Ödev Kültü – Haber Çevirisi

Amerika’nın uygulamaya bağlılığı, bir dereceye kadar bugünün ebeveynlerinin ve öğretmenlerinin bununla büyümesi gerçeğinden kaynaklanmaktadır.

Amerika’nın, ev ödevleriyle uzun bir süredir inişli çıkışlı bir ilişkisi olmuştur. Bir yüzyıl kadar önce, ilerici reformcular ev ödevlerinin çocukları gereksiz şekilde strese soktuğunu savunmuşlardır ve sonrasında bu düşünce yedinci sınıfın altındaki öğrencilere verilen ödevlerde bölgesel seviyede yasaklara sebep olmuştur. Bu ödev karşıtı düşünce, yüzyılın ortalarında ABD’nin Sovyetler Birliği’nin gerisinde kalma korkusuyla ortadan kaybolmuştur (ve bu durum daha fazla ev ödevine yol açmıştır). 1960’larda ve 70’lerde daha açık bir kültürün ev ödevlerini oyunun ve yaratıcılığın gelişmesinin önünde bir engel olarak görmesi ile karşıtlık yeniden gün yüzüne çıkmış, bu da daha az ödeve neden olmuştur. Ancak bu da son olmamıştır: 80’lerde hükümet araştırmacıları, Amerika’nın ekonomik sıkıntılarından dolayı okulları suçlamışlar ve bir kez daha ödevlerin arttırılmasını tavsiye etmişlerdir.

21. yüzyıl şimdiye kadar ödev ağırlıklı bir dönem olmuştur, Amerikalı gençler şimdilerde, kendilerinden öncekilerin 90’larda her gün ev ödevi için harcadıkları zamanın ortalama iki katını ödev yaparak geçirmektedirler. Küçük çocuklardan bile okulu kendileriyle birlikte eve getirmeleri istenmektedir. Örneğin, 2015’te yapılan bir çalışmada, araştırmacıların eve hiçbir şekilde ödev getirmemeleri konusunda hemfikir oldukları anaokulu çocuklarının her gece yaklaşık 25 dakikalarını ödev yaparak geçirdikleri bulunmuştur.

Ancak bu duruma karşı olumsuz bir tepki de var. Birçok çocuk, ebeveynlerine ve öğretmenlerine bahsetmeden, günlük iş yüklerinden dolayı tükenirken, bazı okullar ve bölgeler ev ödevlerinin nasıl kullanılması gerektiğini yeniden düşünüyorlar-ve bazı öğretmenler tamamen ödevsiz devam ediyorlar. Ev ödevleri konusundaki araştırmaları (itiraz edilen araştırmalar oldukları vurgulanmalıdır) gözden geçiriyorlar ve konu hakkında yeniden konuşma zamanı olduğu sonucuna varıyorlar.

San Francisco’nun zengin bir banliyösü olan California Hillsborough, yöntemlerini değiştiren bir bölgedir. Üç ilköğretim okulu ve bir ortaokul bulunan bölge, öğrencilere aileleriyle ve oyunla daha fazla zaman geçirmelerini sağlayacak daha fazla planlanmamış zamana izin veren bir ödev politikasını geliştirmek için öğretmenlerle ve velilerden oluşan panellerle çalıştı. Ağustos 2017’de, ödevlerin “anlamlı” olması gerektiğini ve hafta sonu veya tatil dönüşüne denk gelen ödev bitirme tarihlerinin yasaklanması gerektiğini vurgulayan güncellenmiş bir politika ortaya koydu.

Bölgenin yöneticisi Louann Carlomagno “İlk yıl biraz zorluydu,” diyor. İşlerini çeyrek asırdır benzer bir şekilde yapan öğretmenler için düzenlemenin zaman zaman zorlayıcı olduğunu, ekliyor. Ebeveynlerin beklentileri de ayrı bir sorundu. Carlomagno ayrıca “ikinci sınıf bir öğrencinin bir saatlik ödevinin olmamasının sorun olmadığını fark etmek için – ki bu yeni bir şey” biraz zaman harcadıklarını belirtiyor.

Ancak, ikinci yılın büyük bir kısmı boyunca politikanın pürüzsüz bir şekilde devam ettiği görülüyor. “Ebeveynlerle yaptığım konuşmalara göre, öğrencilerin daha az stresli olduğu görünüyor,” diyor Carlomagno. Bu politika, ayrıca, öğrencilerin devlet standart sınavında geçtiğimiz yıl daha önceki yıllarda olduğu kadar başarılı olmalarına yardım ediyor.

