Ödev Kültü – Haber Çevirisi

Amerika’nın uygulamaya bağlılığı, bir dereceye kadar bugünün ebeveynlerinin ve öğretmenlerinin bununla büyümesi gerçeğinden kaynaklanmaktadır.

Amerika’nın, ev ödevleriyle uzun bir süredir inişli çıkışlı bir ilişkisi olmuştur. Bir yüzyıl kadar önce, ilerici reformcular ev ödevlerinin çocukları gereksiz şekilde strese soktuğunu savunmuşlardır ve sonrasında bu düşünce yedinci sınıfın altındaki öğrencilere verilen ödevlerde bölgesel seviyede yasaklara sebep olmuştur. Bu ödev karşıtı düşünce, yüzyılın ortalarında ABD’nin Sovyetler Birliği’nin gerisinde kalma korkusuyla ortadan kaybolmuştur (ve bu durum daha fazla ev ödevine yol açmıştır). 1960’larda ve 70’lerde daha açık bir kültürün ev ödevlerini oyunun ve yaratıcılığın gelişmesinin önünde bir engel olarak görmesi ile karşıtlık yeniden gün yüzüne çıkmış, bu da daha az ödeve neden olmuştur. Ancak bu da son olmamıştır: 80’lerde hükümet araştırmacıları, Amerika’nın ekonomik sıkıntılarından dolayı okulları suçlamışlar ve bir kez daha ödevlerin arttırılmasını tavsiye etmişlerdir.

21. yüzyıl şimdiye kadar ödev ağırlıklı bir dönem olmuştur, Amerikalı gençler şimdilerde, kendilerinden öncekilerin 90’larda her gün ev ödevi için harcadıkları zamanın ortalama iki katını ödev yaparak geçirmektedirler. Küçük çocuklardan bile okulu kendileriyle birlikte eve getirmeleri istenmektedir. Örneğin, 2015’te yapılan bir çalışmada, araştırmacıların eve hiçbir şekilde ödev getirmemeleri konusunda hemfikir oldukları anaokulu çocuklarının her gece yaklaşık 25 dakikalarını ödev yaparak geçirdikleri bulunmuştur.

Ancak bu duruma karşı olumsuz bir tepki de var. Birçok çocuk, ebeveynlerine ve öğretmenlerine bahsetmeden, günlük iş yüklerinden dolayı tükenirken, bazı okullar ve bölgeler ev ödevlerinin nasıl kullanılması gerektiğini yeniden düşünüyorlar-ve bazı öğretmenler tamamen ödevsiz devam ediyorlar. Ev ödevleri konusundaki araştırmaları (itiraz edilen araştırmalar oldukları vurgulanmalıdır) gözden geçiriyorlar ve konu hakkında yeniden konuşma zamanı olduğu sonucuna varıyorlar.

San Francisco’nun zengin bir banliyösü olan California Hillsborough, yöntemlerini değiştiren bir bölgedir. Üç ilköğretim okulu ve bir ortaokul bulunan bölge, öğrencilere aileleriyle ve oyunla daha fazla zaman geçirmelerini sağlayacak daha fazla planlanmamış zamana izin veren bir ödev politikasını geliştirmek için öğretmenlerle ve velilerden oluşan panellerle çalıştı. Ağustos 2017’de, ödevlerin “anlamlı” olması gerektiğini ve hafta sonu veya tatil dönüşüne denk gelen ödev bitirme tarihlerinin yasaklanması gerektiğini vurgulayan güncellenmiş bir politika ortaya koydu.

Bölgenin yöneticisi Louann Carlomagno “İlk yıl biraz zorluydu,” diyor. İşlerini çeyrek asırdır benzer bir şekilde yapan öğretmenler için düzenlemenin zaman zaman zorlayıcı olduğunu, ekliyor. Ebeveynlerin beklentileri de ayrı bir sorundu. Carlomagno ayrıca “ikinci sınıf bir öğrencinin bir saatlik ödevinin olmamasının sorun olmadığını fark etmek için – ki bu yeni bir şey” biraz zaman harcadıklarını belirtiyor.

Ancak, ikinci yılın büyük bir kısmı boyunca politikanın pürüzsüz bir şekilde devam ettiği görülüyor. “Ebeveynlerle yaptığım konuşmalara göre, öğrencilerin daha az stresli olduğu görünüyor,” diyor Carlomagno. Bu politika, ayrıca, öğrencilerin devlet standart sınavında geçtiğimiz yıl daha önceki yıllarda olduğu kadar başarılı olmalarına yardım ediyor.

Bu yılın başlarında, Massachusetts, Somerville bölgesi ilk ve orta okulların alabileceği ev ödevi miktarını azaltarak ev ödevi politikasını da yeniden yazdı. Örneğin, altıncı sınıftan sekizinci sınıfa ödevler sadece haftanın iki-üç günü, günde bir saat verilebilecek şekilde sınırlandırılmıştır.

Kızı Somerville’de okula giden Masssachusetts Üniversitesi, Lowell, eğitim profesörü Jack Schneider yeni politikadan genel olarak memnun. Ancak, bunun daha büyük, endişe verici bir düzenin parçası olduğunu söylüyor. “Bunun kökeni, şaşırtıcı olmayan şekilde belli bir demografiden gelen ebeveynlerin genel memnuniyetsizliği,” diyor Schneider. “Orta sınıf beyaz ebeveynler, ev ödevleri hakkında endişeleri üzerine konuşmaya daha meyilli … Kendi fikirlerini dile getirmek için yeterince haklı olduklarını düşünüyorlar.”

Schneider, ev ödevi gibi kabul edilen uygulamalar hakkında tekrar düşünme ve bu tür uygulamaları iyileştirme taraftarıdır, ancak bölgelerin de bu süreçte kapsayıcı olmak için gayret etmesi gerektiğini düşünür. “Neredeyse sıfır orta sınıf beyaz ebeveyninin anaokulundan ikinci sınıfa kadar ödevlerin en iyi nasıl yapılacağı ve aslında çocuklar ve aileleri için ev ve okul arasındaki bağlantıyı nasıl güçlendirdiği hakkında konuşurken duydum,” diyor. Bu ebeveynlerin birçoğu okul toplumuyla zaten bağlı hissettikleri için ödevin faydası gereksiz görünebilir. Schneider, “Ödeve ihtiyaç duymuyorlar” diyor ve ekliyor “bu yüzden onu savunmuyorlar.”

