Çocuklarda Başarısızlık Duygusu

Çocuklarla çalışıyorsanız ya da etrafınızda bir yerlerde minikler varsa, onlarla çalışırken ‘ben bunu yapamıyorum ama’ gibi cümleleri duyabilirsiniz. Bir çocuğun herhangi bir durum karşısında yapamayacağını düşünmesi, denemeye kapalı olması ilk etapta normaldir fakat bu durum sıkça tekrarlanmaya başlarsa bazı problemlerin habercisi olabilir. Çocuk, daha öncesinde yaşadığı travmatik bir durumu hatırlattığı için bir şeyi yapmaktan kaçınıyor olabilir, özgüven eksikliği yaşıyor olabilir ya da bulunduğu ortamda kendini rahat hissetmiyor olabilir. Bu üç durum, çocuklar arasında sıkça karşılaşabileceğiniz durumlardan bazıları.

Kaçındıkları durumu ve sebeplerini anlamak için neler yapabiliriz?

Nitelikli Gözlem

Nitelikli Gözlem kavramını duymuşsunuzdur. Çocukları anlamak için kullanırken bu kavramı ‘öncesi ve sonrası ile beraber bir durumu incelemek’ olarak düşünebilirsiniz. Örneğin, sınıfınızda bir çocuk size çok sık gelen aralıklarla herhangi bir şeyi ‘yapamıyorum’ diyebilir. Bu sınıf ortamını ve sizi olumsuz yönde etkileyebilir. Böyle bir durumda, negatif ortama odaklanma yerine, çocuğun ne zaman, hangi durum karşısında ve ne sıklıkla ‘yapamıyorum’ dediğini not alabilirsiniz. Bu sayede, sizi de negatif etkileyen bir durumu kayıt altına alarak daha anlamlı hale getirmiş olursunuz. Belki minik dostumuz ailede yaşadığı olumsuz bir durumun ertesinde bir şeyleri denemeye pek hevesli olmuyordur, belki belli başlı bir aktiviteye karşı ön yargı geliştirmiştir belki de sadece sizinle özel olarak biraz daha fazla vakit geçirmeye ihtiyacı vardır… Tüm bunları düşünmek için kaydetmek önemli bir araç olacaktır.

Öncesini not ettiğiniz gibi, durumun sonrasını da özenle not etmeniz önemli. Örneğin, minik dostumuz ‘ben bunu yapamıyorum’ dedikten sonra kime yöneliyor? Her zaman spesifik olarak yardım/destek istediği biri var mı? Acaba o kişi onun konfor alanı mı? Neden daha çok o kişiye yönelmeyi tercih ediyor? O kişinin davranışları nasıl? Deste ya da yardım alamazsa davranışları nasıl gelişiyor? Gibi soruların cevaplarını, nitelikli gözleminiz ve notlarınız ile keşfedebilirsiniz.

Oyun En Güzel Araç

Herhangi bir şeyi kesinlikle yapamadığını düşünen bir çocukla iletişim kurabilmek için en güzel araçlardan biri oyun. Çocuklar oyun oynarken kurguladıkları dünya, sözcükler ve oyun içerisinde kullandıkları materyaller bize ipuçları verebilir. Serbest oyun zamanlarında, çocuğun kendini rahat hissettiği bir anda kendi kendine oynarken ona eşlik edebilirsiniz. Oyun sırasında, çocuğun spesifik olarak kaçındığı ya da yapmak/denemek istemediği durumun bir benzerini oyuna katarak çocuğun davranışlarını gözlemleyebilirsiniz. Örneğin, çocuk kağıt kalem etkinliklerinden her zaman uzak duruyorsa, birlikte bir oyun oynarken kurguladığınız karakter kağıt ve kalemle eğlenceli bir şeyler yapabilir. Tabii oyunu iyi yönetmeli, çocuğu strese sokacak bir duruma mahal verilmemesi gerekir. oyunu bu ve benzeri durumlarda kullanırken temel mantık, çocuğun kurgusunu anlamak, çocuğa kaçındığı durumun farklı yönlerini eğlenceli bir biçimde gösterebilmek.

Kitap Kurgusu

Çocuklar kitapları dinlerken, kendilerini kitabın kurgusunun içinde bulurlar. Hayal güçlerini aktifleştirerek kitapla bütünleşirler. Herhangi bir şeyi yapamadığını düşünen çocuklara, kendileri ile benzer duygular yaşayan çocuk karakterli kitapları okumak, kendileri hakkındaki düşüncelerini olumlu yönde değiştirmeye yardımcı olacaktır.Kitabın sonrasında da kitapla ilgili farklı etkinlikler kurgulayabilirsiniz. Bu sayede çocukların kitabı ve karakterleri içselleştirmelerine katkı sağlarsınız. Bu konuda size yardımcı olacak kitapları sitemizden bulabilirsiniz 😊

Bir Farkındalık Hikayesi / Epilepsi

Etrafınızda özel ihtiyacı olan kaç kişi var? Siz bunlardan hangilerinin özel durumunun ve ihtiyaçlarının farkındasınız? Belki bir iş arkadaşınız, belki sınıfınızdaki bir öğrenci, belki yakın bir akrabanız ya da bir komşunuzun çocuğu… Eminiz ki aklınıza birileri gelmiştir. Toplumda, özel ihtiyaca sahip pek çok bireyle beraber yaşıyoruz. Bu yazımızda bahsetmek istediğimiz kitap, Çevremizdeki bu farklılıkları daha kolay anlamamızı sağlayacak özel kitaplardan biri. Kitabımız Lara’nın Epilepsi Hikayesi.

Lara, aklında pek çok endişeyle okula başlamak üzere olan Epilepsi hastası bir çocuktur. Farklılığının bilincinde olan Lara, okula başladıktan sonra arkadaşlarının ya da öğretmenlerinin onun özel durumunu anlamamalarından endişe etmektedir. Diğer yandan, okul ortamında bir epilepsi krizi geçirmekten de çok korkar fakat günün birinde korktuğu şey başına gelir.

