büyük sorunları bile birbirlerine yapışmış küçük sorunlardan ibarettir.”

Kaynak ; https://www.theatlantic.com/education/archive/2017/02/teaching-computer-science-without-computers/517548/

Çeviren Nazan Yıldırım

Film Önerileri

Çocuğunuzun size neleri sormasını istemezsiniz? En en en çok korktuğunuz soru hangisidir? Büyük ihtimalle cinsellikle ilgili sorular ya da kısaca ‘Nasıl bebek olur?’ sorusu, sizin cevabınız olacaktır. Aslında bu sorular, sürekli gelişen, düşünen ve merak eden minik zihinler için çok doğaldır ve bizim de, ebeveynleri, bakım verenleri ya da ebeveynleri olarak en doğru cevabı vermemiz gerekir. Vereceğimiz cevap için yapacağımız açıklamalar ve anlatma yöntemimiz yaşa göre değişir ki bu da başka bir yazımızın konusu olacak. Biz şimdilik ufak bir film önerisi ile devam edelim 😊

Size bugün tanıtmak istediğimiz film, yıllardır çocukların sorduğu ‘doğal’ sorulara büyüklerin verdiği kaçamak cevaplar sonucu ortaya çıkmış, hepimizin malumu olan                                                                                    leylek hikayesinin güzel bir yorumu, Leylekler! 😊

Film, çalıştığı fabrikanın artık insanlar için bebek üretmemesi üzerine kargocu olarak çalışan bir leylek ile, kaza sonucu ailesine yollanamayıp, fabrikada doğmuş bir insanın başından gelen maceraları anlatır. Ailecek izlemeye uygun olan film, animasyon türünde ve çok çok eğlenceli. Özellikle kardeş çatışması yaşayan ailelere özellikle izlemelerini öneriyoruz. Filmi izlerseniz, lütfen yorumlarınızı bizimle paylaşın, iyi seyirler!

 

Anda Kalmak

   Bazen ne çok geçmişe bağlı kalıyoruz. Pişmanlıklar ve keşkeler tüm cümlelerimizin vazgeçilmez kelimeleri haline geliyor. O an gelip geçiyor ama biz ruhumuzla ve beynimizle geçmişte çırpınıp duruyoruz. Geçmişe dönüp değişiklik yapabiliyor muyuz? Muhtemelen hayır. O zaman neden sürekli geçmişteki hatalarımızı, aldığımız riskleri, yanlış davranışlarımızı düşünüp o andan vazgeçelim? Bazen hatalar yaparız, aniden sinirlenip yanlış davranışta bulunabiliriz hayatımızda. Önemli olan geçmişteki olayları olduğu gibi kendi hayatımızın bir parçası olarak alıp yola devam etmek. Her anımız, her nefesimiz çok kıymetli. Bu anı geçmiş pişmanlıklarıyla bozmaya değer mi ki? Kendi varlığınızı hissettiğiniz, bir kere nefesinizi alıp verdiğinize odaklanın. O “an”da kalın sadece. Ne kadar farklı bir his olduğunu fark edebilirsiniz. Aslında her saniye istemsizce yaptığımız bir şey ne kadar bize özel ve kıymetli. O ana özgün aslında. O an oldu ve bitti.

Geçmiş geçmişte kaldı peki ya gelecek dersek? Birçok insanın kafasında geleceğindeki soru işaretleri, kaygıları, endişeleri o anı bozan önemli bir etken olabiliyor. O andan keyif almamıza neden olan büyük bir engel olup keyfimize set çekebiliyor. Peki o anda gelecek kaygılarıyla boğuşmalı mıyız gerçekten? Elbette ki gelecek için planlar, programlar, stratejiler önemlidir. Günümüzde, modern dünyada bunlar olmadan yaşamak zor olabiliyor. Özellikle de yaşamınızda yeni başlangıçlar yapıyorsanız gelecek kaygısı taşımak çok kolay olabiliyor. Ancak olasılıklar üzerinden “ya bu olursa”  diye kaygıları bir kenara bırakıp geleceğe yönelik planınızla beraber rotanızı çizdiğinizde anda kalabilirsiniz. Ortalama olarak kafanzıa neler yapacağınzı bellidir, aniden gelişen sürpriz durumda da bir B planıyla geleceğinize yön verebilirsiniz. Bunlar anda kalmanıza engel değildir. Sürekli beyninizde ne yapacağım sorusunu taşımaktansa bir süre kendinize izin verip rota çizip yola devam etmek sizce de daha az yorucu değil mi? Anda kaldıkça ne kadar mutlu ve keyifli geçen dakikalarınız, günleriniz olacağını fark etmenizi umuyorum. O anın kıymetini anladıkça kendinize verdiğiniz önem de artacaktır. Unutmayın ki hayatınızdaki kıymetli sizsinizdir. Siz önce kendinize kıymet verin ki, etrafınızdaki diğer her şeye de değer verebilir konuma gelin. Kendimizi, hayatımızı sevdikçe her şey daha kolaylaşacak. Bundan önce de “anda kalın” !