Bu, ödevin düşük gelirli bölgelerde daha hayati olduğu anlamına gelmez. Aslında, bu topluluklarda da farklı, ama aynı derecede zorlayıcı nedenler külfetli olabilir. Iowa’nın küçük Dunkerton kasabasında lisede İspanyolca öğreten Allison Wienhold, son üç yılda ev ödevlerini aşamalı olarak kaldırdı. Düşüncesi şuydu: Bazı öğrencilerinin, ev ödevi için çok az zamanları var, çünkü haftada 30 saat çalışıyorlar veya küçük kardeşlere bakmaktan sorumlular.

Eğitimciler, verdikleri ödevleri azalttıkça veya ortadan kaldırdıkça, öğrenciler için ne kadar ve ne çeşit ödevin en iyi olacağı sormaya değer bir soru haline geliyor. İki gruba ayrılma eğiliminde olan araştırmacılar arasında bu konu hakkında bazı anlaşmazlıklar olduğu ortaya çıkıyor.

İlk grupta Duke Üniversitesi’nde psikoloji ve nörobilim profesörü olan Harris Cooper var. Cooper, 2000’li yılların ortalarında ev ödevi üzerine yapılan bir araştırmayı gözden geçirdi ve öğrencilerin yaptıklarını söyledikleri ödev miktarı ile sınıf içindeki sınav performansları arasında, bir noktaya kadar, korelasyon olduğunu buldu. İnceleme sonucu bulunan bu korelasyon büyük yaştaki öğrenciler için küçük yaştakilere kıyasla daha güçlüydü.

Bu sonuç, eğitimciler arasında genel olarak kabul edildi, çünkü “10 dakika kuralı” ile kısmen uyumluydu. Öğretmenler arasında popüler olan bu pratik kural, uygun ödev miktarının sınıf seviyesi başına bir gün için yaklaşık 10 dakika olduğunu ileri sürer-şöyle ki, birinci sınıfa giden bir çocuk için günde 10 dakika, ikinci sınıfa giden bir çocuk için günde 20 dakika, vesaire, lise öğrencileri için günde iki saate kadar.

Cooper’ın bakış açısına göre ev ödevi, tipik bir Amerikan çocuğu için aşırı derecede ağır değildir. 2014 Brookings Enstitüsü raporunda bulunan “ortalama öğrencinin ev ödevi yükünün arttığına dair yetersiz miktarda kanıt” bulgusuna işaret eder; tespit edilen külfetli miktarda ödev gerçekten var ancak bu diğerlerine oranla nadir. Dahası, raporda, çoğu ebeveynin çocuklarının doğru miktarda ödev aldığını düşündüğü ve verilen ödevin azlığından endişe eden ebeveynlerinin sayısının çokluğundan endişe edenlerinkini geçtiği belirtilir. Cooper, ödevin çokluğu konusundaki endişelerin “en seçici kolejler ve üniversiteler için rekabetçi olma konusunda kaygıları” olan az sayıda topluluklardan gelme eğiliminde olduğunu söyler.

Tamamen ikinci grupta olan Alfie Kohn’a göre önceki üç paragrafta listelenen sonuçların hepsi sorgulanabilir. The Homework Myth: Why Our Kids Get Too Much of a Bad Thing kitabının yazarı Kohn, ödevi “güvenilir bir merak söndürücü” olarak görüyor ve Cooper’ın ve diğerlerinin lehine alıntı yaptıklarına dair kanıtlarla ilgili bazı şikayetleri var. Kohn, diğerlerinin yanı sıra, Cooper’ın 2006’daki meta-analizinin nedensellik oluşturmadığını ve merkezi korelasyonunun çocukların (potansiyel olarak güvenilir olmayan) ev ödevi yaparken ne kadar zaman harcadıklarına dair kendi beyanlarına dayandığını belirtti. (Kohn’un konu hakkındaki verimli yazısı başka birçok metodolojik hata olduğunu iddia etmektedir.)

Aslında, diğer korelasyonlar ev ödevlerinin yardım edemeyeceği zorlayıcı bir durum ortaya koymaktadırlar. Öğrencileri düzenli olarak Amerikalı çocukları standart sınavlarda geride bırakan bazı ülkeler, Japonya ve Danimarka gibi, çocuklarını daha az okul çalışmasıyla eve gönderirken, Tayland ve Yunanistan gibi ABD’den daha çok ev ödevi yükü olan öğrenciler sınavlarda daha geride kalmaktadırlar. (Elbette, uluslararası karşılaştırmaları etkileyen birçok faktör olabilir, çünkü eğitim sistemlerindeki ve toplumlardaki pek çok faktör öğrencilerin başarısını şekillendirebilir.)

Kohn ayrıca başarının genel olarak değerlendirilme şeklini de ele alır. “Eğer tek istediğiniz şey çocukların kafalarını gelecek hafta unutacakları yarınki sınavın gerçekleriyle doldurmaları ise, evet, eğer onlara daha fazla zaman verirseniz ve geceleri çok sıkı çalışmalarını sağlarsanız puanlarını arttırabilirsiniz,” der. “Ama düşünmeyi veya öğrenmekten zevk almayı bilen çocuklarla ilgileniyorsanız, ev ödevi sadece etkisiz değil, aynı zamanda ters etkilidir.”

Endişesi bir şekilde felsefidir. Kohn, “Ev ödevi uygulaması, çocukların okul günlerinin çoğunda çalışmasının yeterli olmadığı noktasında, sadece akademik gelişmenin önemli olduğunu varsayar,” diyor. Peki ya ev ödevlerinin aile ile geçirilen kaliteli zaman üzerindeki etkisi nedir? Bilgiyi uzun süreli olarak akılda tutma üzerindeki etkisi? Eleştirel düşünme becerileri üzerindeki? Sosyal gelişme üzerindeki? İlerideki hayatındaki başarı üzerindeki? Mutluluk üzerindeki? Araştırma bu sorular üzerinde sessiz.