Hikayedeki karakterlerin epilepsi hastalığını ele alış biçimleri ve öğretmenin sınıf ortamında farkındalık yaratarak çocukları bilinçlendirmesi, tüm eğitimciler için örnek bir hikaye niteliğinde. Toplumda yaygın olan bu hastalığa dair bilinçli çocuklar yetiştirmek, özel ihtiyaca sahip her bireyin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri ve endişelenmeden yaşayabilecekleri bir toplum oluşturmanın yolunu açacaktır.

+5 yaş olan kitap, Tübitak Popüler Bilim Kitaplığı’ndan. Keyifli Okumalar!

Çocukların Yanlış Cevaplara Odaklanarak Öğrenmesine Yardım Edin

Bir Amerikan sınıfındaki tipik bir ders şöyle görünüyor olabilir:

Öğretmen sorar, “Dünya’nın atmosferinde en yaygın bulunan gaz nedir?” Çocuklar ellerini kaldırırlar.

“Oksijen?”

“Hayır.”

“Karbon?”

“Hayır.”

“Hidrojen?”

“Hayır?”

“Nitrojen?”

“Evet!” Ve sonra öğretmen ‘ol N2 elementinin özellikleri hakkında bir derse başlayacaktır.

Ancak doğru cevabı elde etmek için verilen savaşta, mükemmeliyetçi beyinlerimizin tanıdığı ve sevdiği, herkesin kalp atış hızının normale dönebileceği rahat yerde, öğrenme için önemli bir fırsatı kaçırıyoruz. Kaliforniya Üniversite’si, Berkeley, Greater Good Science Merkezi’nden Amy L. Eva öğrencilerin öğrenmelerine yardım etmek amacıyla hatalara odaklanmak, hatalara ciddi bir şekilde çalışmak, için zorlayıcı bir çalışma yapar. Birden fazla çalışmada, yanlış bir cevap verirken kendimize daha fazla güvendiğimiz ve düzeltildikten sonra doğru cevabı hatırlama ihtimalimizin daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Her şey birbirine daha iyi bağlanır. Ve bütün öğrenme süreci, “anlama” veya “anlamama” kaygısıyla dolu olmak yerine üretken ve hatta değerli bir süreç haline gelir.

Ama yine de Amerikalılar hata yapmaktan hiç hoşlanmıyor gibi görünür. Psikolog Harold Stevenson ve James Stigler tarafından yürütülen ünlü bir çalışmada Asyalı ve Amerikalı öğrenciler arasındaki farklara bakıldı. Araştırmanın bulguları, Mistakes Were Made (But Not By Me) isimli kitapta Carol Tavris ve Elliot Aronson tarafından şöyle açıklandı:

Beşinci sınıflar karşılaştırıldığında, Japonya’daki en düşük puanlara sahip sınıf Amerika’daki en yüksek puanlara sahip sınıfı geçmişti. Bunun sebebini bulmak için Stevenson ve Stigler bir sonraki on yıl boyunca ABD, Çin ve Japonya’daki ilkokul sınıflarını karşılaştırdılar. Aydınlanmayı Japon bir oğlan çocuğunun siyah tahtaya üç boyutlu küp çizme ödeviyle mücadelesini izlerken yaşadılar. Stevenson ve Stigler giderek daha endişeli hale gelirken ve çocuk için utanırken o, bu mücadeleyi kırk beş dakika boyunca, tekrar tekrar hatalar yaparak, sürdürdü. Oysa çocuğun kendisi hiç utanmamıştı ve Amerikalı gözlemciler neden ondan daha kötü hissettiklerini merak ettiler. “Bizim kültürümüzde hata yapmak psikolojik olarak çok pahalıya mal oluyor,” dedi Stigler, “Japonya’da ise, öyle görünmüyor. Japonya’da hatalar, yanlışlar, kafa karışıklığı, hepsi öğrenme sürecinin doğal bir parçası. (Çocuk nihayetinde, sınıf arkadaşlarının şerefine, problemde ustalaştı.)”

Öğretmenlerin nasıl tepki vereceği ile ilgili yapılacak çok şey olabilir. Eva, kendi derslerinde Amerikalı öğretmenlerin ağırlıklı olarak hataları görmezden geldiklerini ve doğru cevaplarından dolayı öğrencileri övdüklerini işaret ederek aynı çalışma hakkında yazıyor. (Belki de bu, daha önce bulunduğunuz her sınıfa benziyor?) Japonya’da ise öğretmenler çocukları nadiren överler–bunun yerine “hem doğru hem de yanlış çözümler için çeşitli gidiş yolları” keşfederler. Yanlış cevaplar için sesli ikaz düdükleri, doğru cevaplar için de konfetiler yoktur. Hepsi büyük, uzun, karmaşık öğrenme sürecinin bir parçasıdır.

Ebeveynlerin ve öğretmenlerin, çocuklara yanlış cevaplar hakkında düşünmeleri için yardım etmelerinin bir yolu bir materyali gerçekte öğrenmeden önce onun hakkında tahminler yapmalarını sağlamaktır. Scientific American, çalışma kitapları için şu harika öneriyi veriyor: Bir bölümü okumadan önce kitabın arkasındaki soruları cevaplamaya çalışın. (Ya da bölüm başlıklarını sorulara dönüştürün–”Eğer başlık Pavlovian Koşullandırma ise kendinize şunu sorun: Pavlovian Koşullandırma nedir?) Evet, muhtemelen yanılacaksınız, ancak bu eylem, materyali okumaya başladığınızda öğrenmenin gerçekleşmesi için beyninizi harekete geçirir. (Çözecek hiçbir testiniz yoksa ve eğer bir şeyi gerçekten öğrenmek istiyorsanız, Google’da aratmadan önce cevabı tahmin etmeye çalışın.)

Bir ebeveyn olarak, hatalara karşı sağlıklı tepkiler vererek model olmak da önemlidir. Eva’nın kızı yeni yürümeye başlamış bir çocukken yemek zamanı boyunca önüne sürekli süt dökerdi ve o şöyle derdi “Oops, ah, peki önemli değil, hadi temizleyelim!” Çocuklara hataların hayatın bir parçası olduğunu ne kadar erken öğretirsek muhteşem bir şeye giden istikameti keşfetmeleri için o kadar çok alana sahip olacaklardır.