Bu yılın başlarında, Massachusetts, Somerville bölgesi ilk ve orta okulların alabileceği ev ödevi miktarını azaltarak ev ödevi politikasını da yeniden yazdı. Örneğin, altıncı sınıftan sekizinci sınıfa ödevler sadece haftanın iki-üç günü, günde bir saat verilebilecek şekilde sınırlandırılmıştır.

Kızı Somerville’de okula giden Masssachusetts Üniversitesi, Lowell, eğitim profesörü Jack Schneider yeni politikadan genel olarak memnun. Ancak, bunun daha büyük, endişe verici bir düzenin parçası olduğunu söylüyor. “Bunun kökeni, şaşırtıcı olmayan şekilde belli bir demografiden gelen ebeveynlerin genel memnuniyetsizliği,” diyor Schneider. “Orta sınıf beyaz ebeveynler, ev ödevleri hakkında endişeleri üzerine konuşmaya daha meyilli … Kendi fikirlerini dile getirmek için yeterince haklı olduklarını düşünüyorlar.”

Schneider, ev ödevi gibi kabul edilen uygulamalar hakkında tekrar düşünme ve bu tür uygulamaları iyileştirme taraftarıdır, ancak bölgelerin de bu süreçte kapsayıcı olmak için gayret etmesi gerektiğini düşünür. “Neredeyse sıfır orta sınıf beyaz ebeveyninin anaokulundan ikinci sınıfa kadar ödevlerin en iyi nasıl yapılacağı ve aslında çocuklar ve aileleri için ev ve okul arasındaki bağlantıyı nasıl güçlendirdiği hakkında konuşurken duydum,” diyor. Bu ebeveynlerin birçoğu okul toplumuyla zaten bağlı hissettikleri için ödevin faydası gereksiz görünebilir. Schneider, “Ödeve ihtiyaç duymuyorlar” diyor ve ekliyor “bu yüzden onu savunmuyorlar.”

Bu, ödevin düşük gelirli bölgelerde daha hayati olduğu anlamına gelmez. Aslında, bu topluluklarda da farklı, ama aynı derecede zorlayıcı nedenler külfetli olabilir. Iowa’nın küçük Dunkerton kasabasında lisede İspanyolca öğreten Allison Wienhold, son üç yılda ev ödevlerini aşamalı olarak kaldırdı. Düşüncesi şuydu: Bazı öğrencilerinin, ev ödevi için çok az zamanları var, çünkü haftada 30 saat çalışıyorlar veya küçük kardeşlere bakmaktan sorumlular.

Eğitimciler, verdikleri ödevleri azalttıkça veya ortadan kaldırdıkça, öğrenciler için ne kadar ve ne çeşit ödevin en iyi olacağı sormaya değer bir soru haline geliyor. İki gruba ayrılma eğiliminde olan araştırmacılar arasında bu konu hakkında bazı anlaşmazlıklar olduğu ortaya çıkıyor.

İlk grupta Duke Üniversitesi’nde psikoloji ve nörobilim profesörü olan Harris Cooper var. Cooper, 2000’li yılların ortalarında ev ödevi üzerine yapılan bir araştırmayı gözden geçirdi ve öğrencilerin yaptıklarını söyledikleri ödev miktarı ile sınıf içindeki sınav performansları arasında, bir noktaya kadar, korelasyon olduğunu buldu. İnceleme sonucu bulunan bu korelasyon büyük yaştaki öğrenciler için küçük yaştakilere kıyasla daha güçlüydü.

Bu sonuç, eğitimciler arasında genel olarak kabul edildi, çünkü “10 dakika kuralı” ile kısmen uyumluydu. Öğretmenler arasında popüler olan bu pratik kural, uygun ödev miktarının sınıf seviyesi başına bir gün için yaklaşık 10 dakika olduğunu ileri sürer-şöyle ki, birinci sınıfa giden bir çocuk için günde 10 dakika, ikinci sınıfa giden bir çocuk için günde 20 dakika, vesaire, lise öğrencileri için günde iki saate kadar.