Sevgiler,

Fatma Selcen Serin

Film Önerileri

Film izlemeyi pek çoğumuz severiz. Bu yazımızda ve benzer yazılarda, çocuklarınız ile izlerken de keyif alacağınız bazı filmlerden bahsetmek istiyoruz. Seçtiğimiz filmlerin çocuk gerçekliği ile uyumlu, kaliteli filmler olmasına dikkat ederken aynı zamanda ebeveynler için de sıkılmadan izlenebilecek filmler olmasına özen gösterdik. Keyifli seyirler ! Sizin de aklınıza izlemeye fırsat bulduğunuz ve paylaşmaya değer gördüğünüz filmler olursa lütfen bize iletin.

Filmlerden bahsetmeye başlamadan önce şunu hatırlatmakta fayda var, yaş küçüldükçe odak süremiz düşer. 0 – 6 yaş dönemindeki bir çocuğun bir buçuk saatlik bir filmi izlemesini beklemek doğru değildir. Önerdiğimiz filmler daha çok on yaş ve üzeri çocuklar için daha uygun filmler.

Bahsetmek istediğimiz ilk film ‘Oyunbozan Ralph’. Ralph bir konsol oyununun anti kahramanı. Görevi, oyundaki binaları yıkmak ancak Ralph bu görevinden dolayı oyundaki diğer karakterler tarafından hiç sevilmiyor ve dışlanıyor. Bu yalnızlıktan çok sıkılan Ralph, bir gün oyunu bırakıyor ve konsolun dışındaki dünyayı keşfediyor. Tesadüfen girdiği başka bir konsoldaki karakterler ile tanışmasıyla, Ralph için yepyeni bir macera başlıyor.

Animasyon bir film olan Oyunbozan Ralph, aslında bir dostluk ve dönüşüm hikayesi. Ralph’in macerasında karşısına çıkan Vanellope ile hem kendinin farkına varıyor hem de en yakın dostunu yok olmaktan kurtarıyor. Filmin içindeki önemli dönüşüm noktalarını ve karakterlerini, filmi izledikten sonra tartışmak oldukça keyifli olacaktır. Bu sohbet sırasında, aile bireylerinin birbirlerinden hem farklı hem de benzer olarak dikkat etikleri noktaları beraber keşfetmek, aile bağlarına olumlu bir katkı yapabilir 🙂 İyi seyirler !

 

Bir diğer film ise ‘Komşum Totoro’. Yayınlandığı günden sonra çok kısa bir sürede, dünya çapında en çok izlenen filmlerden biri haline gelen Totoro, çocuk gerçekliği ve hayal dünyası ile de oldukça uyumlu filmlerden. İki kardeşin, taşındıkları evlerinin etrafındaki gariplikleri fark etmeleri ile başlayan hikayenin sonunda bu iki kardeş, tatlı ve düşünceli bir dost ediniyorlar.

 

Temelinde bir dostluğun ve güvenin anlatıldığı filmde ana karakterin cesur bir kız çocuğu olması, yaşadığımız toplumda, küçük yaşlardan itibaren çok fazla baskıya maruz kalarak yetişen kız çocukları için güzel bir rol model olacaktır. yönetmeni Hayao Miyazaki. Bugüne kadar pek çok ödül elde etmiş yönetmenin, çocuklar, filmler ve yetişkinler hakkında söylediği şu hoş sözü sizinle paylaşmak istedik : ‘Çocuklar için yapılmış ve yetişkinler için yapılmış filmler arasındaki en büyük fark : Çocuklar için yapılmış filmlerde her zaman yeni bir başlangıç vardır , fakat yetişkin filmlerinde ; bir şeyleri değiştirmek için yeni bir yol yoktur. Ne olmuşsa, olmuştur.

Keyifli seyirler 🙂

Aile Rutinleri

Aile birliği içinde, bireylerin birbirlerini tanıyıp, saygı duymaları sağlıklı bir sosyal gelişim için çok önemlidir. Kısaca anlatmak gerekirse, kendini güvenle ifade edebildiği ve karşılıklı iletişimin sağlanabildiği aile ortamlarında büyüyen çocuğun özgüveni gelişir, ebeveynlerine güven duygusu kuvvetli olur ve güven duygusu gelişen çocukların, aile bireyleri haricinde kurdukları sosyal ilişkiler sağlıklı gelişir, mutlu bireyler olarak büyürler. Uzun vadede, kendi ailelerini kurduklarında da sağlıklı sosyal bağlantılar geliştirirler. Bu ortamı sağlayabilmek için aile rutinlerini desteklemek gerekir.

Aile rutinleri nelerdir? 