Kaynak :
https://offspring.lifehacker.com/help-kids-learn-by-focusing-on-the-wrong-answers-1821882417

Çeviren : Nazan Yıldırım

Film Önerileri

Çocuğunuzun size neleri sormasını istemezsiniz? En en en çok korktuğunuz soru hangisidir? Büyük ihtimalle cinsellikle ilgili sorular ya da kısaca ‘Nasıl bebek olur?’ sorusu, sizin cevabınız olacaktır. Aslında bu sorular, sürekli gelişen, düşünen ve merak eden minik zihinler için çok doğaldır ve bizim de, ebeveynleri, bakım verenleri ya da öğretmenleri olarak en doğru cevabı vermemiz gerekir. Vereceğimiz cevap için yapacağımız açıklamalar ve anlatma yöntemimiz yaşa göre değişir ki bu da başka bir yazımızın konusu olacak. Biz şimdilik ufak bir film önerisi ile devam edelim 😊

Size bugün tanıtmak istediğimiz film, yıllardır çocukların sorduğu ‘doğal’ sorulara büyüklerin verdiği kaçamak cevaplar sonucu ortaya çıkmış, hepimizin malumu olan                                                                                    leylek hikayesinin güzel bir yorumu, Leylekler! 😊

Film, çalıştığı fabrikanın artık insanlar için bebek üretmemesi üzerine kargocu olarak çalışan bir leylek ile, kaza sonucu ailesine yollanamayıp, fabrikada doğmuş bir insanın başından gelen maceraları anlatır. Ailecek izlemeye uygun olan film, animasyon türünde ve çok çok eğlenceli. Özellikle kardeş çatışması yaşayan ailelere özellikle izlemelerini öneriyoruz. Filmi izlerseniz, lütfen yorumlarınızı bizimle paylaşın, iyi seyirler!

Şiddet ve Çocuk

DAYAK CENNETTEN ÇIKMA MIDIR?

             Genç nüfus oranı yüksek bir ülke Türkiye, yani çocuk sayısı çok fazla. Peki çocuklarımızı yetiştirme konusunda ne kadar iyiyiz? Çocuklarımıza nasıl davranmamız gerektiğini ne kadar biliyoruz? Gerek ülkenin kültürel geçmişine gerekse de toplumdaki ebeveyn-çocuk ilişkilerine baktığımızda ne yazık ki çocuğa şiddet hala belirgin şekilde görülmekte. 2014 yılında yapılan Türkiye’de 0-8 Yaş Arası Çocuğa Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması sonuçları 0-8 yaş grubu çocukların %23’ünün aile içi fiziksel şiddete maruz kaldığını göstermektedir. Yani birnevi “Dayak cennetten çıkmadır” halkımızın gözünde. Peki şiddetin herhangi bir olumlu etkisi var mı ve çocuk gelişimi üzerindeki etkisi nelerdir?

Şiddet, araştırmalara konu olmuş ve üzerine birçok değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan çalışmaların hiçbirinde dayağın uzun vadede olumlu bir etkisi görülmemiştir. Tek etkisi kısa vadede çocuğu sindirmekten ibarettir. Bunun yanı sıra çocuk üzerinde fazlasıyla olumsuz etkisi görülmektedir. 2009 yılında Lansford ve ekibi tarafından yürütülen bir araştırma, şiddetin uzun vadede ebeveyn ve çocuk ilişkisini körelttiğini göstermektedir. Şiddetin doğal bir sonucu olarak, ebeveyn çocuk için zorba bir figür haline gelebilir ve aralarındaki bağlılığın güvensizleşmesine neden olup birbirlerinden uzaklaşmalarına yol açabilir. Aynı araştırmaya göre, şiddet çocuğun etik ve ahlak kurallarını içselleştirme yetisini de köreltmektedir. Yani çocuk bir hatası için şiddete maruz kaldığında doğru olanı öğrenmek yerine sadece o anlık denildiği için yapmaktadır. Yalan söylediği için dayak yiyen bir çocuk, neden dürüst olması gerektiğini öğrenememektedir! Birinin canını yaktığında dayak yediği için şiddetin neden kötü olduğunu da anlayamayacak, aksine şiddet eğilimi pekişmiş olacaktır. 

Şiddet gören çocuğun öğrenmesi en muhtemel şey şiddet uygulamaktır. Üzüm üzüme baka baka kararır derler, bu çocukluk dönemi için oldukça doğru. Hayatlarının ilk anlarından itibaren çocuklar çevrelerini izler ve taklit eder. Elbette bu şiddet için de geçerli. 1994 yılında Strosberg ve ekibinin yaptığı araştırma, şiddete uğrayan çocukların, uğramayanlara kıyasla çok daha fazla agresif ve antisosyal davranış sergilediğini göstermektedir. Evde şiddeti öğrenen ve de yediği dayağı hazmedemeyen çocuk akranlarına ve çevresine yansıtmaktadır. Şiddete olan eğilim aynı zamanda arkadaş ortamını da etkilemekte olup çocuğun suç ve bağımlılıklara yönelimini de artırmaktadır.

Şiddetin en kötüsü ve geri dönüşü zor olanı sıklıkla uygulananıdır. Artık biliyoruz ki küçük yaşlarda aile içi şiddete maruz kalmak, birçok psikolojik problemin nedeni olabilir. Sık sık şiddet gören bir çocuğun ilerleyen yaşlarda depresyon yaşaması olasıdır. Benzer şekilde çoklu kişilik bozukluğu dediğimiz psikolojik durumun en önemli nedenlerinden biri çocuklukta maruz kalınan şiddet ve tacizdir. Bir araştırma kapsamında neden dayağa başvurulduğu ailelere sorulduğunda, en belirgin gerekçelerden biri “Bazen kendime hakim olamıyorum” olmuştur. Yetişkinler olarak, kendimize hakim olamadığımız o anların nelere yol açabileceğinin farkında olmalıyız.

