Ödev Kültü – Haber Çevirisi

Amerika’nın uygulamaya bağlılığı, bir dereceye kadar bugünün ebeveynlerinin ve öğretmenlerinin bununla büyümesi gerçeğinden kaynaklanmaktadır.

Amerika’nın, ev ödevleriyle uzun bir süredir inişli çıkışlı bir ilişkisi olmuştur. Bir yüzyıl kadar önce, ilerici reformcular ev ödevlerinin çocukları gereksiz şekilde strese soktuğunu savunmuşlardır ve sonrasında bu düşünce yedinci sınıfın altındaki öğrencilere verilen ödevlerde bölgesel seviyede yasaklara sebep olmuştur. Bu ödev karşıtı düşünce, yüzyılın ortalarında ABD’nin Sovyetler Birliği’nin gerisinde kalma korkusuyla ortadan kaybolmuştur (ve bu durum daha fazla ev ödevine yol açmıştır). 1960’larda ve 70’lerde daha açık bir kültürün ev ödevlerini oyunun ve yaratıcılığın gelişmesinin önünde bir engel olarak görmesi ile karşıtlık yeniden gün yüzüne çıkmış, bu da daha az ödeve neden olmuştur. Ancak bu da son olmamıştır: 80’lerde hükümet araştırmacıları, Amerika’nın ekonomik sıkıntılarından dolayı okulları suçlamışlar ve bir kez daha ödevlerin arttırılmasını tavsiye etmişlerdir.

21. yüzyıl şimdiye kadar ödev ağırlıklı bir dönem olmuştur, Amerikalı gençler şimdilerde, kendilerinden öncekilerin 90’larda her gün ev ödevi için harcadıkları zamanın ortalama iki katını ödev yaparak geçirmektedirler. Küçük çocuklardan bile okulu kendileriyle birlikte eve getirmeleri istenmektedir. Örneğin, 2015’te yapılan bir çalışmada, araştırmacıların eve hiçbir şekilde ödev getirmemeleri konusunda hemfikir oldukları anaokulu çocuklarının her gece yaklaşık 25 dakikalarını ödev yaparak geçirdikleri bulunmuştur.

Ancak bu duruma karşı olumsuz bir tepki de var. Birçok çocuk, ebeveynlerine ve öğretmenlerine bahsetmeden, günlük iş yüklerinden dolayı tükenirken, bazı okullar ve bölgeler ev ödevlerinin nasıl kullanılması gerektiğini yeniden düşünüyorlar-ve bazı öğretmenler tamamen ödevsiz devam ediyorlar. Ev ödevleri konusundaki araştırmaları (itiraz edilen araştırmalar oldukları vurgulanmalıdır) gözden geçiriyorlar ve konu hakkında yeniden konuşma zamanı olduğu sonucuna varıyorlar.

San Francisco’nun zengin bir banliyösü olan California Hillsborough, yöntemlerini değiştiren bir bölgedir. Üç ilköğretim okulu ve bir ortaokul bulunan bölge, öğrencilere aileleriyle ve oyunla daha fazla zaman geçirmelerini sağlayacak daha fazla planlanmamış zamana izin veren bir ödev politikasını geliştirmek için öğretmenlerle ve velilerden oluşan panellerle çalıştı. Ağustos 2017’de, ödevlerin “anlamlı” olması gerektiğini ve hafta sonu veya tatil dönüşüne denk gelen ödev bitirme tarihlerinin yasaklanması gerektiğini vurgulayan güncellenmiş bir politika ortaya koydu.

Bölgenin yöneticisi Louann Carlomagno “İlk yıl biraz zorluydu,” diyor. İşlerini çeyrek asırdır benzer bir şekilde yapan öğretmenler için düzenlemenin zaman zaman zorlayıcı olduğunu, ekliyor. Ebeveynlerin beklentileri de ayrı bir sorundu. Carlomagno ayrıca “ikinci sınıf bir öğrencinin bir saatlik ödevinin olmamasının sorun olmadığını fark etmek için – ki bu yeni bir şey” biraz zaman harcadıklarını belirtiyor.

Ancak, ikinci yılın büyük bir kısmı boyunca politikanın pürüzsüz bir şekilde devam ettiği görülüyor. “Ebeveynlerle yaptığım konuşmalara göre, öğrencilerin daha az stresli olduğu görünüyor,” diyor Carlomagno. Bu politika, ayrıca, öğrencilerin devlet standart sınavında geçtiğimiz yıl daha önceki yıllarda olduğu kadar başarılı olmalarına yardım ediyor.