Aile bireylerinin topluca ya da parça parça yaptıkları, tekrarlanan aktivitelerdir. Aslında hepimizin bir şekilde içinde olduğu sürekliliklerdir. Örneğin, pazar günü anne ile karşılıklı içilen bir Türk kahvesi ya da her hafta gidilen bir eğlence mekanı bunlara örnek verilebilir. Ancak bu rutinlerde önemli olan karşılıklı iletişimin kalitesidir. Mesela çocuğunuzla izlediğiniz bir saatlik televizyon programını ele alalım. Böyle zamanlarınızı gözünüzün önüne getirin. İzlediğiniz o program süresince çocuğunuzla kaç kelime konuştunuz ? Neleri paylaştınız ? Yan yana oturup, hiç bir iletişimin olmadığı rutinler, aile rutinlerine girmez. Biz de bu yazımızda, olabilecek kaliteli rutinleri sizin için biraz toparlamak istedik ve tabii farkındalığınızı artırarak 🙂 Keyifli okumalar, güzel rutinler!

  • Birlikte yemek yemek!

Kültür olarak çok severiz zaten yemek yemeği ve yemek yerken birliktelik bizim için önemlidir. Fakat ebeveynlerin çalışması, hızlı hayat koşulları, birlikte geçen bu süreyi kısıtlayabiliyor hatta bazen yok edebiliyor. Oysa ki, birlikte yemek yemek karşılıklı iletişim için bulunmaz bir fırsat. Beraber yemek yenebilecek rutinleri oluşturmak ve korumak çok çok önemli.

Peki yemekte ne konuşacağız?

Çocuğun kendini güvende hissetmesi, söylediği sözlerin, aileye anlattıklarının önemli ve değerli kabul edilmesi karşılıklı iletişim sürecinde en kritik nokta. Her yemekte belli başlı sorular sorabilirsiniz. ‘Bugün okulda neler yaptın?  Ya da Okulda neler yapacaksınız ?, Neler üreteceksiniz? En çok ne senin ilgini çekti? Gibi, daha çok karşılıklı farkındalık kazandıracak sorular sormak önemli.

  • Beraber film izlemek!

Film izlemeyi pek çoğumuz severiz. 21. Yüzyılın minik bireylerinin de seveceğini düşünüyoruz. Çocuğunuz için uygun filmleri beraber izleyerek sohbet edebilirsiniz. ‘Sence bu filmin sonunda başka ne olabilirdi?, ‘Sence şu karakter ne yapsa daha iyi olurdu?’ ‘Bu çocuk üzülmüş müdür/mutlu olmuş mudur vs.’ gibi, duygu farkındalığını artıran, hayal gücünü destekleyen sorular sorarak sohbet edebilirsiniz. İzlediğiniz o filmlerden çocuğunuzun çıkardığı yeni senaryolara hayretler edeceksiniz. Hayal gücünü kuvvetlendirmesinin yanında, çocuğunuzun dünyayı nasıl algıladığına dair pek çok ipucunu, bu sohbetlerde elde edebilirsiniz. Çocuğunuz ile izleyebileceğiniz, bizim beğendiğimiz filmleri derlediğimiz yazılarımızı ‘filmler’ başlığı altında bulabilirsiniz.

  • Beraber yeni şeyler üretmek!

Çocuğunuzla geçirdiğiniz keyifli dakikaların sonunda, ikinizin de emeği olan yeni bir ürünün oluşması, ikinizin de asla unutamayacağı bir deneyim olacaktır. İyi de az vakitte ne üreteceğiz, ne malzeme bulacağız sorularını duyar gibiyiz ancak birlikte çok kapsamlı, çok maliyetli bir şeyler üretmenize gerek yok. Bir Pazar günü keyifle dinlenirken boş bir kağıda yaptığınız uçak, bu uçakla kurduğunuz filonuz ile uzayda çok farklı yerle keşfedebilirsiniz 🙂

Gözde Akoğlu

*Aile rutinleri yazımızın ilk kısmını bitirirken bu videoyu izlemenizi öneririz 🙂

 

İlk Okuma Kitapları

Merhabalar, yeni bir yazı ile karşınızdayız. Malum bir dönem daha sona erdi ve yarıyıl tatili başladı. Öncelikle herkese eğlenceli bir tatil dilerken, yeni okumaya başlamış miniklerimiz için bu tatili değerlendirebilecekleri ‘ilk okuma’ kitapları hazırladık. Keyifli okumalar !