Şiddetin öğretmekte hiçbir etkisi bulunmadığına göre, çocuğa yaklaşım nasıl olmalıdır? Bunu birkaç önemli maddede inceleyebiliriz. En önemlisi çocuğumuza sınırlar koyarken, nedeni de açıklamalıyız. Çocuk o şeyi neden yapması gerektiğini anlasın ki uygulamak için sebebi olsun. Bu sınırları koyarken ise tutarlı olmak çok önemlidir. Eğer çocuğumuzdan yemekten önce dondurma yememesini istiyorsak nedenini açıklamalı ve sonrasında da aynı şeyi beklenmeli. Bir akşam uyarıp ertesi akşam yemekten önce yemesine izin verilmesi durumunda, çocuk tekrar yasakladığınızda bunu anlayamayacaktır. Ebeveyne düşen diğer sorumluluk da kendi kuralına uymaktır. Yani çocuktan beklediğimiz şeyleri kendimizin de yapıp uygulamalı öğretmesi en etkili yöntemdir. Elbette çocuktan yapmasını istediğimiz bu şeyler, çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Bu sadece koyduğumuz sınırlar için değil, beklentilerimiz için de geçerlidir. 4-5 yaşında bir çocuk elbette koşup oynayacaktır; misafirlikte bu yaştaki çocuktan uslu uslu oturmasını beklemek, altı boş ve anlamsızdır. Çocuğumuzu girdiğimiz ortamlara uyum sağlamaya zorlamak haksızlık olabilir, bazen de çocuğun yaşı dikkate alınarak biz çevre seçmeliyiz. Mesela arkadaşımızın evine misafirliğe gitmek yerine, onunla dışarıda bir parkta buluşup çocuk içinde gereken ortamı sağlamış oluruz.

Çocuktan bir şey isterken evet-hayır sorularından kaçınmalıyız. Lahana yer misin demek yerine lahana mı yemek istersin yoksa brokoli mi diye sormak daha işlevseldir. Zaten bu şekilde sorunca o kendi lahanayı seçecektir :D. Seçim şansımız olmayan durumlarda ise, doktora gitmek gibi, çocuğa dürüstçe açıklama yapmak önemlidir. Hastaneye giden çocuğu sana şeker alacağım gibi şeylerle kandırmamalıyız. Çocuğun neyle karşılaşacağına dair fikri olduğuna, bu duruma kendini hazırlaması daha kolay olacaktır. Son olarak da olumsuz davranışı şiddetle cezalandırmak yerine, olumlu davranışları ödüllendirmeliyiz. Bu şekilde davranmamız çocuğu olumluya yönelmeye teşvik edecektir. Lakin bu ödüllendirme rüşvet şeklinde olmaması önemlidir. Her istediğimizi rüşvetle yapmasını sağlamak, rüşveti kestiğimizde, söyleneni ciddiye almamasına yol açacaktır.

Dikkat edilecek birkaç detay yeterli olacakken, kontrolsüz davranıp şiddete başvurmamalıyız. Madem çocuklar aileler için çok önemli ve genç nüfusumuz bu denli yüksek, çocukları uygun yöntemlerle yetiştirmenin de aileye düştüğünü unutmamalıyız. Bilimin gelişmesiyle beraber konuya dair araştırmalar yapılmış ve hala da yapılmaktadır. Şiddetin olumsuzluğu tekrar tekrar gözler önüne serilirken, bizler de bu bilgiler ışığında kendimizi geliştirmeli, şiddetten uzak yöntemleri tercih etmeliyiz.

Mahmut Kurupınar

 

Ayrıca değerli biliminsanı Sayın Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın şiddet ve çocuk hakkındaki düşüncelerini içeren bu röportaj linkini de okumanızı öneririz.

Röportaj Linki;

https://www.ajanshaber.com/dayakla-buyuyen-erkek-cocuk-dayak-atan-adam-oluyor-haberi/168213

 

 

 

Kitap Sepeti 2

Merhabalar, size bahsetmek istediğimiz yeni kitabımız bir masal seçkisi. ‘Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var’ ve ‘Bebeklerin Ulusu Yok’ gibi önemli eserlerinden tanıdığımız, değerli şair ve yazar Ataol Behramoğlu’nun derlemesiyle oluşan dünya masalları seçkisi. Kitap, farklı kültürlerden halk masallarının toplanması ve aslında sadık kalınıp, şairane oynamalarla dilimize kazandırılması sayesinde oluşmuş. Çocuklarınıza uyumadan önce keyifle okurken, sizin de dünya medeniyetleri hakkında farklı fikirler edineceğinize eminiz 😊 Keyifli okumalar!

 

Film Önerileri

Film izlemeyi pek çoğumuz severiz. Bu yazımızda ve benzer yazılarda, çocuklarınız ile izlerken de keyif alacağınız bazı filmlerden bahsetmek istiyoruz. Seçtiğimiz filmlerin çocuk gerçekliği ile uyumlu, kaliteli filmler olmasına dikkat ederken aynı zamanda ebeveynler için de sıkılmadan izlenebilecek filmler olmasına özen gösterdik. Keyifli seyirler ! Sizin de aklınıza izlemeye fırsat bulduğunuz ve paylaşmaya değer gördüğünüz filmler olursa lütfen bize iletin.

Filmlerden bahsetmeye başlamadan önce şunu hatırlatmakta fayda var, yaş küçüldükçe odak süremiz düşer. 0 – 6 yaş dönemindeki bir çocuğun bir buçuk saatlik bir filmi izlemesini beklemek doğru değildir. Önerdiğimiz filmler daha çok on yaş ve üzeri çocuklar için daha uygun filmler.

Bahsetmek istediğimiz ilk film ‘Oyunbozan Ralph’. Ralph bir konsol oyununun anti kahramanı. Görevi, oyundaki binaları yıkmak ancak Ralph bu görevinden dolayı oyundaki diğer karakterler tarafından hiç sevilmiyor ve dışlanıyor. Bu yalnızlıktan çok sıkılan Ralph, bir gün oyunu bırakıyor ve konsolun dışındaki dünyayı keşfediyor. Tesadüfen girdiği başka bir konsoldaki karakterler ile tanışmasıyla, Ralph için yepyeni bir macera başlıyor.

