Çocuk gelinler anlatıyor; ‘4 yıl kaynanamın koynunda uyudum’ | Burak Uslu

Çocuk gelinler ve erken yaşta evlilik Türkiye’nin hala en büyük sorunların bir tanesi olarak devam ediyor. Bu sorun için birçok önlem alındığı söylense de hala birçok çocuk arkadaşlarıyla oyun oynaması gerekirken veya okula gitmesi gerekirken kendisini “evlilik oyunu” içinde buluyorlar.
“Kimisi 6 altına satıldı, kimisi parkta oynayacak yaşta kucağına çocuk aldı. Bazıları evlendirildiğinde o kadar küçüktü ki eşi yerine kayınvalidesinin yanında yattı.”

http://t24.com.tr/haber/cocuk-gelinler-anlatiyor-4-yil-kaynanamin-koynunda-uyudum,266753

Çağımızın yeni hastalığı “teknoloji ve ekran bağımlılığı” | Burak Uslu

Yazı, bir annenin çocuklarına elektronik cihazları kullanmamasını istemesinin nedenini açıklayan bir mektuptan oluşuyor.
“Elektonik cihazlara hayır dediğimde, size bir hediye veriyorum. Ve kendime bir hediye veriyorum. Bu bir ilişki hediyesi. Gerçek insan bağı. Bu çok değerli, hatta bir hazine. Ve siz benim için o kadar değerlisiniz ki, bunun bir saniyesini bile kaçırmak istemiyorum.”

http://www.egitimpedia.com/ogullarima-acik-mektup-elektronik-cihazlara-hayir-dememin-gercek-nedeni/

“Çocuklarımıza fazla bilgi vermek insan hakkı ihlalidir” | Burak Uslu

Çocuklara ve gençlere fazla bilgi vermenin “insan hakkı ihlali” olduğunu vurgulayan Tekin, “Müfredatımızı, programlarımızı içerik olarak hafifleteceğiz. Daha az bilgi ama daha çok verilen bilgiyi kullanabilecek, onlardan analizler üretebilecek bir müfredat oluşturmaya çalıştık. Birinci çıkış noktamız buydu.” dedi.

http://t24.com.tr/haber/meb-mustesari-cocuklarimiza-fazla-bilgi-vermek-insan-hakki-ihlalidir,372641

“Barış Öğretmeni” | Burak Uslu

Diyarbakırlı Yahya Kamçı öğretmen hayatını barışa adamış bir kahramandır. Yahya Kamçı, 17 yıllık sosyal bilgiler öğretmeni. Çevresinde renkli kişiliği ve çok yönlülüğüyle tanınan Kamçı, pek çok sosyal sorumluluk projesinin organizasyonunda öncü rol üstlenmiş. Diyarbakır’da sivil toplum kuruluşlarının ‘yılın öğretmeni’ seçtilen Kamçı görev yaptığı okullarda fark yaratan bir öğretmen. Onu öne çıkaran asıl özelliği ise bambaşka. Kamçı çevresindekilerin tanımıyla bir ‘barış’ öğretmeni.

http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/baris-ogretmeni

Ebeveynlerin Çocuklarına Öğretmesi Gereken Temel Yaşam Becerileri | Burak Uslu

Günümüzde aileler sadece çocukların akademik hayatlarına ve gelecekteki kariylerlerine odaklandıkları için hayat becerilerine önem vermiyorlar. Bu durumda çocukların büyüyüp üniversite çağında geldiğinde çamaşır yıkamasını bilmeyen, yemek pişiremeyen, aylık bir geliri dengelemekte zorluk yaşayan kişilerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu yazıda ailelerin yaşa göre çocuklarına öğretmesi gereken temel yaşam becerilerinden bahsedilmiş.

http://www.egitimpedia.com/ebeveynlerin-cocuklarina-ogretmesi-gereken-temel-yasam-becerileri-yasa-gore/

Çocukların daha bağımsız olmasına yardımcı olmak için 12 ebeveyn yöntemi | Burak Uslu

Çoğu ebeveyn, çocuklarının daha bağımsız olmasını ister. Çocuklar uyanır, dişlerini fırçalar, okula gidilir ve sol ve sağ ayakkabılarını karıştırmazlar; ve burada asıl olan şey bunların hepsini tek başlarına yardım etmeden yapmalarıdır. Bu her ebeveynin hayali gerçek olabilir, değil mi?
https://brightside.me/inspiration-family-and-kids/12-parenting-hacks-to-help-your-kid-become-more-independent-246510/

En İyi Eğitim Sistemleri Neyi Doğru Yapıyor? | Cansu Çakmak

Güney Kore’de ve Finlandiya’da eğitim, “doğru” okulu bulmakla ilgili değil.