İlk kitabımız Madeline Finn ile Kütüphane Köpeği. Lisa Papp’ın hem illüstratörlüğünü hem de yazarlığını yaptığı kitap aslında bir dostluk hikayesi. Kitabın Türkiye’deki yayınevi Hep Kitap. Kütüphanede geçen bu sıcak hikayenin, okumaya yeni başlayan minik dostlarımızın okuma hevesini daha da artıracağına inanıyoruz  🙂

Kitap, hikayesinin yanında görselleri ile de çokça etkileyici. kitabın anlatıldığı bir Youtube videosu da mevcut ;

 

 

 

 

 

Tübitak Yayınevi’nin İlk Okuma Kitaplığı Serisi minik kitap severler için önerebileceğimiz diğer kitapları kapsıyor. Seri, farklı hayvanları ya da bilim dünyasındaki farklı konuları kısaca ve ana hatlarıyla anlatıyor. Kitapların kalınlığı ve yazı büyüklüğü, okumaya yeni başlayanlar için gayet uygun. Herkes için faydalı ve ufuk açıcı temel bilgileri içeren bu seriyi okuyan herkesin çok keyif alacağını düşünüyoruz. Keyifli okumalar !

Gülçin Feyzioğlu ile Röportaj

Kendi oyuncaklarını kendi tasarlayan ve alana yepyeni bir soluk getirip, kısa sürede pek çok kişinin dikkatini çekmeyi başaran sayın Gülçin Feyzioğlu’na birkaç sorumuz oldu 🙂 El emeğinin güzelliğini ve girişimciliğin önemini bize yeniden hatırlatan Gülçin Teyzemize teşekkür ederiz 🙂

l

Piyasada gördüklerimizden çok daha farklı, el emeği ürünler tasarlayıp, üretiyorsunuz. Biz de bu süreci merak ettik. Nasıl başladı ? Nasıl ilerledi bu fikirler?

Gülizar’ın Oyuncakları marka adım.Bebek ve çocuklara daha renkli ve neşeli bir dünya sunma isteği ile oluştu Gülizar’ın Oyuncakları.

2009 yılı sonları hediye bir oyuncak almak ihtiyacı ile önce oyuncakçı dükkanı aradım.Karşıma çıkanlar ya uzak doğu üretimi, kalitesiz,basmakalıp, kötü boyalı , kısa zamanda bozulacak oyuncaklar ya da lisanslı, her yerde ayni, pahallı oyuncaklar…Gerçekten doğru dürüst oyuncakçı bile yok. AVMlerin oyuncak bölümünün ihtiyacı görmesi bekleniyor. O gün gördüğüm bu eksiklik beni bu günlere getirdi.Annemin terzi olması sebebi ile temel dikiş bilgisine sahiptim. Çocuklarımın önce okul, sonra iş sebebi ile evden ayrılmış olmaları nedeniyle de bolca boş zamanım vardı.Çok sevdiğim yeni bir işim olmuştu.Mesele uygun malzemeleri bulmaya kalmıştı.Uzun zaman araştırma yaptım.İstediğim; olabildiğince sağlıklı malzemelerle ,pozitif enerji veren sevimli bez bebekler ve bez oyuncak hayvanlar dikmekti.Hepsi sevimli, şaşkın bakışlı ve ağız dolusu gülen bebekler ve hayvan oyuncaklar böyle oluştu

Sizin gibi girişimcilere neler önerirsiniz? 

Ben her çocuğun mutlaka bir bez oyuncağının olmasını diliyorum… Aileler çocuklarına el emeğini tanıtmalı, değerini öğretmeli.Buradan yola çıkarsak, bez oyuncak üreticilerinin  daha çok olması gerekir.Çocukları ve dikişi sevenler bu işe el atabilirler.Ancak çokça sabır gerekiyor.Çünkü günümüzde aileler daha çok pahallı, gösterişli veya çok ucuz , hemen bozulan oyuncaklara yöneliyor. El emeği ülkemizde ne yazık ki değerini bulmuyor. Bu işe el atacakların , hedef kitleye ulaşıncaya kadar sabretmelerini öneririm.

Sizi bu sürece neler itti? Biri otuz yaşında diğeri 23 yaşında olan iki oğlunuz var. Onları yetiştirirken fark ettiğiniz eksiklikler sizi etkilemiş olmalı. Çocuk yetiştirirken tecrübe edindiğiniz hangi durumlar sizin bu tasarım sürecinizi besledi?

Çalışan iki çocuklu bir anne olduğum için , kendi çocuklarımı büyütürken bu eksikliği hissetmedim.Yıllar sonra… Ayrıca ben çocuklarımı büyütürken, bu kadar çok uzak doğu istilasında değildik.Plastik de olsa oyuncak bulmak mümkündü. Ne kadar ihtiyaç giderdiğimi bilmiyorum ama doğru bildiğim işi yapıyorum.