Animasyon bir film olan Oyunbozan Ralph, aslında bir dostluk ve dönüşüm hikayesi. Ralph’in macerasında karşısına çıkan Vanellope ile hem kendinin farkına varıyor hem de en yakın dostunu yok olmaktan kurtarıyor. Filmin içindeki önemli dönüşüm noktalarını ve karakterlerini, filmi izledikten sonra tartışmak oldukça keyifli olacaktır. Bu sohbet sırasında, aile bireylerinin birbirlerinden hem farklı hem de benzer olarak dikkat etikleri noktaları beraber keşfetmek, aile bağlarına olumlu bir katkı yapabilir 🙂 İyi seyirler !

 

Bir diğer film ise ‘Komşum Totoro’. Yayınlandığı günden sonra çok kısa bir sürede, dünya çapında en çok izlenen filmlerden biri haline gelen Totoro, çocuk gerçekliği ve hayal dünyası ile de oldukça uyumlu filmlerden. İki kardeşin, taşındıkları evlerinin etrafındaki gariplikleri fark etmeleri ile başlayan hikayenin sonunda bu iki kardeş, tatlı ve düşünceli bir dost ediniyorlar.

 

Temelinde bir dostluğun ve güvenin anlatıldığı filmde ana karakterin cesur bir kız çocuğu olması, yaşadığımız toplumda, küçük yaşlardan itibaren çok fazla baskıya maruz kalarak yetişen kız çocukları için güzel bir rol model olacaktır. yönetmeni Hayao Miyazaki. Bugüne kadar pek çok ödül elde etmiş yönetmenin, çocuklar, filmler ve yetişkinler hakkında söylediği şu hoş sözü sizinle paylaşmak istedik : ‘Çocuklar için yapılmış ve yetişkinler için yapılmış filmler arasındaki en büyük fark : Çocuklar için yapılmış filmlerde her zaman yeni bir başlangıç vardır , fakat yetişkin filmlerinde ; bir şeyleri değiştirmek için yeni bir yol yoktur. Ne olmuşsa, olmuştur.

Keyifli seyirler 🙂

Ebeveynler Çocuklarını Gizlice Gözetlememeli

 

Çocukların özel hayatını ihlal etmeyi kolaylaştıran uygulamalar, durdurulmuş gelişmeye sebep olmaktadır.

 

KIRSTEN WEIR, 14 NİSAN 2016

                Washington, Spokane yakınlarında yaşayan bir muhasebeci olan Mandie Snyder, son iki yıldır kızını “gözetliyor”. mSspy olarak bilinen kullanışlı bir teknoloji aracıyla Snyder, 13 yaşındaki kızının mesajlarını, fotoğraflarını, videolarını, indirdiği uygulamaları ve tarayıcı geçmişini inceleyebiliyor.

Bunun için hiçbir şekilde özür dilemiyor. Geçen yaz kızının, erkek arkadaşına cinsel birliktelik planları için mesaj attığını keşfettiğinde son anda müdahale edebildiğini söyledi. Snyder, “Ben kızımın yaşındayken çok daha saftım. Bugünün dünyasında sosyal olarak etkileşim kurmanın çok fazla yolu olduğunu ve sebebinin bu olduğunu biliyorum” diyerek ekledi. “Bir gencin ebeveyni olarak, bu teknoloji çağı beni korkutuyor.”

Ancak teknoloji, gençlerin başlarını belaya sokması için korkunç yeni yollar sunarken, ebeveynlere de çocuklarının her hareketini izlemek için yeni yollar önermektedir.

ANNEM VE BABAM BENİ İZLİYOR: Bazı çocuk psikologları, çocukları sosyal medya sitelerinde, mSpy gibi uygulamalarla gizlice takip etmenin özel hayat ihlali olduğunu ve çocuğa zarar verdiğini söylemektedirler.

Anne-babalar; mSpy, Teen Safe, Family Tracker ve benzerleri gibi izleme teknolojileriyle çocuklarının aramalarını, mesajlarını, sohbetlerini ve sosyal medya paylaşımlarını izleyebilmektedir. Bir çocuğun (ve telefonunun) seyahat ettiği her konumun haritalarını görüntüleyebilmektedir. Örneğin, Mama Bear adlı bir uygulama, çocukları arabada çok hızlı seyahat ederse, ebeveynlere uyarı göndermektedir.

Ancak koruma ile takıntı arasında ince bir çizgi vardır. Yeni dijital gözetleme araçları, ebeveynleri bir ikileme sokmaktadır. Ergenlik, çocukların kendi kimliklerini geliştirebilmek için gizliliğe ve bireysel alana ihtiyaç duydukları kritik bir zamandır. Çocuklarının hareketlerini izlemek ebeveynler için dayanılmaz olabilir. Ancak, çocuklarının kişisel hayatlarının karanlık köşelerine sızmak anne-babalara cazip ve de çekici gelmesi, gözetleme işleminin iyi olmaktansa zarar verici olduğuna dair bir kanıt olabilir.

Geleceği göz önünde bulundurarak, ebeveynliğin amacı sağlıklı ve kendine yeten bir birey yetiştirmektir. Oberlin Kolejinde gelişimsel bir psikolog olan Nancy Darling, “Sağlıklı özerklik geliştirme süreci çocuklar sizden kaçabildiği anda başlıyor” demektedir. “Ebeveynlik konusunda zor olan şey, çocuğun bağımsızlık isteğini kendi güvenlik endişelerimiz ile dengelemektir” diyerek eklemektedir.

Özel hayatın gizliliği, kendi kendine yeterliliği geliştirmenin önemli bir parçasıdır. Hong Kong Çin Üniversitesi’nde ergen gelişimi üzerine çalışan bir sosyal psikolog olan Skyler Hawk, “Mahremiyeti deneyimleme becerisi, muhtemelen kültürün ötesine geçen temel bir insani ihtiyaçtır” demektedir. Ergenlik döneminde, çocukların beyinleri, bedenleri ve sosyal hayatları hızla değişmektedir. Hawk ayrıca, kimlikleri ve kendilerini ifade ederek tecrübe ettiklerinde, bunu anlayabilmek için biraz alana ihtiyaç duyduklarını söylemektedir.