Cooper’ın bakış açısına göre ev ödevi, tipik bir Amerikan çocuğu için aşırı derecede ağır değildir. 2014 Brookings Enstitüsü raporunda bulunan “ortalama öğrencinin ev ödevi yükünün arttığına dair yetersiz miktarda kanıt” bulgusuna işaret eder; tespit edilen külfetli miktarda ödev gerçekten var ancak bu diğerlerine oranla nadir. Dahası, raporda, çoğu ebeveynin çocuklarının doğru miktarda ödev aldığını düşündüğü ve verilen ödevin azlığından endişe eden ebeveynlerinin sayısının çokluğundan endişe edenlerinkini geçtiği belirtilir. Cooper, ödevin çokluğu konusundaki endişelerin “en seçici kolejler ve üniversiteler için rekabetçi olma konusunda kaygıları” olan az sayıda topluluklardan gelme eğiliminde olduğunu söyler.

Tamamen ikinci grupta olan Alfie Kohn’a göre önceki üç paragrafta listelenen sonuçların hepsi sorgulanabilir. The Homework Myth: Why Our Kids Get Too Much of a Bad Thing kitabının yazarı Kohn, ödevi “güvenilir bir merak söndürücü” olarak görüyor ve Cooper’ın ve diğerlerinin lehine alıntı yaptıklarına dair kanıtlarla ilgili bazı şikayetleri var. Kohn, diğerlerinin yanı sıra, Cooper’ın 2006’daki meta-analizinin nedensellik oluşturmadığını ve merkezi korelasyonunun çocukların (potansiyel olarak güvenilir olmayan) ev ödevi yaparken ne kadar zaman harcadıklarına dair kendi beyanlarına dayandığını belirtti. (Kohn’un konu hakkındaki verimli yazısı başka birçok metodolojik hata olduğunu iddia etmektedir.)

Aslında, diğer korelasyonlar ev ödevlerinin yardım edemeyeceği zorlayıcı bir durum ortaya koymaktadırlar. Öğrencileri düzenli olarak Amerikalı çocukları standart sınavlarda geride bırakan bazı ülkeler, Japonya ve Danimarka gibi, çocuklarını daha az okul çalışmasıyla eve gönderirken, Tayland ve Yunanistan gibi ABD’den daha çok ev ödevi yükü olan öğrenciler sınavlarda daha geride kalmaktadırlar. (Elbette, uluslararası karşılaştırmaları etkileyen birçok faktör olabilir, çünkü eğitim sistemlerindeki ve toplumlardaki pek çok faktör öğrencilerin başarısını şekillendirebilir.)

Kohn ayrıca başarının genel olarak değerlendirilme şeklini de ele alır. “Eğer tek istediğiniz şey çocukların kafalarını gelecek hafta unutacakları yarınki sınavın gerçekleriyle doldurmaları ise, evet, eğer onlara daha fazla zaman verirseniz ve geceleri çok sıkı çalışmalarını sağlarsanız puanlarını arttırabilirsiniz,” der. “Ama düşünmeyi veya öğrenmekten zevk almayı bilen çocuklarla ilgileniyorsanız, ev ödevi sadece etkisiz değil, aynı zamanda ters etkilidir.”

Endişesi bir şekilde felsefidir. Kohn, “Ev ödevi uygulaması, çocukların okul günlerinin çoğunda çalışmasının yeterli olmadığı noktasında, sadece akademik gelişmenin önemli olduğunu varsayar,” diyor. Peki ya ev ödevlerinin aile ile geçirilen kaliteli zaman üzerindeki etkisi nedir? Bilgiyi uzun süreli olarak akılda tutma üzerindeki etkisi? Eleştirel düşünme becerileri üzerindeki? Sosyal gelişme üzerindeki? İlerideki hayatındaki başarı üzerindeki? Mutluluk üzerindeki? Araştırma bu sorular üzerinde sessiz.

Diğer bir problem ise araştırmanın, ev ödevlerinin niteliğinden ziyade niceliğine odaklanma eğiliminde olmasıdır, çünkü nicelik, niteliğe kıyasla çok daha kolay ölçülür. Uzmanlar genel olarak bir ödevin özünün önemli olduğu (ve birçok ev ödevinin işe yaramaz bir iş olduğu) konusunda hemfikirdir, ama en iyisi için herkesi kapsayan bir kural yoktur-cevap genellikle belli bir müfredata ve hatta öğrencinin kendisine özgüdür.