Güney Kore’de ve Finlandiya’da eğitim, “doğru” okulu bulmakla ilgili değil.

50 yıl önce hem Güney Kore hem de Finlandiya berbat birer eğitim sistemlerine sahipti. Finlandiya, ekonomik olarak Avrupa’nın üvey evladı muamelesi görme riski yaşıyordu. Güney Kore ise iç savaştan harap olmuş durumdaydı. Ancak son yarım yüzyılda hem Güney Kore hem de Finlandiya, okullarında büyük bir dönüşüm gerçekleştirdi ve şimdi her iki ülke de uluslararası olağanüstü eğitim sonuçlarının tadını çıkarıyor. Peki diğer ülkeler bu iki başarılı, ama birbirine taban tabana zıt eğitim modelinden ne öğrenebilir? İşte, Güney Kore ve Finlandiya’nın eğitimde doğru yaptığı şeylere genel bir bakış.

Kore Modeli: Dayanıklılık ve çok, çok, çok çalışma

Uzun yıllardır, Asya’nın bazı bölgelerinde, sosyoekonomik merdivenin basamaklarını başarıyla tırmanmanın ve güvenli bir iş bulmanın tek yolu bir sınava girmekti, diyor Ulusal Eğitim ve Ekonomi Merkezi’nin CEO’su Marc Tucker. Bu sınavlar kapsamlı bir bilgi hakimiyeti gerektiriyordu ve bu sınavlara girmek çok yorucu bir geçiş ayini gibiydi. Bugün Konfüçyüsçü ülkelerin pek çoğunda, hala sınav kültürüyle desteklenen türde bir eğitim başarısına saygı duyuluyor.

Bu ülkeler arasında Güney Kore; en aşırı uçtaki ve tartışmasız en başarılı ülke olarak diğerlerinden ayrılarak öne çıkıyor. Koreliler kayda değer bir başarıya imza attılar: Ülkedeki okur yazarlık oranı yüzde 100′ e ulaştı. Ayrıca Kore, uluslararası karşılaştırmalı başarı testlerinde en ön sıralarda yer alıyor. Buna eleştirel düşünme ve analiz testleri de dahil. Ama bu başarının bir de bedeli var: Öğrenciler başarmak için muazzam ve acımasız bir baskı altında yaşıyor. Yetenek fazla dikkate alınmıyor, çünkü ülke kültürü çok çalışmaya ve çalışkanlığa her şeyden daha fazla inanıyor. Başarısızlık için hiçbir bahane kabul edilmiyor. Çocuklar yıl boyunca hem okulda hem de özel öğretmenlerle ders yapıyor. “Eğer çok çalışırsanız, yeterince zeki olabilirsiniz” inancı hakim.

Güney Koreli kadınlar üniversiteye giriş sınavında çocuklarının başarılı olması için dua ediyor.
Güney Koreli kadınlar üniversiteye giriş sınavında çocuklarının başarılı olması için dua ediyor.

“Koreliler temel olarak harika bir geleceğe sahip olmak için bu zorlu dönemi atlatmalıyım diye düşünüyor” diyor PISA eğitim direktörü ve OECD eğitim danışmanı Andreas Schleicher. “Bu bir, kısa dönem mutsuzluk ve uzun dönem mutluluk sorunsalı.” Bu sadece ailelerin çocuklarına baskı yapması değil. Kültür, geleneksel olarak uyumlu olmayı ve düzeni kutsadığı için diğer öğrencilerden gelen baskı da performans beklentilerini yükseltebilir. “Bu toplum davranışı, erken çocukluk dönemi eğitiminde bile kendini gösteriyor” diyor Georgia Üniversitesi okul öncesi eğitim profesörü Joe Tobin. Diğer Asya ülkelerinde olduğu gibi Kore’de de sınıfların sayısı oldukça kalabalık. Ancak Kore’de hedef, bir öğretmenin sınıfa bir topluluk gibi önderlik etmesi ve akran ilişkilerinin gelişmesi.