İndianapolis’te Indiana Üniversitesi-Purdue Üniversitesi’nde iletişim çalışmaları profesörü ve İletişim Gizlilik Yönetimi Merkezi yöneticisi olan Sandra Petronio, gizliliğin ergenler için sadece önemli olmadığını söylemektedir. Aynı zamanda onların görevi olduğunu “Bir ergenin temel işi birey olmak, ebeveyn tarafından kontrol edilmekten uzak durmaktır. Bunu başarabilmelerinin çok net bir yolu vardır, bu da özel alan talep etmeleridir “diyerek ifade etmektedir.

Petronio, çocukların gizliliğine müdahale etmenin ebeveyn-çocuk ilişkisine zarar verdiğine dair önemli kanıtlar bulunduğunu belirtmektedir. “Ebeveynler çocuklarını gizlice gözetlediklerinde güvensizlik gösterirler” demektedir. “Kontrol etmek için bu istek, gerçekten ilişkiye zarar veriyor” şeklinde eklemektedir.

Bir ebeveynin gözetleme arzusu, çocuklarını güvende tutmaktansa kendi endişesini azaltmaya yönelik istekle daha fazla alakalı olabilir.

         Hawk, gizlice casusluk yapmanın uzun süre gizli kalmayacağını da sözlerine eklemektedir. Birçok çocuk teknoloji konusunda ebeveynlerinden daha bilgilidir. Çocukların bu izleme uygulamalarını keşfedip, sistemi nasıl çökerteceklerini kısa sürede çözme olasılığı yüksektir. Örneğin, sınıflarından çıktıkları sırada konumlarını izleyen telefonlarını dolaplarına bırakabilir veya ikinci bir (gizli) Instagram hesabı kurabilirmektedirler.

Çocukların anne-babalarına güvenebileceklerini hissetmediklerinde daha da gizli davranmaları hiç de şaşırtıcı bir durum değildir. Hawk, bu etkiyi, bireycilik ve özerklik hakkındaki duyguların Birleşik Devletlerdekilere benzediği Hollanda’daki üçüncü sınıf öğrencilerinin bir örneğinde görmüştür. Araştırmacılar, çocuklara ebeveynlerinin gizliliklerine saygı duyup duymadıklarını sormuş, bir yıl sonra, meraklı ailelerin çocuklarının daha gizli davranışlar sergilediğini ve ailelerinin, diğer ebeveynlere kıyasla çocuklarının neler yaptıkları, arkadaşları ve nerede oldukları hakkında daha az bilgi sahibi olduklarını söylemiştir.

Hawk, “Zaman içinde çocukların özel hayatı ihlal edildikçe gizliliğe daha da yöneldiklerini gözlemleyebiliriz” demektedir. “Ebeveynler çok fazla müdahaleci davranırlarsa, sonuçları kendi aleylerine olacaktır” diyerek eklemektedir.

Bir çocuğun yeterli kişisel alanı olmadığında, kötüye giden tek şey ebeveyn-çocuk ilişkisi değildir. Çocukların gizlilikleri işgal edildiğinde, uzmanların “içselleştirme” olarak adlandırdıkları anksiyete, depresyon ve içine kapanma gibi akıl sağlığıyla ilgili problemlerin olduğu davranışlar ortaya çıkabilmektedir. Temple Üniversitesi’nde psikoloji profesörü ve ‘Fırsat Çağı: Ergenliğin Yeni Biliminden Dersler’ kitabının yazarı Laurence Steinberg, “Aşırı müdahaleci ebeveynlerle büyüyen çocukların, bağımsız çalışabilme yeteneklerine olan güvenlerini kısmen zayıflattığından zihinsel sağlık sorunlarına duyarlı olduklarını gösteren birçok araştırma vardır” demektedir.

Ebeveynler çocuklarına kendi kararlarını verebilmeleri için mahremiyet sağlamazlarsa, çocuklar bu kararlardan bir şeyler öğrenme şansına sahip olamazlar. Rochester Üniversitesi’nde ergen-ebeveyn ilişkilerini araştıran bir psikoloji profesörü olan Judith Smetana, ailelerin çocuklarına rehberlik etmek ve onları korumak gibi bir yükümlülüğü olduğunu, ama ergenliğin sınırları test etme zamanı olduğunu söylemektedir.

Alkol tüketimini örnek olarak ele alalım. Smetana “Ergenlikte içki içmeyi deneyen fakat ağır içki alışkanlığı olmayan çocuklar, hiç denemeyenlerden psikolojik olarak daha sağlıklı olma eğilimindedir” demektedir. “Çocukların içki içmesine göz yummak istemiyorum, ama bunun bir tecrübe olduğunu biliyoruz” diyerek eklemektedir. “Ergenliğin doğası budur.”

Ebeveynler özel hayat gizliliğinin öneminin farkında olduklarında bile sınırları belirlemek çok zor bir iştir. Princeton Üniversitesi’nde bir sosyolog ve 2014 yılında çıkan “Parentoloji” kitabının yazarı Dalton Conley, bu sınırın tek bir sosyo-ekonomik tabakada ya da tek bir mahallede bile, her bir aile için farklı göründüğünü söylemektedir. Conley, bir konferansta profesyonel bir meslektaşının genç kızına bir dadı kamerayla casusluk yaptığını öğrendiğinde çok şaşırdığını belirtmiştir. Aynı zamanda, nerede olduğunu ve ne satın aldığını öğrenmek için kendi çocuğunun banka kartının hesap özetlerini kontrol etmekten çekinmediğini öğrendiğini de söylemiştir. “Ebeveyn gözlem teknolojisi çok hızlı gelişti, neyin kabul edilebilir neyin kabul edilemez olduğuna dair bir ilke yok” diyerek eklemiştir.

Ebeveynler çocuklarını gizlice gözetlediklerinde güvensizlik gösterirler. Kontrol etmek için bu istek, gerçekten ilişkiye zarar veriyor.