Ödevin faydalarının çok dar bir şekilde tanımlandığı (ve o zaman bile itiraz edildiği) göz önüne alındığında, çok fazla ev ödevi vermenin bir sınıf varsayılanı olması ve daha fazla ödev vererek daha zenginleştirici bir ortam oluşturmak biraz şaşırtıcıdır. Ev ödevlerinin öğrencilerin öğrenmesine yardımcı olup olmadığı ile ilgisi olmayan bir dizi şey bu durumu korumaya devam etmektedir.

Massachusetts’deki ebeveyn ve profesör Jack Schneider, uygulamanın nesille ilgili ataletini göz önünde bulundurmanın önemli olduğunu düşünüyor. “Devlet okulunda okuyan öğrencilerin velilerinin büyük çoğunluğu devlet eğitim sisteminden mezun,” diyor. “Dolayısıyla, meşru olan şey hakkındaki görüşleri, zaten görünürde eleştirecekleri sistem tarafından şekillendirildi.” Diğer bir deyişle, birçok ebeveynin ödevlerle olan kendi geçmişi, aynı şeyi çocukları için de beklemelerine neden olabilir ve bundan daha az olan herhangi bir şey genellikle okulun veya öğretmenin yeterince özenli olmadığının bir göstergesi olarak anlaşılır. (Bu, birçok ebeveynin çocuklarına doğru miktarda ev ödevi verildiğini düşünmesi bulgusuyla kuvvetli bir şekilde alakalıdır- ve bu durumu karmaşıklaştırmaktadır.)

Vanderbilt Üniversitesi’nin Peabody Koleji’nde eğitim profesörü olan Barbara Stengel, eğitim sistemine ev ödevlerini ezbere dayalı ve heyecan verici olmayan şekilde tutmaya devam ediyor olabilecek iki gelişme ortaya koydu.  Birincisi, son birkaç on yılda, birçok devlet okulunun kararına hitap eden ve öğretmenlerin daha yaratıcı ev ödevleri denemelerini engelleyen standart testlere verilen önem. “Bunu yapabilirler, ancak yapmaktan korkuyorlar, çünkü her gün test puanları hakkında baskı görüyorlar” diyor Stengel.

İkincisi, öğretmenlik mesleğinin, görece düşük maaşı ve otonomi eksikliği ile, eğitimin diğer yönlerini olduğu kadar ev ödevini de yeniden şekillendirebilecek bazı insanları kendine çekmek ve desteklemek için mücadele ettiğini, belirtmektedir. “Ev ödevlerinin daha az ilginç olmasının sebebi kısmen, gerçekten bunun sınırlarını zorlayan kişilerin birçoğunun artık öğretmenlik yapmıyor olması” diyor.

Stengel, “Genel olarak, konu ev ödevi olduğunda hayal gücümüz yok,” diyor ve öğretmenlerin ödevleri gerçekten öğrencilerin ilgisini çekebilecek bir şey haline getirmeleri için zamanları ve kaynakları olmasını diliyor. “Eğer okuyan çocuklarımız olsaydı-herhangi bir şey, spor sayfası, okuyabilecekleri herhangi bir şey-bu olabilecek en iyi şey olurdu. Eğer hayvanat bahçesine giden çocuklarımız olsaydı, eğer okuldan sonra parka gidecek çocuklarımız olsaydı, eğer bütün bunları yapabilecek çocuklarımız olsaydı, sınav puanları artardı. Ama yok. Eve gidiyorlar ve düşüncelerini genişletmeyen ödevler yapıyorlar.”

“Kaşif”, Mike Simpson’ın öğrencilerinin yapmasını istediği ev ödevi türlerini tanımlarken kullandığı bir kelimedir. Simpson, 2017 yılında Lancaster, Pennsylvania’da açılan küçük bir özel lise olan Stone Independent School’un müdürüdür. “Bir buçuk yıl önce bir okula başladığımız için şanslıydık,” diyor Simpson, ” bu yüzden çalışma kağıtları vermeyeceğimizi, tekrar ettirmek için problemler vermeyeceğimizi söylemek kolay oldu.” Örneğin, yarım düzine öğrenci kısa bir süre önce kampüste 25 metrelik bir mancınık inşa etti.

Simpson, öğrencilerin evde yapmak zorunda oldukları şeylerin genellikle okulun en az doyurucu kısmı olmasının bir utanç olduğunu düşündüğünü söylüyor: “Öğrencilerimizin bir salı gecesi saat 11’de yaptıkları işle, hayatlarının olmasını istedikleri şekli arasında bir bağlantı kuramadıkları noktada keçileri kaçırdığımızı düşünüyorum.”