Diğer bir problem ise araştırmanın, ev ödevlerinin niteliğinden ziyade niceliğine odaklanma eğiliminde olmasıdır, çünkü nicelik, niteliğe kıyasla çok daha kolay ölçülür. Uzmanlar genel olarak bir ödevin özünün önemli olduğu (ve birçok ev ödevinin işe yaramaz bir iş olduğu) konusunda hemfikirdir, ama en iyisi için herkesi kapsayan bir kural yoktur-cevap genellikle belli bir müfredata ve hatta öğrencinin kendisine özgüdür.

Ödevin faydalarının çok dar bir şekilde tanımlandığı (ve o zaman bile itiraz edildiği) göz önüne alındığında, çok fazla ev ödevi vermenin bir sınıf varsayılanı olması ve daha fazla ödev vererek daha zenginleştirici bir ortam oluşturmak biraz şaşırtıcıdır. Ev ödevlerinin öğrencilerin öğrenmesine yardımcı olup olmadığı ile ilgisi olmayan bir dizi şey bu durumu korumaya devam etmektedir.

Massachusetts’deki ebeveyn ve profesör Jack Schneider, uygulamanın nesille ilgili ataletini göz önünde bulundurmanın önemli olduğunu düşünüyor. “Devlet okulunda okuyan öğrencilerin velilerinin büyük çoğunluğu devlet eğitim sisteminden mezun,” diyor. “Dolayısıyla, meşru olan şey hakkındaki görüşleri, zaten görünürde eleştirecekleri sistem tarafından şekillendirildi.” Diğer bir deyişle, birçok ebeveynin ödevlerle olan kendi geçmişi, aynı şeyi çocukları için de beklemelerine neden olabilir ve bundan daha az olan herhangi bir şey genellikle okulun veya öğretmenin yeterince özenli olmadığının bir göstergesi olarak anlaşılır. (Bu, birçok ebeveynin çocuklarına doğru miktarda ev ödevi verildiğini düşünmesi bulgusuyla kuvvetli bir şekilde alakalıdır- ve bu durumu karmaşıklaştırmaktadır.)

Vanderbilt Üniversitesi’nin Peabody Koleji’nde eğitim profesörü olan Barbara Stengel, eğitim sistemine ev ödevlerini ezbere dayalı ve heyecan verici olmayan şekilde tutmaya devam ediyor olabilecek iki gelişme ortaya koydu.  Birincisi, son birkaç on yılda, birçok devlet okulunun kararına hitap eden ve öğretmenlerin daha yaratıcı ev ödevleri denemelerini engelleyen standart testlere verilen önem. “Bunu yapabilirler, ancak yapmaktan korkuyorlar, çünkü her gün test puanları hakkında baskı görüyorlar” diyor Stengel.

İkincisi, öğretmenlik mesleğinin, görece düşük maaşı ve otonomi eksikliği ile, eğitimin diğer yönlerini olduğu kadar ev ödevini de yeniden şekillendirebilecek bazı insanları kendine çekmek ve desteklemek için mücadele ettiğini, belirtmektedir. “Ev ödevlerinin daha az ilginç olmasının sebebi kısmen, gerçekten bunun sınırlarını zorlayan kişilerin birçoğunun artık öğretmenlik yapmıyor olması” diyor.

Stengel, “Genel olarak, konu ev ödevi olduğunda hayal gücümüz yok,” diyor ve öğretmenlerin ödevleri gerçekten öğrencilerin ilgisini çekebilecek bir şey haline getirmeleri için zamanları ve kaynakları olmasını diliyor. “Eğer okuyan çocuklarımız olsaydı-herhangi bir şey, spor sayfası, okuyabilecekleri herhangi bir şey-bu olabilecek en iyi şey olurdu. Eğer hayvanat bahçesine giden çocuklarımız olsaydı, eğer okuldan sonra parka gidecek çocuklarımız olsaydı, eğer bütün bunları yapabilecek çocuklarımız olsaydı, sınav puanları artardı. Ama yok. Eve gidiyorlar ve düşüncelerini genişletmeyen ödevler yapıyorlar.”

“Kaşif”, Mike Simpson’ın öğrencilerinin yapmasını istediği ev ödevi türlerini tanımlarken kullandığı bir kelimedir. Simpson, 2017 yılında Lancaster, Pennsylvania’da açılan küçük bir özel lise olan Stone Independent School’un müdürüdür. “Bir buçuk yıl önce bir okula başladığımız için şanslıydık,” diyor Simpson, ” bu yüzden çalışma kağıtları vermeyeceğimizi, tekrar ettirmek için problemler vermeyeceğimizi söylemek kolay oldu.” Örneğin, yarım düzine öğrenci kısa bir süre önce kampüste 25 metrelik bir mancınık inşa etti.

Simpson, öğrencilerin evde yapmak zorunda oldukları şeylerin genellikle okulun en az doyurucu kısmı olmasının bir utanç olduğunu düşündüğünü söylüyor: “Öğrencilerimizin bir salı gecesi saat 11’de yaptıkları işle, hayatlarının olmasını istedikleri şekli arasında bir bağlantı kuramadıkları noktada keçileri kaçırdığımızı düşünüyorum.”

Sınıflarında ev ödevlerinde değişiklikler yapan diğer öğretmenlerle konuştuğumda bazı pişmanlıklar duydum. Brandy Young, Teksas, Joshua’da ikinci sınıf öğretmeni, üç yıl önce evde yapılmak üzere çalışma kağıtları vermeyi bıraktı ve onun yerine öğrencilerinden her gece 20 dakikalık keyifli bir okuma yapmalarını istemeye başladı. Sonuçlardan memnun olduğunu söylüyor ama komik bir şeyde fark etmiş. “Bazı çocuklar” diyor, “ev ödevi yapmayı çok seviyor.” Öğrencilerin gönüllü olarak çekmeleri için bir ev ödevi kutusu koymaya başlamış-çünkü ya ek bir zorlayıcı ya da evde zaman geçirmek için bir şey istiyorlar.

Chris Bronke, Chicago Downers Grove banliyösünde bir lise İngilizce öğretmeni, bana benzer bir şey söyledi. Bu okul yılında birinci sınıf öğrencileri için ev ödevlerini kaldırmış ve şimdi öğrencilerin ders süresince çoğunlukla kendi başlarına ya da küçük gruplar halinde çalışmalarına izin veriyormuş. Her gün ne çalışacaklarına genellikler kendileri karar veriyorlarmış ve Bronke öğrencilerin zamanlarını yönetmesine hayran kalmış.