Bu yılın başlarında, Massachusetts, Somerville bölgesi ilk ve orta okulların alabileceği ev ödevi miktarını azaltarak ev ödevi politikasını da yeniden yazdı. Örneğin, altıncı sınıftan sekizinci sınıfa ödevler sadece haftanın iki-üç günü, günde bir saat verilebilecek şekilde sınırlandırılmıştır.

Kızı Somerville’de okula giden Masssachusetts Üniversitesi, Lowell, eğitim profesörü Jack Schneider yeni politikadan genel olarak memnun. Ancak, bunun daha büyük, endişe verici bir düzenin parçası olduğunu söylüyor. “Bunun kökeni, şaşırtıcı olmayan şekilde belli bir demografiden gelen ebeveynlerin genel memnuniyetsizliği,” diyor Schneider. “Orta sınıf beyaz ebeveynler, ev ödevleri hakkında endişeleri üzerine konuşmaya daha meyilli … Kendi fikirlerini dile getirmek için yeterince haklı olduklarını düşünüyorlar.”

Schneider, ev ödevi gibi kabul edilen uygulamalar hakkında tekrar düşünme ve bu tür uygulamaları iyileştirme taraftarıdır, ancak bölgelerin de bu süreçte kapsayıcı olmak için gayret etmesi gerektiğini düşünür. “Neredeyse sıfır orta sınıf beyaz ebeveyninin anaokulundan ikinci sınıfa kadar ödevlerin en iyi nasıl yapılacağı ve aslında çocuklar ve aileleri için ev ve okul arasındaki bağlantıyı nasıl güçlendirdiği hakkında konuşurken duydum,” diyor. Bu ebeveynlerin birçoğu okul toplumuyla zaten bağlı hissettikleri için ödevin faydası gereksiz görünebilir. Schneider, “Ödeve ihtiyaç duymuyorlar” diyor ve ekliyor “bu yüzden onu savunmuyorlar.”

Bu, ödevin düşük gelirli bölgelerde daha hayati olduğu anlamına gelmez. Aslında, bu topluluklarda da farklı, ama aynı derecede zorlayıcı nedenler külfetli olabilir. Iowa’nın küçük Dunkerton kasabasında lisede İspanyolca öğreten Allison Wienhold, son üç yılda ev ödevlerini aşamalı olarak kaldırdı. Düşüncesi şuydu: Bazı öğrencilerinin, ev ödevi için çok az zamanları var, çünkü haftada 30 saat çalışıyorlar veya küçük kardeşlere bakmaktan sorumlular.

Eğitimciler, verdikleri ödevleri azalttıkça veya ortadan kaldırdıkça, öğrenciler için ne kadar ve ne çeşit ödevin en iyi olacağı sormaya değer bir soru haline geliyor. İki gruba ayrılma eğiliminde olan araştırmacılar arasında bu konu hakkında bazı anlaşmazlıklar olduğu ortaya çıkıyor.

İlk grupta Duke Üniversitesi’nde psikoloji ve nörobilim profesörü olan Harris Cooper var. Cooper, 2000’li yılların ortalarında ev ödevi üzerine yapılan bir araştırmayı gözden geçirdi ve öğrencilerin yaptıklarını söyledikleri ödev miktarı ile sınıf içindeki sınav performansları arasında, bir noktaya kadar, korelasyon olduğunu buldu. İnceleme sonucu bulunan bu korelasyon büyük yaştaki öğrenciler için küçük yaştakilere kıyasla daha güçlüydü.

Bu sonuç, eğitimciler arasında genel olarak kabul edildi, çünkü “10 dakika kuralı” ile kısmen uyumluydu. Öğretmenler arasında popüler olan bu pratik kural, uygun ödev miktarının sınıf seviyesi başına bir gün için yaklaşık 10 dakika olduğunu ileri sürer-şöyle ki, birinci sınıfa giden bir çocuk için günde 10 dakika, ikinci sınıfa giden bir çocuk için günde 20 dakika, vesaire, lise öğrencileri için günde iki saate kadar.

Cooper’ın bakış açısına göre ev ödevi, tipik bir Amerikan çocuğu için aşırı derecede ağır değildir. 2014 Brookings Enstitüsü raporunda bulunan “ortalama öğrencinin ev ödevi yükünün arttığına dair yetersiz miktarda kanıt” bulgusuna işaret eder; tespit edilen külfetli miktarda ödev gerçekten var ancak bu diğerlerine oranla nadir. Dahası, raporda, çoğu ebeveynin çocuklarının doğru miktarda ödev aldığını düşündüğü ve verilen ödevin azlığından endişe eden ebeveynlerinin sayısının çokluğundan endişe edenlerinkini geçtiği belirtilir. Cooper, ödevin çokluğu konusundaki endişelerin “en seçici kolejler ve üniversiteler için rekabetçi olma konusunda kaygıları” olan az sayıda topluluklardan gelme eğiliminde olduğunu söyler.