         Darling de bağımsızlık ve gizlilik arasındaki çizgiyi geçenlerden biridir. Çocuklara sağlıklı bir özerklik geliştirme alanı sağlamak gerektiğini savunduğu kadar, o da çok endişeli bir ebeveyndir. Küçük oğlundan, “iPhone’umu Bul” özelliğini açmasını istemiştir, böylece ona ulaşamama durumunda istediği gibi takip edebilecektir. Büyük oğlu, kolejden bir gece eve gelmediğinde “Kız arkadaşını arayabilmek için cep telefonu kayıtlarına girdim” diye itiraf etmiştir. “Oğlum bu konuda çok sinirlendi, ancak gecenin 3’üydü ve çok endişelenmiştim” diyerek sözlerine eklemiştir.

Darling’e göre çocuklar, ebeveynleri konuşmalarını gizlice dinleyerek ya da mesajlarını okuyarak kişisel meselelerine karıştıklarında özel hayatlarının işgal edildiğini hissetmektedirler. Ancak birçok çocuk, ebeveynlerinin uyuşturucu kullanımı ve çocuklarının okuldan sonra nereye gittiklerini bilmek gibi güvenlik konularında kural koymak gibi meşru otoritesinin bulunduğunun farkındadırlar. Darling “Ebeveynlerin çocuklarının nerede olduğunu bilmeleri gerekir” demektedir.

Ancak güvenlik konularının ne olduğu ve sınırlarının nasıl belirleneceği tam olarak bilinmemektedir. Birçok toplulukta, çocuk olmak için güvenli bir zamandır. FBI verilerine göre, 1993 ile 2011 yılları arasında şiddet suçu oranı yüzde 48 oranında düşmüştür. Çocuk ölüm hızı da azalmaktadır. Aynı zamanda kayıp çocuk rapor kayıtları da düşmektedir.

Yine de bazı uzmanlar, çocukları yakından izlemek için yapılan kültürel baskıların, hiç bu kadar fazla olmadığını belirtmektedir. Çocuklarının okula yalnız başlarına gitmelerine veya parkta onları kollayan biri olmadan oynamalarına izin vermeleri nedeniyle tutuklanan anne ve babaların sayılarının artması buna kanıt oluşturmaktadır.

Birçok uzman, bu değişimin sürekli olarak kaçırma ve tehlikeyle ilgili haber başlıkları sunan modern medya yüzünden olduğunu düşünmektedir. Petronio, “Medya korkuyu arttırdı ve bu korku çocuk, genç ve hatta genç erişkinlerde kısıtlamalar yapılmasına sebep oluyor” demektedir. “Medya, çocukların yeteneklerinin gelişimini zayıflatma potansiyeline sahiptir, oysa gençlerin birer bağımsız yetişkin olması gerekmektedir” şeklinde sözlerine eklemektedir.

Elbette, tehlikeli semtlerde yaşayan çocuklar da vardır. Sıkı ebeveyn gözlemi bu gibi çocuklar için daha faydalıdır. Örneğin, Virginia Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından yapılan bir araştırmada, orta sınıf mahallelerde “düşük riskte” olduğu belirlenen, annelerinin özerkliklerini ihlal ettiği çocukların ebeveyn ilişkilerinin kötüleştiği ve yaşıtları ile anlaşamadıkları ortaya çıkmıştır. Ancak düşük gelirli, yüksek riskli ailelerde yaşayan çocukların, anneleri daha otoriter olduklarında, onlarla ile daha iyi ilişkiler gösterdikleri ve daha az sorunlu davranışlar sergiledikleri bildirilmiştir.

Ancak birçok toplulukta, bir ebeveynin gözetleme arzusu, çocuklarını güvende tutmaktansa kendi endişesini azaltmaya yönelik istekle daha fazla alakalı olabilmektedir. Petronio “Asıl önemli olan, belirsizlik konusunda az hoşgörü sahibi olduğunuz için, öğrenme ihtiyacınızı karşılamaya çalışırken çocuğunuza daha iyi kararlar vermeyi öğrenmeleri için bir fırsat vermiyorsunuz” demektedir.

Hawk’un araştırması, çocuklarını gizlice gözetleyen anne-babaların, ebeveynlik yeteneklerine daha az güven duyduğu, çocuklarıyla olan ilişkileri ve çocuğun davranışları konusunda daha fazla endişe duyduklarını göstermektedir. “Araştırmama dayanarak söyleyebilirim ki gizlice gözetleme çocuğun olduğu kadar ebeveynin uyumluluğu hakkında bize bilgi vermektedir” diyerek eklemektedir.

Psikologlar, sınırları sağlıklı bir şekilde belirleme konusunda iyi iletişimin önemli olduğunu ve ebeveynleriyle daha fazla paylaşmayı seçen çocukların daha iyi uyum gösterme eğiliminde olduklarını söylemektedir. Hawk, “Sonuçta, çocuğunuzla ilgili neler olduğunu öğrenmenin en iyi yolu onlara neler olduğunu anlatmaktır.” demektedir.

Bazı ebeveynler, çocuklarını gözetlemenin onlarla iletişimlerini artırdığını söylemektedir. Snyder, kızının telefonunda bir izleme uygulaması kullanmanın seks, uyuşturucu, intihar ve arkadaşlar gibi konuları tartışmak için bir başlangıç noktası olduğunu belirtmektedir. Snyder, “Arkadaşlarıyla yaptığı konuşmaları okuduğum için, hayatında neler olup bittiği hakkında anlık konuşmalar yapabiliriz” demektedir. “mSpy’ın yardımı olmadan böyle açık ve saygılı bir ilişkimiz olacağına inanmıyorum” diyerek sözlerine eklemektedir.