Yıllardır makyajlı, ince kadın hatlarına sahip bebeklerin çocukların başta sosyal gelişimleri olmak üzere pek çok alanda zararları dile getiriliyor ama hala böyle bebekler ve oyuncaklar tüketiciler tarafından tercih edilmeye, üretilmeye devam ediyor. Sizin ise bebekleriniz oldukça farklı. Piyasada diğerlerine göre az bulunan ama çok daha sağlıklı bebekler ve oyuncaklar tasarlıyorsunuz. Sizin, diğerlerinin aksine bu oyuncakları üretmeyi tercih etmenizin sebebi ne?

Ben çocukların çocukça yaşamaları gerektiğini düşünüyorum.Çocuklar önce kendileri çocuk gibi olmalı.Çocuklukları bitince zaten yetişkinlikleri ömür boyu sürecek.Onun için anneler önce çocuklarına uygun kıyafetler ve oyuncaklar seçmeli.Kızların görüntüleri ile değil, kendi öz değerleri , akılları , kişilikleri ve oluşturdukları kimlikleri ile var olmayı öğretmeli. Bunun için de çocukça giyimi olan, makyajsız, sevimli, pozitif enerji veren bebekler ve oyuncaklar üretmeyi tercih ediyorum.

 

Diğerleri yerine bu bebekleri tercih eden annelerin yorumları nasıl oluyor? Çocuklardan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Benim oyuncaklarımı biraz daha eğitim seviyesi yüksek kesim talep ediyor ve onların çocukları. Ya da bu kesimden yetişkinler kendileri için satın alıyor. Hepsinin el işi olduğunu öğrendiklerinde önce şaşırıyorlar.O kadar çok basmakalıp ürünlere alışılmış ki….Çok şaşırtıcı geliyor el yapımı oyuncak.İlgisini çeken çocuk elinden bırakmak istemiyor zaten .Ama bazılarını da hiç ilgisini çekmiyor.

Engelli bireyleri de yansıtan karakterler tasarlamayı da düşünüyor musunuz? Bundan sonra bizi nasıl tasarımlar, oyuncaklar bekliyor?

Engelli bireyleri yansıtan bebekler yapmayı düşünüyorum.Ne kadar ilgi çeker bilmiyorum.Ama çocuklar hayatın içinde ve hayatın gerçekleri ile yüzleşerek büyütülmelidir.Hayat toz pembe değil sadece, her rengi yaşamak lazım.

Bundan sonra yeni tekniklerle, yeni malzemelerle başka bez bebekler ve oyuncaklar üretmeyi düşünüyorum.Aklım sürekli yeni tasarımlarla  meşgul.

Sağlıklı toplumlar, sağlıklı çocuklar ve yetişkinlerden oluşur. Yarınlar için çocukların hayal dünyalarına ihtiyacımız var.Bu hayal dünyalarını beslemeliyiz.Çünkü oynamayan tay, at olmaz.

Dilerseniz GülizarınOyuncakları sosyal medya hesaplarını takip ederek, daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

 

Gözde Akoğlu

KURAL NEDİR? NEDEN KURALLARA İHTİYAÇ DUYARIZ

 

Kurallar ve Beklentiler –  SINIF ORTAMI

  • Evde ve okulda kural koymadan önce aslında “kural” kavramını tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Türk Dil Kurumu’na göre kural: ” davranışlarımıza yön veren, uyulması gereken ilke ” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre evde, işte, okulda, trafikte kısacası hayatın her alanında belli kurallara ihtiyaç duyarız. Ancak “kurallar” kelimesini özellikle ev içinde ve okul ortamında kullanırken “beklentiler” olarak düzenlediğimizde daha kapsayıcı ve daha ılımlı bir hal aldığını görüyoruz. Çocuk Davranışlarını Anlama ve Yönlendirme dersimizde Sayın Mine Göl Güven’den, öğrendiğimiz “kurallar değil beklentiler” düşüncesi hepimizin kurallara olan bakış açısını değiştirdi. Bu yüzden yazı boyunca kural kelimesini “beklentiler” ışığında tekrar yorumlamanızı istiyorum.