Aslında, bazıları ya özellikle ilgili oldukları için, ya okul dışında biraz daha derin düşünmeyi tercih ettikleri için veya bir sonraki güne, diyelim ki, biyoloji sınavına hazırlanmaya ihtiyaç duydukları için ev ödevleri için isteyerek zaman harcıyorlar. “Eğitimin öğrencilere gerçekte ne deneyim ne de uygulama sağlayabileceği zamanları hakkında anlamlı karar verme işini yapabiliyorlar,” diyor Bronke.

Ödeve boğulmuş olanlar tarafından sunulan tipik bir reçete daha az ev ödevi verilmesidir-fazlasını çıkartmak için. Ama belki de, çoğu sınıf için, daha kullanışlı bir yaklaşım öğretmenler ve öğrenciler sınıftaki öğrenmeyi ilerletmenin gerçekten gerekli olduğuna inandıkları zaman ev ödevi oluşturmak olacaktır-hiçbir şey olmadan başlamak ve gerekli oldukça ekleme yapmak.
Kaynak : https://www.theatlantic.com/education/archive/2019/03/homework-research-how-much/585889/?utm_source=pocket&utm_medium=email&utm_campaign=pockethits

İngilizce Aslından Çeviren : Nazan Yıldırım

Şiddet ve Çocuk

DAYAK CENNETTEN ÇIKMA MIDIR?

             Genç nüfus oranı yüksek bir ülke Türkiye, yani çocuk sayısı çok fazla. Peki çocuklarımızı yetiştirme konusunda ne kadar iyiyiz? Çocuklarımıza nasıl davranmamız gerektiğini ne kadar biliyoruz? Gerek ülkenin kültürel geçmişine gerekse de toplumdaki ebeveyn-çocuk ilişkilerine baktığımızda ne yazık ki çocuğa şiddet hala belirgin şekilde görülmekte. 2014 yılında yapılan Türkiye’de 0-8 Yaş Arası Çocuğa Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması sonuçları 0-8 yaş grubu çocukların %23’ünün aile içi fiziksel şiddete maruz kaldığını göstermektedir. Yani birnevi “Dayak cennetten çıkmadır” halkımızın gözünde. Peki şiddetin herhangi bir olumlu etkisi var mı ve çocuk gelişimi üzerindeki etkisi nelerdir?

Şiddet, araştırmalara konu olmuş ve üzerine birçok değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan çalışmaların hiçbirinde dayağın uzun vadede olumlu bir etkisi görülmemiştir. Tek etkisi kısa vadede çocuğu sindirmekten ibarettir. Bunun yanı sıra çocuk üzerinde fazlasıyla olumsuz etkisi görülmektedir. 2009 yılında Lansford ve ekibi tarafından yürütülen bir araştırma, şiddetin uzun vadede ebeveyn ve çocuk ilişkisini körelttiğini göstermektedir. Şiddetin doğal bir sonucu olarak, ebeveyn çocuk için zorba bir figür haline gelebilir ve aralarındaki bağlılığın güvensizleşmesine neden olup birbirlerinden uzaklaşmalarına yol açabilir. Aynı araştırmaya göre, şiddet çocuğun etik ve ahlak kurallarını içselleştirme yetisini de köreltmektedir. Yani çocuk bir hatası için şiddete maruz kaldığında doğru olanı öğrenmek yerine sadece o anlık denildiği için yapmaktadır. Yalan söylediği için dayak yiyen bir çocuk, neden dürüst olması gerektiğini öğrenememektedir! Birinin canını yaktığında dayak yediği için şiddetin neden kötü olduğunu da anlayamayacak, aksine şiddet eğilimi pekişmiş olacaktır. 

Şiddet gören çocuğun öğrenmesi en muhtemel şey şiddet uygulamaktır. Üzüm üzüme baka baka kararır derler, bu çocukluk dönemi için oldukça doğru. Hayatlarının ilk anlarından itibaren çocuklar çevrelerini izler ve taklit eder. Elbette bu şiddet için de geçerli. 1994 yılında Strosberg ve ekibinin yaptığı araştırma, şiddete uğrayan çocukların, uğramayanlara kıyasla çok daha fazla agresif ve antisosyal davranış sergilediğini göstermektedir. Evde şiddeti öğrenen ve de yediği dayağı hazmedemeyen çocuk akranlarına ve çevresine yansıtmaktadır. Şiddete olan eğilim aynı zamanda arkadaş ortamını da etkilemekte olup çocuğun suç ve bağımlılıklara yönelimini de artırmaktadır.

Şiddetin en kötüsü ve geri dönüşü zor olanı sıklıkla uygulananıdır. Artık biliyoruz ki küçük yaşlarda aile içi şiddete maruz kalmak, birçok psikolojik problemin nedeni olabilir. Sık sık şiddet gören bir çocuğun ilerleyen yaşlarda depresyon yaşaması olasıdır. Benzer şekilde çoklu kişilik bozukluğu dediğimiz psikolojik durumun en önemli nedenlerinden biri çocuklukta maruz kalınan şiddet ve tacizdir. Bir araştırma kapsamında neden dayağa başvurulduğu ailelere sorulduğunda, en belirgin gerekçelerden biri “Bazen kendime hakim olamıyorum” olmuştur. Yetişkinler olarak, kendimize hakim olamadığımız o anların nelere yol açabileceğinin farkında olmalıyız.

Şiddetin öğretmekte hiçbir etkisi bulunmadığına göre, çocuğa yaklaşım nasıl olmalıdır? Bunu birkaç önemli maddede inceleyebiliriz. En önemlisi çocuğumuza sınırlar koyarken, nedeni de açıklamalıyız. Çocuk o şeyi neden yapması gerektiğini anlasın ki uygulamak için sebebi olsun. Bu sınırları koyarken ise tutarlı olmak çok önemlidir. Eğer çocuğumuzdan yemekten önce dondurma yememesini istiyorsak nedenini açıklamalı ve sonrasında da aynı şeyi beklenmeli. Bir akşam uyarıp ertesi akşam yemekten önce yemesine izin verilmesi durumunda, çocuk tekrar yasakladığınızda bunu anlayamayacaktır. Ebeveyne düşen diğer sorumluluk da kendi kuralına uymaktır. Yani çocuktan beklediğimiz şeyleri kendimizin de yapıp uygulamalı öğretmesi en etkili yöntemdir. Elbette çocuktan yapmasını istediğimiz bu şeyler, çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Bu sadece koyduğumuz sınırlar için değil, beklentilerimiz için de geçerlidir. 4-5 yaşında bir çocuk elbette koşup oynayacaktır; misafirlikte bu yaştaki çocuktan uslu uslu oturmasını beklemek, altı boş ve anlamsızdır. Çocuğumuzu girdiğimiz ortamlara uyum sağlamaya zorlamak haksızlık olabilir, bazen de çocuğun yaşı dikkate alınarak biz çevre seçmeliyiz. Mesela arkadaşımızın evine misafirliğe gitmek yerine, onunla dışarıda bir parkta buluşup çocuk içinde gereken ortamı sağlamış oluruz.