Tamamen ikinci grupta olan Alfie Kohn’a göre önceki üç paragrafta listelenen sonuçların hepsi sorgulanabilir. The Homework Myth: Why Our Kids Get Too Much of a Bad Thing kitabının yazarı Kohn, ödevi “güvenilir bir merak söndürücü” olarak görüyor ve Cooper’ın ve diğerlerinin lehine alıntı yaptıklarına dair kanıtlarla ilgili bazı şikayetleri var. Kohn, diğerlerinin yanı sıra, Cooper’ın 2006’daki meta-analizinin nedensellik oluşturmadığını ve merkezi korelasyonunun çocukların (potansiyel olarak güvenilir olmayan) ev ödevi yaparken ne kadar zaman harcadıklarına dair kendi beyanlarına dayandığını belirtti. (Kohn’un konu hakkındaki verimli yazısı başka birçok metodolojik hata olduğunu iddia etmektedir.)

Aslında, diğer korelasyonlar ev ödevlerinin yardım edemeyeceği zorlayıcı bir durum ortaya koymaktadırlar. Öğrencileri düzenli olarak Amerikalı çocukları standart sınavlarda geride bırakan bazı ülkeler, Japonya ve Danimarka gibi, çocuklarını daha az okul çalışmasıyla eve gönderirken, Tayland ve Yunanistan gibi ABD’den daha çok ev ödevi yükü olan öğrenciler sınavlarda daha geride kalmaktadırlar. (Elbette, uluslararası karşılaştırmaları etkileyen birçok faktör olabilir, çünkü eğitim sistemlerindeki ve toplumlardaki pek çok faktör öğrencilerin başarısını şekillendirebilir.)

Kohn ayrıca başarının genel olarak değerlendirilme şeklini de ele alır. “Eğer tek istediğiniz şey çocukların kafalarını gelecek hafta unutacakları yarınki sınavın gerçekleriyle doldurmaları ise, evet, eğer onlara daha fazla zaman verirseniz ve geceleri çok sıkı çalışmalarını sağlarsanız puanlarını arttırabilirsiniz,” der. “Ama düşünmeyi veya öğrenmekten zevk almayı bilen çocuklarla ilgileniyorsanız, ev ödevi sadece etkisiz değil, aynı zamanda ters etkilidir.”

Endişesi bir şekilde felsefidir. Kohn, “Ev ödevi uygulaması, çocukların okul günlerinin çoğunda çalışmasının yeterli olmadığı noktasında, sadece akademik gelişmenin önemli olduğunu varsayar,” diyor. Peki ya ev ödevlerinin aile ile geçirilen kaliteli zaman üzerindeki etkisi nedir? Bilgiyi uzun süreli olarak akılda tutma üzerindeki etkisi? Eleştirel düşünme becerileri üzerindeki? Sosyal gelişme üzerindeki? İlerideki hayatındaki başarı üzerindeki? Mutluluk üzerindeki? Araştırma bu sorular üzerinde sessiz.

Diğer bir problem ise araştırmanın, ev ödevlerinin niteliğinden ziyade niceliğine odaklanma eğiliminde olmasıdır, çünkü nicelik, niteliğe kıyasla çok daha kolay ölçülür. Uzmanlar genel olarak bir ödevin özünün önemli olduğu (ve birçok ev ödevinin işe yaramaz bir iş olduğu) konusunda hemfikirdir, ama en iyisi için herkesi kapsayan bir kural yoktur-cevap genellikle belli bir müfredata ve hatta öğrencinin kendisine özgüdür.

Ödevin faydalarının çok dar bir şekilde tanımlandığı (ve o zaman bile itiraz edildiği) göz önüne alındığında, çok fazla ev ödevi vermenin bir sınıf varsayılanı olması ve daha fazla ödev vererek daha zenginleştirici bir ortam oluşturmak biraz şaşırtıcıdır. Ev ödevlerinin öğrencilerin öğrenmesine yardımcı olup olmadığı ile ilgisi olmayan bir dizi şey bu durumu korumaya devam etmektedir.

Massachusetts’deki ebeveyn ve profesör Jack Schneider, uygulamanın nesille ilgili ataletini göz önünde bulundurmanın önemli olduğunu düşünüyor. “Devlet okulunda okuyan öğrencilerin velilerinin büyük çoğunluğu devlet eğitim sisteminden mezun,” diyor. “Dolayısıyla, meşru olan şey hakkındaki görüşleri, zaten görünürde eleştirecekleri sistem tarafından şekillendirildi.” Diğer bir deyişle, birçok ebeveynin ödevlerle olan kendi geçmişi, aynı şeyi çocukları için de beklemelerine neden olabilir ve bundan daha az olan herhangi bir şey genellikle okulun veya öğretmenin yeterince özenli olmadığının bir göstergesi olarak anlaşılır. (Bu, birçok ebeveynin çocuklarına doğru miktarda ev ödevi verildiğini düşünmesi bulgusuyla kuvvetli bir şekilde alakalıdır- ve bu durumu karmaşıklaştırmaktadır.)