“Sanırım çocuklarımızı eğitmenin daha iyi ya da daha kötü yolları olduğu çok açık. Eğer ortalama bir Amerikan eğitimi ile ortalama bir Kore eğitimi arasında seçim yapmak zorunda kalsam, istemeden de olsa Kore modelini seçerdim. Gerçek şu ki, modern dünyada çocuklar nasıl öğrenmek, nasıl çalışmak ve başarısızlıktan sonra nasıl yoluna devam etmek gerektiğini öğrenmek zorunda. Ve Kore modeli tam da bunları öğretiyor” diyor The Smartest Kids in the World (Dünyanın En Zeki Çocukları) kitabının yazarı Amanda Ripley.

Finlandiya Modeli: Müfredat dışı seçim, içsel motivasyon

Finlandiya’da çocuklar hem katılığın hem de esnekliğin faydalarını öğreniyorlar. Eğitimcilere göre Finlandiya modeli bir ütopya.

Finlandiya’da okul toplumun merkezinde yer alıyor. Okul sadece eğitim hizmeti değil, sosyal hizmetler de sunuyor. Eğitimin amacı kişilik yaratmak.

Finlandiya kültürü, içsel motivasyona ve bireysel ilginin peşinden gitmeye değer veriyor. Finlandiya eğitim sisteminde nispeten daha kısa ve okul tarafından finanse edilen müfredat dışı etkinliklerle zenginleştirilmiş bir okul günü geçiriliyor. Tek istisna, okullar tarafından değil, ilçeler tarafından finanse edilen spor. Finliler, en önemli öğrenmenin sınıf dışında gerçekleştiğine inanıyor. Lisedeki öğrencilerin aldığı derslerin 3′te biri seçmeli. Hangi yeterlik sınavına gireceklerine bile kendileri karar veriyor.  Stresin düşük olduğu bir kültür olan Fin kültüründe, çok çeşitli öğrenme deneyimlerine değer veriliyor.

finlandiya
Finli bir okul korosu, iklimle ilgili bir eylemde şarkı söylüyor.

Ancak tüm bunlar bu eğitim sistemini, akademik zorlukların dışında tutmuyor. Finlandiyalı eğitimci ve yazar Pasi Sahlberg şöyle diyor: “Finliler Finlandiya dışında pek varlık gösteremezler. Bu da insanların eğitimi daha ciddiye almasını sağlıyor. Örneğin kimse bizim konuştuğumuz komik dili konuşmuyor. Finlandiya çift dillidir ve her öğrenci hem Fince hem de İsveççe öğrenir. Ve başarılı olmak isteyen her Finli mutlaka başka bir dil daha öğrenmelidir. Bu dil genellikle İngilizcedir. Bunun dışında Almanca, Fransızca, Rusça ve daha pek çok dili de öğrenir. En küçük çocuk bile kendilerinden başka kimsenin Fince konuşmadığını anlar. Eğer hayatta farklı şeyler yapmak istiyorlarsa, dil öğrenmek zorundalar.”

Finliler ile Güney Koreliler temel bir ortak noktası bulunuyor: Öğretmenlere ve akademik başarılarına gösterilen derin saygı. Finlandiya’da eğitim programı başvurularının sadece 10′da 1′i kabul ediliyor. 1970′lerde öğretmen okullarının yüzde 80′inin kapatılmasından sonra geriye sadece en iyi üniversite eğitim programları kaldı. Bu da ülkedeki öğretmenlerin statüsünü yükseltti. Finlandiya’da öğretmenler bir yılda 600 saat ders veriyor. Kalan zamanlarını mesleki gelişime, iş arkadaşlarıyla, öğrencileriyle ve ailelerle bir araya gelmeye ayırıyorlar. Amerika’da ise öğretmenler yılın 1100 saatini sınıfta geçiriyor. İşbirliği, geri bildirim ve mesleki gelişim için çok az zamanları kalıyor.