Çocuktan bir şey isterken evet-hayır sorularından kaçınmalıyız. Lahana yer misin demek yerine lahana mı yemek istersin yoksa brokoli mi diye sormak daha işlevseldir. Zaten bu şekilde sorunca o kendi lahanayı seçecektir :D. Seçim şansımız olmayan durumlarda ise, doktora gitmek gibi, çocuğa dürüstçe açıklama yapmak önemlidir. Hastaneye giden çocuğu sana şeker alacağım gibi şeylerle kandırmamalıyız. Çocuğun neyle karşılaşacağına dair fikri olduğuna, bu duruma kendini hazırlaması daha kolay olacaktır. Son olarak da olumsuz davranışı şiddetle cezalandırmak yerine, olumlu davranışları ödüllendirmeliyiz. Bu şekilde davranmamız çocuğu olumluya yönelmeye teşvik edecektir. Lakin bu ödüllendirme rüşvet şeklinde olmaması önemlidir. Her istediğimizi rüşvetle yapmasını sağlamak, rüşveti kestiğimizde, söyleneni ciddiye almamasına yol açacaktır.

Dikkat edilecek birkaç detay yeterli olacakken, kontrolsüz davranıp şiddete başvurmamalıyız. Madem çocuklar aileler için çok önemli ve genç nüfusumuz bu denli yüksek, çocukları uygun yöntemlerle yetiştirmenin de aileye düştüğünü unutmamalıyız. Bilimin gelişmesiyle beraber konuya dair araştırmalar yapılmış ve hala da yapılmaktadır. Şiddetin olumsuzluğu tekrar tekrar gözler önüne serilirken, bizler de bu bilgiler ışığında kendimizi geliştirmeli, şiddetten uzak yöntemleri tercih etmeliyiz.

Mahmut Kurupınar

 

Ayrıca değerli biliminsanı Sayın Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın şiddet ve çocuk hakkındaki düşüncelerini içeren bu röportaj linkini de okumanızı öneririz.

Röportaj Linki;

https://www.ajanshaber.com/dayakla-buyuyen-erkek-cocuk-dayak-atan-adam-oluyor-haberi/168213

 

 

 

Kitap Sepeti 2

Merhabalar, size bahsetmek istediğimiz yeni kitabımız bir masal seçkisi. ‘Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var’ ve ‘Bebeklerin Ulusu Yok’ gibi önemli eserlerinden tanıdığımız, değerli şair ve yazar Ataol Behramoğlu’nun derlemesiyle oluşan dünya masalları seçkisi. Kitap, farklı kültürlerden halk masallarının toplanması ve aslında sadık kalınıp, şairane oynamalarla dilimize kazandırılması sayesinde oluşmuş. Çocuklarınıza uyumadan önce keyifle okurken, sizin de dünya medeniyetleri hakkında farklı fikirler edineceğinize eminiz 😊 Keyifli okumalar!

 

Film Önerileri

Film izlemeyi pek çoğumuz severiz. Bu yazımızda ve benzer yazılarda, çocuklarınız ile izlerken de keyif alacağınız bazı filmlerden bahsetmek istiyoruz. Seçtiğimiz filmlerin çocuk gerçekliği ile uyumlu, kaliteli filmler olmasına dikkat ederken aynı zamanda ebeveynler için de sıkılmadan izlenebilecek filmler olmasına özen gösterdik. Keyifli seyirler ! Sizin de aklınıza izlemeye fırsat bulduğunuz ve paylaşmaya değer gördüğünüz filmler olursa lütfen bize iletin.

Filmlerden bahsetmeye başlamadan önce şunu hatırlatmakta fayda var, yaş küçüldükçe odak süremiz düşer. 0 – 6 yaş dönemindeki bir çocuğun bir buçuk saatlik bir filmi izlemesini beklemek doğru değildir. Önerdiğimiz filmler daha çok on yaş ve üzeri çocuklar için daha uygun filmler.

Bahsetmek istediğimiz ilk film ‘Oyunbozan Ralph’. Ralph bir konsol oyununun anti kahramanı. Görevi, oyundaki binaları yıkmak ancak Ralph bu görevinden dolayı oyundaki diğer karakterler tarafından hiç sevilmiyor ve dışlanıyor. Bu yalnızlıktan çok sıkılan Ralph, bir gün oyunu bırakıyor ve konsolun dışındaki dünyayı keşfediyor. Tesadüfen girdiği başka bir konsoldaki karakterler ile tanışmasıyla, Ralph için yepyeni bir macera başlıyor.

Animasyon bir film olan Oyunbozan Ralph, aslında bir dostluk ve dönüşüm hikayesi. Ralph’in macerasında karşısına çıkan Vanellope ile hem kendinin farkına varıyor hem de en yakın dostunu yok olmaktan kurtarıyor. Filmin içindeki önemli dönüşüm noktalarını ve karakterlerini, filmi izledikten sonra tartışmak oldukça keyifli olacaktır. Bu sohbet sırasında, aile bireylerinin birbirlerinden hem farklı hem de benzer olarak dikkat etikleri noktaları beraber keşfetmek, aile bağlarına olumlu bir katkı yapabilir 🙂 İyi seyirler !

 

Bir diğer film ise ‘Komşum Totoro’. Yayınlandığı günden sonra çok kısa bir sürede, dünya çapında en çok izlenen filmlerden biri haline gelen Totoro, çocuk gerçekliği ve hayal dünyası ile de oldukça uyumlu filmlerden. İki kardeşin, taşındıkları evlerinin etrafındaki gariplikleri fark etmeleri ile başlayan hikayenin sonunda bu iki kardeş, tatlı ve düşünceli bir dost ediniyorlar.