Sınıflarında ev ödevlerinde değişiklikler yapan diğer öğretmenlerle konuştuğumda bazı pişmanlıklar duydum. Brandy Young, Teksas, Joshua’da ikinci sınıf öğretmeni, üç yıl önce evde yapılmak üzere çalışma kağıtları vermeyi bıraktı ve onun yerine öğrencilerinden her gece 20 dakikalık keyifli bir okuma yapmalarını istemeye başladı. Sonuçlardan memnun olduğunu söylüyor ama komik bir şeyde fark etmiş. “Bazı çocuklar” diyor, “ev ödevi yapmayı çok seviyor.” Öğrencilerin gönüllü olarak çekmeleri için bir ev ödevi kutusu koymaya başlamış-çünkü ya ek bir zorlayıcı ya da evde zaman geçirmek için bir şey istiyorlar.

Chris Bronke, Chicago Downers Grove banliyösünde bir lise İngilizce öğretmeni, bana benzer bir şey söyledi. Bu okul yılında birinci sınıf öğrencileri için ev ödevlerini kaldırmış ve şimdi öğrencilerin ders süresince çoğunlukla kendi başlarına ya da küçük gruplar halinde çalışmalarına izin veriyormuş. Her gün ne çalışacaklarına genellikler kendileri karar veriyorlarmış ve Bronke öğrencilerin zamanlarını yönetmesine hayran kalmış.

Aslında, bazıları ya özellikle ilgili oldukları için, ya okul dışında biraz daha derin düşünmeyi tercih ettikleri için veya bir sonraki güne, diyelim ki, biyoloji sınavına hazırlanmaya ihtiyaç duydukları için ev ödevleri için isteyerek zaman harcıyorlar. “Eğitimin öğrencilere gerçekte ne deneyim ne de uygulama sağlayabileceği zamanları hakkında anlamlı karar verme işini yapabiliyorlar,” diyor Bronke.

Ödeve boğulmuş olanlar tarafından sunulan tipik bir reçete daha az ev ödevi verilmesidir-fazlasını çıkartmak için. Ama belki de, çoğu sınıf için, daha kullanışlı bir yaklaşım öğretmenler ve öğrenciler sınıftaki öğrenmeyi ilerletmenin gerçekten gerekli olduğuna inandıkları zaman ev ödevi oluşturmak olacaktır-hiçbir şey olmadan başlamak ve gerekli oldukça ekleme yapmak.
Kaynak : https://www.theatlantic.com/education/archive/2019/03/homework-research-how-much/585889/?utm_source=pocket&utm_medium=email&utm_campaign=pockethits

İngilizce Aslından Çeviren : Nazan Yıldırım

Çocukların Yanlış Cevaplara Odaklanarak Öğrenmesine Yardım Edin

Bir Amerikan sınıfındaki tipik bir ders şöyle görünüyor olabilir:

Öğretmen sorar, “Dünya’nın atmosferinde en yaygın bulunan gaz nedir?” Çocuklar ellerini kaldırırlar.

“Oksijen?”

“Hayır.”

“Karbon?”

“Hayır.”

“Hidrojen?”

“Hayır?”

“Nitrojen?”

“Evet!” Ve sonra öğretmen ‘ol N2 elementinin özellikleri hakkında bir derse başlayacaktır.

Ancak doğru cevabı elde etmek için verilen savaşta, mükemmeliyetçi beyinlerimizin tanıdığı ve sevdiği, herkesin kalp atış hızının normale dönebileceği rahat yerde, öğrenme için önemli bir fırsatı kaçırıyoruz. Kaliforniya Üniversite’si, Berkeley, Greater Good Science Merkezi’nden Amy L. Eva öğrencilerin öğrenmelerine yardım etmek amacıyla hatalara odaklanmak, hatalara ciddi bir şekilde çalışmak, için zorlayıcı bir çalışma yapar. Birden fazla çalışmada, yanlış bir cevap verirken kendimize daha fazla güvendiğimiz ve düzeltildikten sonra doğru cevabı hatırlama ihtimalimizin daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Her şey birbirine daha iyi bağlanır. Ve bütün öğrenme süreci, “anlama” veya “anlamama” kaygısıyla dolu olmak yerine üretken ve hatta değerli bir süreç haline gelir.