“Hepimiz kendi aldığımız eğitimlerin deneyimlerinin esirleriyiz” diyor yazar Tony Wagner ve ekliyor: “Çocuklarımız için istediğimiz okulların, bizim kendi deneyimlerimizi ya da isteklerimizi yansıtmasını istiyoruz. Bu, farklı bir eğitim için yaratıcı düşünme becerimizi kısıtlıyor. Hiç değişmeyen bir eğitim sisteminin 21. yüzyıl dünyasının ihtiyaçlarına cevap veremeyeceği kesin. Gerçekten çok büyük bir değişime ihtiyacımız var.”

Schleicher ise “Dünyanın en başarılı eğitim kültürlerinde, öğrencilerin başarılarından sistem sorumludur” diyor. Yani sadece aile, sadece öğrenci ya da sadece öğretmen değil. Sistemi, o ülkenin kültürü yaratıyor.

 

Kaynak: http://ideas.ted.com/2014/09/04/what-the-best-education-systems-are-doing-right/

Pisa 2015 Sonuçlarına göre Eğitimde Dünya Birincisi ülke Singapur | Cansu Çakmak

OECD’nin düzenlediği Pisa testleri 72 ülkede, 15 yaşındaki 540 bin öğrenciye uygulandı.
OECD eğitim direktörü Andreas Schleicher, Singapur’un “sadece iyi sonuçlar almadığını, daha da ileriye gittiğini” belirtti. Matematik ve fen alanında dünyanın bir numarası olan Singapur, bu sonuçlarla birlikte Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika’daki okul sistemlerini geride bırakarak yine birinciliğe yerleşti.

Pisa (The Programme for International Student Assesment –Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı), düzenlenen uluslararası testlerle, 15 yaşındaki öğrencilerin matematik, okuma ve fen dallarındaki başarı sıralamalarını ortaya çıkarıyor. Üç yılda bir yapılan ve OECD tarafından düzenlenen pisa testleri, ülkelerinin ve uyguladıkları politikaların küresel okul liginde ölçüldüğünü gören politikacılar üzerinde giderek daha da etkili oluyor.

Şanghay’ın Çin’e bağlı olarak değerlendirilmesinden sonra, Singapur’un birinciliğe geçmesiyle, en başarılı ülkeler yine Asya ülkeleri oldu. Şanghay’ın Çin okul standartlarının temsilcisi olması konusunda süregiden bir tartışma vardı ve bu yıl Şanghay ilk kez, dört eyaletteki okullara dayanarak, Çin kapsamına alındı.pisa_92840092_singapore2

Çin, bu birleştirilmiş başarı sıralamasıyla matematik ve fende ilk ona girdi ama okumada ilk yirmi arasında yer alamadı. Hong Kong ve Makau da başarılı eğitim sistemleri arasında yer aldı.

Sonuçlar, Asya eğitim sistemlerinin diğer ülkelere göre ezici bir üstünlük sağladığını gösteriyor. Matematikte Singapur’u, Hong Kong, Makau, Tayvan, Japonya, Çin ve Güney Kore izliyor.

Bu üç alanda Asya dışındaki ülkelerden sadece Finlandiya, Estonya ve İrlanda ilk beşe girmeyi başardı.

Schleicher, Singapur gibi Asya ülkelerinin zengin ve yoksul ailelerin çocukları arasında geniş uçurumlar yaşanmaksızın mükemmel bir sonuç elde etmeyi başardığını belirterek, fen dalında Almanya ve İsviçre’nin, fen ve matematik dallarında da Amerika’nın önüne geçen Vietnam’ın çok iyi bir gelişme kaydettiğini; Güney Amerika ülkeleri arasında Peru ve Kolombiya’nın ilerlediğini belirtti.pisa_92840088_singapore1

Singapur neden eğitimde bu kadar başarılı?

Singapur bağımsızlığını ancak 1965 yılında kazanabildi. O sırada İngiltere’de Beatles, “Bunu Başarabiliriz” diye şarkı söylerken yoksul, kalifiye olmayan ve büyük çoğunluğu okuma yazma bilmeyen bir iş gücüne sahip olan Singapur, başarmak için çalışıyordu. Bu küçük Asya ülkesi, ekonomisini ve yaşam standartlarını iyileştirmenin yolu olarak gördüğü eğitime tüm gücüyle odaklandı. Nanyang Teknik Üniversitesi’nden Profesör Sing Kong Lee, en önemli faktörün standart eğitimin olduğunu belirtiyor.