 

Temelinde bir dostluğun ve güvenin anlatıldığı filmde ana karakterin cesur bir kız çocuğu olması, yaşadığımız toplumda, küçük yaşlardan itibaren çok fazla baskıya maruz kalarak yetişen kız çocukları için güzel bir rol model olacaktır. yönetmeni Hayao Miyazaki. Bugüne kadar pek çok ödül elde etmiş yönetmenin, çocuklar, filmler ve yetişkinler hakkında söylediği şu hoş sözü sizinle paylaşmak istedik : ‘Çocuklar için yapılmış ve yetişkinler için yapılmış filmler arasındaki en büyük fark : Çocuklar için yapılmış filmlerde her zaman yeni bir başlangıç vardır , fakat yetişkin filmlerinde ; bir şeyleri değiştirmek için yeni bir yol yoktur. Ne olmuşsa, olmuştur.

Keyifli seyirler 🙂

Ebeveynler Çocuklarını Gizlice Gözetlememeli

 

Çocukların özel hayatını ihlal etmeyi kolaylaştıran uygulamalar, durdurulmuş gelişmeye sebep olmaktadır.

 

KIRSTEN WEIR, 14 NİSAN 2016

                Washington, Spokane yakınlarında yaşayan bir muhasebeci olan Mandie Snyder, son iki yıldır kızını “gözetliyor”. mSspy olarak bilinen kullanışlı bir teknoloji aracıyla Snyder, 13 yaşındaki kızının mesajlarını, fotoğraflarını, videolarını, indirdiği uygulamaları ve tarayıcı geçmişini inceleyebiliyor.

Bunun için hiçbir şekilde özür dilemiyor. Geçen yaz kızının, erkek arkadaşına cinsel birliktelik planları için mesaj attığını keşfettiğinde son anda müdahale edebildiğini söyledi. Snyder, “Ben kızımın yaşındayken çok daha saftım. Bugünün dünyasında sosyal olarak etkileşim kurmanın çok fazla yolu olduğunu ve sebebinin bu olduğunu biliyorum” diyerek ekledi. “Bir gencin ebeveyni olarak, bu teknoloji çağı beni korkutuyor.”

Ancak teknoloji, gençlerin başlarını belaya sokması için korkunç yeni yollar sunarken, ebeveynlere de çocuklarının her hareketini izlemek için yeni yollar önermektedir.

ANNEM VE BABAM BENİ İZLİYOR: Bazı çocuk psikologları, çocukları sosyal medya sitelerinde, mSpy gibi uygulamalarla gizlice takip etmenin özel hayat ihlali olduğunu ve çocuğa zarar verdiğini söylemektedirler.

Anne-babalar; mSpy, Teen Safe, Family Tracker ve benzerleri gibi izleme teknolojileriyle çocuklarının aramalarını, mesajlarını, sohbetlerini ve sosyal medya paylaşımlarını izleyebilmektedir. Bir çocuğun (ve telefonunun) seyahat ettiği her konumun haritalarını görüntüleyebilmektedir. Örneğin, Mama Bear adlı bir uygulama, çocukları arabada çok hızlı seyahat ederse, ebeveynlere uyarı göndermektedir.

Ancak koruma ile takıntı arasında ince bir çizgi vardır. Yeni dijital gözetleme araçları, ebeveynleri bir ikileme sokmaktadır. Ergenlik, çocukların kendi kimliklerini geliştirebilmek için gizliliğe ve bireysel alana ihtiyaç duydukları kritik bir zamandır. Çocuklarının hareketlerini izlemek ebeveynler için dayanılmaz olabilir. Ancak, çocuklarının kişisel hayatlarının karanlık köşelerine sızmak anne-babalara cazip ve de çekici gelmesi, gözetleme işleminin iyi olmaktansa zarar verici olduğuna dair bir kanıt olabilir.

Geleceği göz önünde bulundurarak, ebeveynliğin amacı sağlıklı ve kendine yeten bir birey yetiştirmektir. Oberlin Kolejinde gelişimsel bir psikolog olan Nancy Darling, “Sağlıklı özerklik geliştirme süreci çocuklar sizden kaçabildiği anda başlıyor” demektedir. “Ebeveynlik konusunda zor olan şey, çocuğun bağımsızlık isteğini kendi güvenlik endişelerimiz ile dengelemektir” diyerek eklemektedir.

Özel hayatın gizliliği, kendi kendine yeterliliği geliştirmenin önemli bir parçasıdır. Hong Kong Çin Üniversitesi’nde ergen gelişimi üzerine çalışan bir sosyal psikolog olan Skyler Hawk, “Mahremiyeti deneyimleme becerisi, muhtemelen kültürün ötesine geçen temel bir insani ihtiyaçtır” demektedir. Ergenlik döneminde, çocukların beyinleri, bedenleri ve sosyal hayatları hızla değişmektedir. Hawk ayrıca, kimlikleri ve kendilerini ifade ederek tecrübe ettiklerinde, bunu anlayabilmek için biraz alana ihtiyaç duyduklarını söylemektedir.

İndianapolis’te Indiana Üniversitesi-Purdue Üniversitesi’nde iletişim çalışmaları profesörü ve İletişim Gizlilik Yönetimi Merkezi yöneticisi olan Sandra Petronio, gizliliğin ergenler için sadece önemli olmadığını söylemektedir. Aynı zamanda onların görevi olduğunu “Bir ergenin temel işi birey olmak, ebeveyn tarafından kontrol edilmekten uzak durmaktır. Bunu başarabilmelerinin çok net bir yolu vardır, bu da özel alan talep etmeleridir “diyerek ifade etmektedir.

Petronio, çocukların gizliliğine müdahale etmenin ebeveyn-çocuk ilişkisine zarar verdiğine dair önemli kanıtlar bulunduğunu belirtmektedir. “Ebeveynler çocuklarını gizlice gözetlediklerinde güvensizlik gösterirler” demektedir. “Kontrol etmek için bu istek, gerçekten ilişkiye zarar veriyor” şeklinde eklemektedir.