  • Yukarıdaki resimde de görüldüğü gibi kurallar açık, anlaşılır ve az sayıda olmalıdır. Her sınıfın kural ve beklentileri farklı olabileceği gibi yukarıdaki görseli kullanan sınıf göz kontağı kurmayı, birbirini dinlemeyi, sessizce konuşmayı, yardım etmeyi ve sınıf içinde koşmamayı birbirinden beklemektedir.
  • Açık kurallar sınıfın iyi organize olmasını kolaylaştırır.
  • Bütün çocuklar ve yetişkinler kuralları bildiğinde ve takip ettiğinde sınıf daha sakin, güvenli, düzenli ve tahmin edilebilir bir hal alır. Ayrıca iyi düzenlenmiş sınıflar çocuklara kendi kendilerini kontrol etme anlamında yardımcı olur. Son olarak iyi düzenlenmiş sınıflarda herkes için daha fazla öğrenme imkanı vardır.
  • Bu noktada kuralların okulda öğrenciler ve öğretmenin; evde de çocuklar ve ebeveynlerin ortak çalışması olması çok önemlidir. Beklentilerin tüm grup tarafından benimsenmesi ve sahiplenilmesi için birlikte hazırlanması gerekir. Öğretmen dönem başında kurallar ile ilgili büyük grup zamanında bir beyin fırtınası yaratarak grubun kendi kurallarını şekillendirmesinin ilk basamağını atar. Daha sonraki süreçte öğretmen çocukların söylediklerini bir tahtaya yazar ve birlikte karar verilen, pozitif cümlelerden oluşan bu kurallar sınıfa asılır.
  • Beklentiler çocuklara ne yapması ve ne yapmaması gerektiğini anlatan bir liste değildir. Genellikle bir sorundan doğarlar ve grubun bu sorunu nasıl çözebileceklerini tartışması üzerine bulunurlar. Bu yönüyle kurallar dinamiktir. Süreç içinde tekrar yorumlanarak değiştirilip geliştirilebilir.
  • Beklentiler herkes tarafından hazırlandığı için aynı zamanda sorun önleyicidir. Zorlayıcı bir davranışla karşılaşıldığı zaman öğrenmen çocukla birlikte kuralların asılı olduğu tabloyu inceler ve yapılan davranışın hangi kurala uymadığını kendisinin bulmasını ister. Daha sonra öğretmen bu durumda yapılabilecek alternatif davranışı sorar ve aldığı cevabı sözel olarak ödüllendirir. Bu konuşmalar ile çocuklar sorumluluk sahibi olma ve sorunları kendi kendilerine çözme becerisi kazanır.

Beklentilerin Uygulanması

  • Beklentiler evde/okulda görünür şekilde asılı olmalıdır. Ayrıca görseller ve renkli yazı karakterleri ile desteklenmelidir Ancak sadece asmak yetmemektedir. Çocukların bu beklenti ve kuralları öğrenmesi ve pratikte uygulaması gerekir.
  • Beklentiler sistematik ve tutarlı bir şekilde öğretilmelidir. İlk zamanlarda daha çok pekiştireç kullanılmalı, daha sonra yavaş yavaş azaltılmalıdır. Aşağıdaki linkte sınıf ile birlikte kuralları tekrar eden öğretmen ve çocukları göreceksiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=9T7UJwU1ce0&t=2s

  • Videoda öğretmen öncelikli olarak öğrencilere sınıflarında bulunan kuralları sorar. Çocuklar yavaşça ellerini hareket ettirerek yürüyen ayaklar cevabını verir. Öğretmen daha sonra koşan ayakların nasıl olduğunu sorar ve öğrenciler ellerini hızlı hızlı hareket ettirir. Öğretmen koşan ayakların nerede uygun olduğunu sorar ve dışarıda cevabını alır. Yürüyen ayakların nerede uygun olduğunu sorduğunda ise içeride cevabını alır. Daha sonra sınıfa ikinci kurallarının ne olduğunu sorar. Bunu sorarken çocuklara isimleri ile hitap eder. Çocukların dışarı sesi şeklinde cevap vermesi üzerine öğretmen gürültülü bir dışarı sesi ile merhaba demelerini ister ve sınıf merhaba diye bağırır. Daha sonra öğretmen çocuklardan içeri sesi ile merhaba demelerini söyler. Çocuklar bu defa kısık sesle merhaba der. Üçüncü olarak sınıfın yumuşak dokunuş kuralı söylenir. Öğretmen bütün çocukların yumuşak dokunuşu göstermelerini ister. Dördüncü kural olan el sıkışma ve selamlaşma da aynı şekilde uygulanarak gösterilir. Öğretmen çocuğa son kurallarının ne olduğunu sorduğunda çocuk sıra beklediklerini söyler. Öğretmen nedenini sorar ve çocuklarla sohbet etmeye başlar. Herkesin aynı anda kütüphane köşesinde olması durumunda neler yaşanabileceğini sorar, gelen cevabı öğretmen de tekrar ederek pekiştirir.
  • Videoda da görüldüğü gibi sınıf kuralları sınıfın rutinine dahil edilerek ve eğlenceli bir şekilde öğretilebilir.
  • Öğretmenler/ ebeveynler yapılan olumlu davranışlara odaklanmalıdır. Bu durum sınıf/ev atmosferini direk olarak etkileyecektir. Unutulmamalıdır ki çocuklar ancak kendilerini değerli hissettikleri, sevildiklerini ve kabul edildiklerini bildikleri bir ortamda öğrenebilir.
  • Sonuca değil sürece önem verilmelidir.
  • Pekiştireçler kullanılarak olumlu davranışın artması desteklenmelidir.

– “Not tuttuğunu görüyorum.”

-“Kullandığın materyali yerine kaldırdığını gördüm. Bu hoşuma gitti.”