Profesör Lee, “Singapur, öğretmenliğin prestijini ve konumunu artırmak ve en başarılı mezunları öğretmenliğe çekerek nitelikli bir eğitmen gücü oluşturmak için ciddi bir yatırım yaptı” diyor. Singapur’da öğretmenler, büyük oranda merkezileşmiş bir sistem içindeki en başarılı yüzde beş mezun arasından seçiliyor. Öğretmenlerin hepsi Milli Eğitim Enstitüsü’nde eğitim görüyor . Profesör Lee bu şekilde öğretmen kalitesinin garantilendiğini ve bütün yeni öğretmenlerin kendilerine güvenerek sınıflarına girdiklerini söylüyor. Profesör Lee ayrıca, eğitimin bir eko sistem olduğunu ve sadece bir parçanın ayrı tutulamayacağını belirtiyor.

Pisa testi sonuçlarından bazı notlar:
Cinsiyet Uçurumu

  • Fen alanındaki cinsiyet farklılıkları okuma ve matematiğe göre daha düşük ama ortalamaya bakıldığında, 33 ülkede bilim dalında başarılı olan erkek öğrencilerin oranı kız öğrencilerin oranından daha yüksek. Sadece Finlandiya’da kız öğrenciler de erkek öğrenciler gibi üst sıralarda yer alıyor.
  • Dört erkek ya da kız öğrenciden biri bilimle ilgili bir alanda çalışmak istediğini söylüyor ama farklı konuları düşünüyorlar. Kızlar daha çok sağlık sektöründe çalışmak isterken erkek öğrenciler bilişim uzmanı, bilim insanı ya da mühendis olmak istiyor.

Eğitim Eşitliği

  • Kanada, Danimarka, Estonya, Hong Kong (Çin) ve Makau (Çin) yüksek performans ve eğitim eşitliği sergiliyor.
  • Yoksul öğrenciler, varlıklı öğrencilere göre üç kat daha düşük performans gösterirken göçmen öğrenciler, göçmen olmaya öğrencilere göre iki kat geride kalıyor.
  • Göçmen öğrenci nüfusunun görece fazla olduğu ülkelerin ortalamasına bakıldığında, bir okulda çok fazla göçmen öğrenci bulunmasıyla öğrenci başarısının düşük olması arasında bir bağlantı görülmüyor.

Öğrencilerin okuma ve matematik performansları

  • OECD ülkelerindeki öğrencilerin %20’si ortalama olarak, okumada yetkinlik düzeyinde değil. Bu oran 2009’dan bu yana değişmiyor.
  • OECD ülkelerinin genelinde ortalama olarak, kızların okumadaki performans üstünlükleri 2009 ile 2015 yılları arasında %12 oranında gerilemiş durumda. Erkek öğrencilerin performansları ise artış gösteriyor.
  • Pekin, Şanghay, Jiangsu, Guangdong, Hong Kong, Singapur ve Taipei’de öğrencilerin yüzde yirmi beşinden fazlası, matematik alanında en üst sıralarda yer alıyorlar, bu oran diğer bölgelerin çok üzerinde.

Okul Performansı

  • Öğrencilerin fen başarılarının ya da ileride bilim alanında çalışmak istemelerinin, okulun fen bölümündeki donanım ya da fen öğretmenlerinin niteliğinden ziyade öğrencilerin konu üzerinde ne kadar çalıştıkları ve fen derslerinin nasıl işlendiğiyle bağlantısı bulunuyor.
  • Büyük okullardaki öğrenciler, fen alanında küçük okullardaki öğrencilere göre başarılılar ve ileride bilim alanında çalışmayı daha fazla istiyorlar. Ancak küçük okullardaki öğrencilerin fen derslerinde daha disiplinli bir ortama sahip oldukları ve büyük okullardaki öğrencilere göre okulu daha az kırdıkları ya da okula daha az geç kaldıkları bildiriliyor.

Kaynaklar: http://www.bbc.com/news/education-38212070

https://www.oecd.org/education/singapore-tops-latest-oecd-pisa-global-education-survey.htm