Bir ebeveynin gözetleme arzusu, çocuklarını güvende tutmaktansa kendi endişesini azaltmaya yönelik istekle daha fazla alakalı olabilir.

         Hawk, gizlice casusluk yapmanın uzun süre gizli kalmayacağını da sözlerine eklemektedir. Birçok çocuk teknoloji konusunda ebeveynlerinden daha bilgilidir. Çocukların bu izleme uygulamalarını keşfedip, sistemi nasıl çökerteceklerini kısa sürede çözme olasılığı yüksektir. Örneğin, sınıflarından çıktıkları sırada konumlarını izleyen telefonlarını dolaplarına bırakabilir veya ikinci bir (gizli) Instagram hesabı kurabilirmektedirler.

Çocukların anne-babalarına güvenebileceklerini hissetmediklerinde daha da gizli davranmaları hiç de şaşırtıcı bir durum değildir. Hawk, bu etkiyi, bireycilik ve özerklik hakkındaki duyguların Birleşik Devletlerdekilere benzediği Hollanda’daki üçüncü sınıf öğrencilerinin bir örneğinde görmüştür. Araştırmacılar, çocuklara ebeveynlerinin gizliliklerine saygı duyup duymadıklarını sormuş, bir yıl sonra, meraklı ailelerin çocuklarının daha gizli davranışlar sergilediğini ve ailelerinin, diğer ebeveynlere kıyasla çocuklarının neler yaptıkları, arkadaşları ve nerede oldukları hakkında daha az bilgi sahibi olduklarını söylemiştir.

Hawk, “Zaman içinde çocukların özel hayatı ihlal edildikçe gizliliğe daha da yöneldiklerini gözlemleyebiliriz” demektedir. “Ebeveynler çok fazla müdahaleci davranırlarsa, sonuçları kendi aleylerine olacaktır” diyerek eklemektedir.

Bir çocuğun yeterli kişisel alanı olmadığında, kötüye giden tek şey ebeveyn-çocuk ilişkisi değildir. Çocukların gizlilikleri işgal edildiğinde, uzmanların “içselleştirme” olarak adlandırdıkları anksiyete, depresyon ve içine kapanma gibi akıl sağlığıyla ilgili problemlerin olduğu davranışlar ortaya çıkabilmektedir. Temple Üniversitesi’nde psikoloji profesörü ve ‘Fırsat Çağı: Ergenliğin Yeni Biliminden Dersler’ kitabının yazarı Laurence Steinberg, “Aşırı müdahaleci ebeveynlerle büyüyen çocukların, bağımsız çalışabilme yeteneklerine olan güvenlerini kısmen zayıflattığından zihinsel sağlık sorunlarına duyarlı olduklarını gösteren birçok araştırma vardır” demektedir.

Ebeveynler çocuklarına kendi kararlarını verebilmeleri için mahremiyet sağlamazlarsa, çocuklar bu kararlardan bir şeyler öğrenme şansına sahip olamazlar. Rochester Üniversitesi’nde ergen-ebeveyn ilişkilerini araştıran bir psikoloji profesörü olan Judith Smetana, ailelerin çocuklarına rehberlik etmek ve onları korumak gibi bir yükümlülüğü olduğunu, ama ergenliğin sınırları test etme zamanı olduğunu söylemektedir.

Alkol tüketimini örnek olarak ele alalım. Smetana “Ergenlikte içki içmeyi deneyen fakat ağır içki alışkanlığı olmayan çocuklar, hiç denemeyenlerden psikolojik olarak daha sağlıklı olma eğilimindedir” demektedir. “Çocukların içki içmesine göz yummak istemiyorum, ama bunun bir tecrübe olduğunu biliyoruz” diyerek eklemektedir. “Ergenliğin doğası budur.”

Ebeveynler özel hayat gizliliğinin öneminin farkında olduklarında bile sınırları belirlemek çok zor bir iştir. Princeton Üniversitesi’nde bir sosyolog ve 2014 yılında çıkan “Parentoloji” kitabının yazarı Dalton Conley, bu sınırın tek bir sosyo-ekonomik tabakada ya da tek bir mahallede bile, her bir aile için farklı göründüğünü söylemektedir. Conley, bir konferansta profesyonel bir meslektaşının genç kızına bir dadı kamerayla casusluk yaptığını öğrendiğinde çok şaşırdığını belirtmiştir. Aynı zamanda, nerede olduğunu ve ne satın aldığını öğrenmek için kendi çocuğunun banka kartının hesap özetlerini kontrol etmekten çekinmediğini öğrendiğini de söylemiştir. “Ebeveyn gözlem teknolojisi çok hızlı gelişti, neyin kabul edilebilir neyin kabul edilemez olduğuna dair bir ilke yok” diyerek eklemiştir.

Ebeveynler çocuklarını gizlice gözetlediklerinde güvensizlik gösterirler. Kontrol etmek için bu istek, gerçekten ilişkiye zarar veriyor.

         Darling de bağımsızlık ve gizlilik arasındaki çizgiyi geçenlerden biridir. Çocuklara sağlıklı bir özerklik geliştirme alanı sağlamak gerektiğini savunduğu kadar, o da çok endişeli bir ebeveyndir. Küçük oğlundan, “iPhone’umu Bul” özelliğini açmasını istemiştir, böylece ona ulaşamama durumunda istediği gibi takip edebilecektir. Büyük oğlu, kolejden bir gece eve gelmediğinde “Kız arkadaşını arayabilmek için cep telefonu kayıtlarına girdim” diye itiraf etmiştir. “Oğlum bu konuda çok sinirlendi, ancak gecenin 3’üydü ve çok endişelenmiştim” diyerek sözlerine eklemiştir.

Darling’e göre çocuklar, ebeveynleri konuşmalarını gizlice dinleyerek ya da mesajlarını okuyarak kişisel meselelerine karıştıklarında özel hayatlarının işgal edildiğini hissetmektedirler. Ancak birçok çocuk, ebeveynlerinin uyuşturucu kullanımı ve çocuklarının okuldan sonra nereye gittiklerini bilmek gibi güvenlik konularında kural koymak gibi meşru otoritesinin bulunduğunun farkındadırlar. Darling “Ebeveynlerin çocuklarının nerede olduğunu bilmeleri gerekir” demektedir.