  • Beklentiler oluşturulurken olumlu cümleler kurulmalıdır.

-“Hızlı koşma!” yerine “Yuvarlak grup zamanında yavaş yürümemiz gerekli.”  cümlesi tercih edilmelidir.

  • Okul öncesi grup için en fazla 5 sınıf kuralına yer verilmelidir.

Beklentilerin Uygulanması Sırasında Bazı İpuçları

  • Beklentilerin uygulanması sırasında çocukların olduğu kadar öğretmenlerin/ebeveynlerin de hassas davranmaları gerekmektedir. Bu durum çocukları da beklentiler karşısında daha sorumluluk sahibi kılacaktır.
  • Beklentilerin tutarsız bir şekilde uygulanması durumunda çocuklar sınırlarını test etmek isteyeceklerdir ve bu durum bazı karşı çıkmalara ve zorlayıcı davranışlara sebep olabilir.
  • Çocuklar öfke nöbetine girdikleri zaman öğretmenin/ebeveynin ilk önce çocukların sakinleşmesi için uygun ortam sağlamaları daha sonra olay hakkında konuşmaları gerekmektedir. Öfke nöbeti sırasında çocuğun istediği şeyin yapılması daha sonraki süreçte de çocuğun bu yöntemi istediği şeyleri yaptırmak için kullanma olasılığını arttıracaktır. Bu yüzden kısa süreli çözüm yerine çocuğa sorun çözme becerisi kazandırmak daha uzun ancak kalıcı bir öğrenme biçimidir.
  • Birlikte hazırlanan sınıf kuralların altına çocukların ve öğretmenin imza atması grubun kuralları benimsemesine yardımcı olabilir.
  • Kurallar oluşturulduktan sonra sınıf içinde kuralların uygulandığı resimler çekilerek panoda grubun kendi resimleri kullanılabilir. Bu durum yine çocukların kuralları sahiplenmesine yardımcı olur.
  • Son olarak öğretmenin öğrencilerin dikkatini çekmesi için sürekli olarak “yapma, sus, koşma, dur” kelimeleri yerine sınıfın kendi rutin toplanma ve dikkatin öğretmene verilmesini sağlayacak ortak bir mesaj bulunması önemlidir.

Örneğin:

-Öğretmenin sınıfa: “Heyyy sennn diye eğlenceli ve ritimli bir şekilde seslenmesi üzerine çocukların: “Hoooo bennn…” şeklinde karşılık vermesi

Ya da:

-Öğretmenin sınıfa: “1-2-3 gözler bende” şeklinde eğlenceli ve ritmik bir şekilde seslenmesi üzerine

Çocukların: “1-2 gözler sende” şeklinde karşılık vermesi örnek verilebilir.

  • Tüm bu unsurlar aslında sınıfı öğrenme ortamı bakımından daha verimli hale getirmek amacını taşır.

 

Kaynakça

-Çocuk Davranışlarını Anlama ve Rehber Olma, Mine Göl-Güven, ph.D.

-Gartrell, D.(2004). The Power of Guidance. NAEYC.

-Robert J. Mackenzie (2013) Çocuğunuza Sınır Koyma 2. Yakamoz Yayınevi

Yazan : Aylin Tuğrul

Erken Çocuklukta Cinsiyet Eşitliği

Erken çocukluk döneminde başlayan ve neredeyse hayat boyu devam eden kadın erkek arasındaki sosyolojik fark ne yazık ki üçüncü dünya ülkelerinde oldukça fazladır. Doğumdan itibaren düşünüldüğünde, erkek egemen toplumlarda, kadınlardan erkek çocuk doğurması beklenir ve doğan çocuk kız olduğunda anne suçlanır; oysa ki çocuğun cinsiyetini belirleyen babadan gelen kromozomdur. Tam da bu noktada, bilimden uzak, tıp ve teknoloji alanlarında gelişmeleri takip etmeyen; varlığına yalnızca kadına karşı üstünlük sağlama,  onu aşağılama ve evine para getirme anlamları yükleyenler, içinde bulunduğu toplumu medeniyetten uzaklaştıranlardır. 

Gelişimsel olarak devam edilecek olursa, doğan kız çocuğu kuvözde ağladığında aileden gelen “kim ağlattı benim kızımı” şeklindeki tavır ona acıma duygusunu pekiştirirken; erkek çocuğuna karşı “ağlasın aslan oğlum” tavrı onu yüceltmeye ve yaptığını doğrulamaya yöneliktir.

Doğumdan itibaren, bilinçsiz aile tarafından kız çocuğuna alınan oyuncak bebek, yemek takımı, ev aletleri gibi oyuncaklar onu eve bağlar, merhamet duygusu yükler ve annelik görevine vurgu yapar. Erkek çocuğuna ise, araba ve silah gibi sırasıyla onun topluma girmesini sağlayan, saldırgan ve savaşçı ruha sahip olmasına neden olan oyuncaklar alınır. Dikkat edilmezse, materyallere yüklenen “hidden curriculum” denilen örtük program ile çocuklar, istemsizce yanlış yetiştirilebilir.