Yine de, casus yazılımlarını indiren birçok ebeveynin asıl amacının çocuklarıyla kaliteli görüşmeler yapmak olmadığı söylenebilir. Açıkçası, gizlilik ve kişisel alan, çocukların sağlıklı yetişkinler olmasına yardımcı olmak için önemlidir. Bu mahremiyeti ihlal etmek artık her zamankinden daha kolay olduğu için, ebeveynler bu çizgiyi aştıklarında kendilerine sormaları gereken bazı cevaplanması zor sorular vardır.

kaynak : http://nautil.us/issue/35/boundaries/parents-shouldnt-spy-on-their-kids

çeviren : Başak Bilgin

 

Kitap Önerisi-Zorbalık

Sizler için belirlediğimiz konular üzerinden kitap önerileri yapmaya devam ediyoruz J

Bu yazımızda bahsetmek istediğimiz konumuz zorbalık ve bu konuda çocuklarımıza okuyabileceğimiz kitaplar. Zorbalığı kısaca zorlama yoluyla başkaları üzerinde egemenlik, başka birini istemediği davranışlara zorlama olarak tanımlayabiliriz. Bu davranış durumunun yanlışlığını küçük yaştan itibaren kavramak, sağlıklı sosyal-duygusal gelişime katkı sağlayacaktır. Zorbalık konusunda şimdilik önerdiğimiz iki kitabımız var. Köstebek Kuki ve Kalebozan Karlo.

Kalebozan Karlo’nun yazarı Eva Montanari. Yazarımız State Institute of Art and the
European Institute of Design üniversitelerinden tasarımcı olarak mezun olmuş. Öğrencilik yıllarından beri çocuklar için çizim yapıyor ve aynı zamanda onlar için yazıyor. Yazarın kitapları Almanya, İngiltere, Tayvan gibi pek çok ülkede yayımlanmış, farklı dillere çevrilmiş. Kitabımızı Türkçeye Esin Güngör çevirmiş.

Kitap,farklı ülkelerden gelen çocukların aynı sahilde oynarken yaptıkları eserleri bozan Karlo’nun arkadaşlarına yaptığı zorbalığı konu ediyor.. Karlo tüm çocukların eserlerini bozar ve onları aşağılayıcı sözler sarf eder. Bunun üzerine çocuklar Karlo’dan uzaklaşınca hikayenin seyri değişir. Kitabı dört yaşından büyük çocuklar için uygun. Çocuğunuz ile okurken kitap hakkında konuşmanızı, Karlo’nun yaptığı hatayı ve  değişim sürecini vurgulamanızı öneririz. Keyifli okumalar!

Bahsetmek istediğimiz bir diğer kitap ise Köstebek Kuki. Kitabın yazarı Betül Sayın,1982’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin (bugün Mimar Sinan Üniversitesi) Mimarlık Bölümü’nden mezun. Bugüne kadar çocuklar için pek çok eser resimledi. Yazarın aldığı birçok ödülün yanı sıra,Köstebek Kuki Çocuk ve Gençlik Yayınları  Derneği tarafından 2007 yılında Ey İyi Resimli Öykü Kitabı seçildi.

Köstebek Kuki, ormanda yaşadığı arkadaşlarını üzecek şekilde davranır. En yakın arkadaşı Fare’ye bile onu çok üzecek sözler sarf eder. Tüm bu davranışlarının sonucunda arkadaşları Kuki’den uzaklaşınca hikayenin seyri değişir. Kitabı dört yaş ve üzeri için daha uygun olacağını düşünüyoruz. Keyifli okumalar dileriz!

haberler

Geçtiğimiz günlerde tün dünyayı heyecanlandıran önemli bir gelişme haberi duyuldu. Bir Türk genci yeni bir galaksi buldu! Bilim insanı Burçin Mutlu Pakdil ile yapılan bu eğlenceli röportajı okurken siz de heyecanlanacaksınız !

http://www.5harfliler.com/roportaj-burcinin-galaksisi-fizik-aski-karadeliklere-zaafi-hazir/

Dünya’nın keşfedilen en eski melodisi

http://www.kiyimuzik.com/du%CC%88nyamizin-bilinen-en-eski-melodisi/

Ev ödevleri konusunda yapılan etkileyici bir çalışma ; özetle çocuklar evde ödev yapmasın, oyun oynayıp çocukluklarını yaşasınlar ki bu onlar için daha faydalıdır diyor!

http://www.salon.com/2016/03/05/homework_is_wrecking_our_kids_the_research_is_clear_lets_ban_elementary_homework/

Sizce de çok benzemiyor mu ? J

http://www.nolm.us/cope-atilmis-sofbeni-robot-zanneden-kucuk-cocuk/

Bir müzik enstrümanı çalan kişiler ve çalmayan kişiler arasında yapılan, beyin üretkenliği üzerine çalışılmış bir araştırmayı içeren bir makale ;

https://www.theguardian.com/education/2016/oct/24/want-to-train-your-brain-forget-apps-learn-a-musical-instrument

Ebeveynler çocukları için her zaman en iyisini isteyip, en doğrusunu aktarmaya çalışırlar. Bazen ‘en iyisi olmaya’ o kadar kaptırırlar ki, çocuklarına verebilecekleri zararı fark edemezler bile ! Bu durumun çocuklara olan etkileri üzerine Singapur’da yapılmış bir araştırma haberi ;

http://www.egitimpedia.com/arastirma-kontrolcu-ailelerin-cocuklari-mukemmeliyetci-ve-kaygili-oluyor/

Ülkemizin yetiştirdiği önemli değerlerden biri olan Ceyda Torun, ilk uzun metrajlı belgeseli ‘Kedi’ ile pek çok ödül aldı. Belgeseli  izlerken çocuğunuz ile hoş vakit geçirebilir, mahallenin kedilerinin ışıklar söndükten sonra neler yaptıklarını birlikte keşfedebilirsiniz!

http://www.filmloverss.com/ceyda-torun-un-kedi-belgeseli-amerika-nin-en-cok-izlenen-belgesellerinden-birisi-oldu/

Medya ve internet çocuklar için uygun olmayan pek çok görsel içerik barındırıyor ve onların arasından en etkileyici olanları çizgi filmler. Pek çok çizgi film karakteri çocukları şiddete teşvik eden ve zihinsel gelişimlerini olumsuz yönde etkileyecek davranışlarda bulunuyor.

http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-39404590