Ama yine de Amerikalılar hata yapmaktan hiç hoşlanmıyor gibi görünür. Psikolog Harold Stevenson ve James Stigler tarafından yürütülen ünlü bir çalışmada Asyalı ve Amerikalı öğrenciler arasındaki farklara bakıldı. Araştırmanın bulguları, Mistakes Were Made (But Not By Me) isimli kitapta Carol Tavris ve Elliot Aronson tarafından şöyle açıklandı:

Beşinci sınıflar karşılaştırıldığında, Japonya’daki en düşük puanlara sahip sınıf Amerika’daki en yüksek puanlara sahip sınıfı geçmişti. Bunun sebebini bulmak için Stevenson ve Stigler bir sonraki on yıl boyunca ABD, Çin ve Japonya’daki ilkokul sınıflarını karşılaştırdılar. Aydınlanmayı Japon bir oğlan çocuğunun siyah tahtaya üç boyutlu küp çizme ödeviyle mücadelesini izlerken yaşadılar. Stevenson ve Stigler giderek daha endişeli hale gelirken ve çocuk için utanırken o, bu mücadeleyi kırk beş dakika boyunca, tekrar tekrar hatalar yaparak, sürdürdü. Oysa çocuğun kendisi hiç utanmamıştı ve Amerikalı gözlemciler neden ondan daha kötü hissettiklerini merak ettiler. “Bizim kültürümüzde hata yapmak psikolojik olarak çok pahalıya mal oluyor,” dedi Stigler, “Japonya’da ise, öyle görünmüyor. Japonya’da hatalar, yanlışlar, kafa karışıklığı, hepsi öğrenme sürecinin doğal bir parçası. (Çocuk nihayetinde, sınıf arkadaşlarının şerefine, problemde ustalaştı.)”

Öğretmenlerin nasıl tepki vereceği ile ilgili yapılacak çok şey olabilir. Eva, kendi derslerinde Amerikalı öğretmenlerin ağırlıklı olarak hataları görmezden geldiklerini ve doğru cevaplarından dolayı öğrencileri övdüklerini işaret ederek aynı çalışma hakkında yazıyor. (Belki de bu, daha önce bulunduğunuz her sınıfa benziyor?) Japonya’da ise öğretmenler çocukları nadiren överler–bunun yerine “hem doğru hem de yanlış çözümler için çeşitli gidiş yolları” keşfederler. Yanlış cevaplar için sesli ikaz düdükleri, doğru cevaplar için de konfetiler yoktur. Hepsi büyük, uzun, karmaşık öğrenme sürecinin bir parçasıdır.

Ebeveynlerin ve öğretmenlerin, çocuklara yanlış cevaplar hakkında düşünmeleri için yardım etmelerinin bir yolu bir materyali gerçekte öğrenmeden önce onun hakkında tahminler yapmalarını sağlamaktır. Scientific American, çalışma kitapları için şu harika öneriyi veriyor: Bir bölümü okumadan önce kitabın arkasındaki soruları cevaplamaya çalışın. (Ya da bölüm başlıklarını sorulara dönüştürün–”Eğer başlık Pavlovian Koşullandırma ise kendinize şunu sorun: Pavlovian Koşullandırma nedir?) Evet, muhtemelen yanılacaksınız, ancak bu eylem, materyali okumaya başladığınızda öğrenmenin gerçekleşmesi için beyninizi harekete geçirir. (Çözecek hiçbir testiniz yoksa ve eğer bir şeyi gerçekten öğrenmek istiyorsanız, Google’da aratmadan önce cevabı tahmin etmeye çalışın.)

Bir ebeveyn olarak, hatalara karşı sağlıklı tepkiler vererek model olmak da önemlidir. Eva’nın kızı yeni yürümeye başlamış bir çocukken yemek zamanı boyunca önüne sürekli süt dökerdi ve o şöyle derdi “Oops, ah, peki önemli değil, hadi temizleyelim!” Çocuklara hataların hayatın bir parçası olduğunu ne kadar erken öğretirsek muhteşem bir şeye giden istikameti keşfetmeleri için o kadar çok alana sahip olacaklardır.

Kaynak :
https://offspring.lifehacker.com/help-kids-learn-by-focusing-on-the-wrong-answers-1821882417

Çeviren : Nazan Yıldırım