Ancak güvenlik konularının ne olduğu ve sınırlarının nasıl belirleneceği tam olarak bilinmemektedir. Birçok toplulukta, çocuk olmak için güvenli bir zamandır. FBI verilerine göre, 1993 ile 2011 yılları arasında şiddet suçu oranı yüzde 48 oranında düşmüştür. Çocuk ölüm hızı da azalmaktadır. Aynı zamanda kayıp çocuk rapor kayıtları da düşmektedir.

Yine de bazı uzmanlar, çocukları yakından izlemek için yapılan kültürel baskıların, hiç bu kadar fazla olmadığını belirtmektedir. Çocuklarının okula yalnız başlarına gitmelerine veya parkta onları kollayan biri olmadan oynamalarına izin vermeleri nedeniyle tutuklanan anne ve babaların sayılarının artması buna kanıt oluşturmaktadır.

Birçok uzman, bu değişimin sürekli olarak kaçırma ve tehlikeyle ilgili haber başlıkları sunan modern medya yüzünden olduğunu düşünmektedir. Petronio, “Medya korkuyu arttırdı ve bu korku çocuk, genç ve hatta genç erişkinlerde kısıtlamalar yapılmasına sebep oluyor” demektedir. “Medya, çocukların yeteneklerinin gelişimini zayıflatma potansiyeline sahiptir, oysa gençlerin birer bağımsız yetişkin olması gerekmektedir” şeklinde sözlerine eklemektedir.

Elbette, tehlikeli semtlerde yaşayan çocuklar da vardır. Sıkı ebeveyn gözlemi bu gibi çocuklar için daha faydalıdır. Örneğin, Virginia Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından yapılan bir araştırmada, orta sınıf mahallelerde “düşük riskte” olduğu belirlenen, annelerinin özerkliklerini ihlal ettiği çocukların ebeveyn ilişkilerinin kötüleştiği ve yaşıtları ile anlaşamadıkları ortaya çıkmıştır. Ancak düşük gelirli, yüksek riskli ailelerde yaşayan çocukların, anneleri daha otoriter olduklarında, onlarla ile daha iyi ilişkiler gösterdikleri ve daha az sorunlu davranışlar sergiledikleri bildirilmiştir.

Ancak birçok toplulukta, bir ebeveynin gözetleme arzusu, çocuklarını güvende tutmaktansa kendi endişesini azaltmaya yönelik istekle daha fazla alakalı olabilmektedir. Petronio “Asıl önemli olan, belirsizlik konusunda az hoşgörü sahibi olduğunuz için, öğrenme ihtiyacınızı karşılamaya çalışırken çocuğunuza daha iyi kararlar vermeyi öğrenmeleri için bir fırsat vermiyorsunuz” demektedir.

Hawk’un araştırması, çocuklarını gizlice gözetleyen anne-babaların, ebeveynlik yeteneklerine daha az güven duyduğu, çocuklarıyla olan ilişkileri ve çocuğun davranışları konusunda daha fazla endişe duyduklarını göstermektedir. “Araştırmama dayanarak söyleyebilirim ki gizlice gözetleme çocuğun olduğu kadar ebeveynin uyumluluğu hakkında bize bilgi vermektedir” diyerek eklemektedir.

Psikologlar, sınırları sağlıklı bir şekilde belirleme konusunda iyi iletişimin önemli olduğunu ve ebeveynleriyle daha fazla paylaşmayı seçen çocukların daha iyi uyum gösterme eğiliminde olduklarını söylemektedir. Hawk, “Sonuçta, çocuğunuzla ilgili neler olduğunu öğrenmenin en iyi yolu onlara neler olduğunu anlatmaktır.” demektedir.

Bazı ebeveynler, çocuklarını gözetlemenin onlarla iletişimlerini artırdığını söylemektedir. Snyder, kızının telefonunda bir izleme uygulaması kullanmanın seks, uyuşturucu, intihar ve arkadaşlar gibi konuları tartışmak için bir başlangıç noktası olduğunu belirtmektedir. Snyder, “Arkadaşlarıyla yaptığı konuşmaları okuduğum için, hayatında neler olup bittiği hakkında anlık konuşmalar yapabiliriz” demektedir. “mSpy’ın yardımı olmadan böyle açık ve saygılı bir ilişkimiz olacağına inanmıyorum” diyerek sözlerine eklemektedir.

Yine de, casus yazılımlarını indiren birçok ebeveynin asıl amacının çocuklarıyla kaliteli görüşmeler yapmak olmadığı söylenebilir. Açıkçası, gizlilik ve kişisel alan, çocukların sağlıklı yetişkinler olmasına yardımcı olmak için önemlidir. Bu mahremiyeti ihlal etmek artık her zamankinden daha kolay olduğu için, ebeveynler bu çizgiyi aştıklarında kendilerine sormaları gereken bazı cevaplanması zor sorular vardır.

kaynak : http://nautil.us/issue/35/boundaries/parents-shouldnt-spy-on-their-kids

çeviren : Başak Bilgin

 

Ebeveynlerin Çocuklarına Öğretmesi Gereken Temel Yaşam Becerileri | Burak Uslu

Günümüzde aileler sadece çocukların akademik hayatlarına ve gelecekteki kariylerlerine odaklandıkları için hayat becerilerine önem vermiyorlar. Bu durumda çocukların büyüyüp üniversite çağında geldiğinde çamaşır yıkamasını bilmeyen, yemek pişiremeyen, aylık bir geliri dengelemekte zorluk yaşayan kişilerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu yazıda ailelerin yaşa göre çocuklarına öğretmesi gereken temel yaşam becerilerinden bahsedilmiş.

http://www.egitimpedia.com/ebeveynlerin-cocuklarina-ogretmesi-gereken-temel-yasam-becerileri-yasa-gore/

Çocukların daha bağımsız olmasına yardımcı olmak için 12 ebeveyn yöntemi | Burak Uslu

Çoğu ebeveyn, çocuklarının daha bağımsız olmasını ister. Çocuklar uyanır, dişlerini fırçalar, okula gidilir ve sol ve sağ ayakkabılarını karıştırmazlar; ve burada asıl olan şey bunların hepsini tek başlarına yardım etmeden yapmalarıdır. Bu her ebeveynin hayali gerçek olabilir, değil mi?
https://brightside.me/inspiration-family-and-kids/12-parenting-hacks-to-help-your-kid-become-more-independent-246510/