Bu dönemin devamında ortaya çıkan çocuklardaki cinsellik merakı ve öğrenme arzusu da doğru ve somut bir anlatımla giderilmelidir. 11 yaşından önce çocuk, Piaget’nin dördüncü ve son bilişsel gelişim evresi olan soyut işlemler dönemine henüz girmediği için, bilgiler onlara somut bir şekilde aktarılmalıdır. Henüz somut işlemler döneminde olan çocuklar, üst düzey gruplama ve yalnızca kendi cinsiyetinden olanlarla yani aynı oyuncakları paylaştıklarıyla (araba vs. bebek) oyun kurmaya başlar ve kendini karşı cinsten uzaklaştırır. Bu evrede ebeveynler tarafından daha dikkatli olunması gerekirken, bazı toplumlarda, erkek çocukları için dinsel ve töresel bir gelenek olan sünnet düğünü bu dönemde yapılır. Erkek çocuğu, görkemli bir düğünle “daha da erkek” olur, bu durum kutlanır. Kız çocuğu ise o dönemde cinsiyetini yüceltecek bir “düğün” ile karşılaşmaz. Erkek çocuğu sünnet olduktan sonra , “göster amcalara pipini” şeklinde bir ifadeyle karşılaşırken, kız çocuğu ise “ört bacaklarını” şeklinde bir tavırla yüz yüze gelir. Pipisini göstermenin takdir edildiği bir evrede, çocuk devresel tepki kazanımını edinmiştir ve takdir edilme arzusuyla sürekli aynı hareketi yapma isteğine maruz kalır. Girdiği ortamlarda sünnetli pipisini göstermenin belki de kimliğinin önüne geçtiğini fark edemeyen çocuk, varlığının pipisine bağlı olduğunu bile düşünebilir. Tam da kendini karşı cinsten soyutladığı bu gelişimsel evrede, artık kız çocuğu onun için oldukça farklı ve ulaşılması güç bir konumdadır. Kız çocuğunun örtmezse cezalandırıldığı ve örttükçe gizeminin arttığı, erkek çocuğunun ise açtıkça cesaretlendirildiği bir toplumda olacaklar çok da şaşırtıcı değildir.

Bilişsel gelişimde son evreye yani soyut düşünebilme dönemine giren çocuk, ergen egosantrizmi yaşar ve yalnızca kendi doğrularını kabul eder. Erikson ise bu döneme, kimlik kazanımına karşı rol karmaşası adını vermiştir. Bilişsel gelişime ek olarak, fiziksel ve davranışsal gelişim daha ön plandadır. Bu dönemde, üçüncü dünya ülkelerinde kız çocuğuna kazandırılan annelik kimliği ve erkek çocuğuna kazandırılan askerlik yani koruma kimliği toplumların gelişmişlik seviyesini gösteren en temel faktörlerden biridir. Kız çocuğuna tanınmayan eğitim ve kendini gerçekleştirme hakkı onun toplumdan uzaklaşmasına neden olur ve toplum tarafından baskılanan anne kimliği ile çocuklarını da bu yönde yetiştirmeye başlar. Buradan anlaşılacağı üzere,  toplumları sosyal açıdan geliştiren beyin gücü değil, içindeki çocukların yetişme tarzıdır. Erken çocukluk döneminde verilmek istenen akademik bilgiden ziyade, çocuklara olgusal yargılar ve değer yargıları öğretilmelidir. Bu sayede, toplumsal bütünlük sağlanır ve işlevselci bakış açısına sahip Durkheim’in de vurguladığı gibi her birey toplumdaki görevini bilinçli bir şekilde yerine getirir.

Tüm bunların gerçekleşmesi için öncelikle annelerin nitelikli yetişmesi gerekmektedir, bu da onlara tanınan hak ve özgürlükler sayesinde olur. Kadınlar da toplumda söz sahibi bireyler olarak, yaşama hakkı için değil sosyal haklar için mücadele etmelidir. Kadın erkek fark etmeksizin, mücadele ile kazanılmış haklar daha değerlidir ve bu haklara daha çok sahip çıkılır. Britanya’daki büyük ayaklanma sonrası elde edilen kadın hakları buna örnektir. Şuan neredeyse tüm dünya ülkeleri arasında, seçme ve seçilme hakkına en çok sahip çıkanlar İngiliz kadınlarıdır. Bir toplumda da, kadına, çocuğa ve hayvana verilen değer ne kadar yüksekse, oradaki insanların yaşam kalitesi de o kadar yüksektir.

Bir çocuk yetiştir, tüm dünya değişsin!

Feyza Yeliz Bayındır