Vanderbilt Üniversitesi’nin Peabody Koleji’nde eğitim profesörü olan Barbara Stengel, eğitim sistemine ev ödevlerini ezbere dayalı ve heyecan verici olmayan şekilde tutmaya devam ediyor olabilecek iki gelişme ortaya koydu.  Birincisi, son birkaç on yılda, birçok devlet okulunun kararına hitap eden ve öğretmenlerin daha yaratıcı ev ödevleri denemelerini engelleyen standart testlere verilen önem. “Bunu yapabilirler, ancak yapmaktan korkuyorlar, çünkü her gün test puanları hakkında baskı görüyorlar” diyor Stengel.

İkincisi, öğretmenlik mesleğinin, görece düşük maaşı ve otonomi eksikliği ile, eğitimin diğer yönlerini olduğu kadar ev ödevini de yeniden şekillendirebilecek bazı insanları kendine çekmek ve desteklemek için mücadele ettiğini, belirtmektedir. “Ev ödevlerinin daha az ilginç olmasının sebebi kısmen, gerçekten bunun sınırlarını zorlayan kişilerin birçoğunun artık öğretmenlik yapmıyor olması” diyor.

Stengel, “Genel olarak, konu ev ödevi olduğunda hayal gücümüz yok,” diyor ve öğretmenlerin ödevleri gerçekten öğrencilerin ilgisini çekebilecek bir şey haline getirmeleri için zamanları ve kaynakları olmasını diliyor. “Eğer okuyan çocuklarımız olsaydı-herhangi bir şey, spor sayfası, okuyabilecekleri herhangi bir şey-bu olabilecek en iyi şey olurdu. Eğer hayvanat bahçesine giden çocuklarımız olsaydı, eğer okuldan sonra parka gidecek çocuklarımız olsaydı, eğer bütün bunları yapabilecek çocuklarımız olsaydı, sınav puanları artardı. Ama yok. Eve gidiyorlar ve düşüncelerini genişletmeyen ödevler yapıyorlar.”

“Kaşif”, Mike Simpson’ın öğrencilerinin yapmasını istediği ev ödevi türlerini tanımlarken kullandığı bir kelimedir. Simpson, 2017 yılında Lancaster, Pennsylvania’da açılan küçük bir özel lise olan Stone Independent School’un müdürüdür. “Bir buçuk yıl önce bir okula başladığımız için şanslıydık,” diyor Simpson, ” bu yüzden çalışma kağıtları vermeyeceğimizi, tekrar ettirmek için problemler vermeyeceğimizi söylemek kolay oldu.” Örneğin, yarım düzine öğrenci kısa bir süre önce kampüste 25 metrelik bir mancınık inşa etti.

Simpson, öğrencilerin evde yapmak zorunda oldukları şeylerin genellikle okulun en az doyurucu kısmı olmasının bir utanç olduğunu düşündüğünü söylüyor: “Öğrencilerimizin bir salı gecesi saat 11’de yaptıkları işle, hayatlarının olmasını istedikleri şekli arasında bir bağlantı kuramadıkları noktada keçileri kaçırdığımızı düşünüyorum.”

Sınıflarında ev ödevlerinde değişiklikler yapan diğer öğretmenlerle konuştuğumda bazı pişmanlıklar duydum. Brandy Young, Teksas, Joshua’da ikinci sınıf öğretmeni, üç yıl önce evde yapılmak üzere çalışma kağıtları vermeyi bıraktı ve onun yerine öğrencilerinden her gece 20 dakikalık keyifli bir okuma yapmalarını istemeye başladı. Sonuçlardan memnun olduğunu söylüyor ama komik bir şeyde fark etmiş. “Bazı çocuklar” diyor, “ev ödevi yapmayı çok seviyor.” Öğrencilerin gönüllü olarak çekmeleri için bir ev ödevi kutusu koymaya başlamış-çünkü ya ek bir zorlayıcı ya da evde zaman geçirmek için bir şey istiyorlar.

Chris Bronke, Chicago Downers Grove banliyösünde bir lise İngilizce öğretmeni, bana benzer bir şey söyledi. Bu okul yılında birinci sınıf öğrencileri için ev ödevlerini kaldırmış ve şimdi öğrencilerin ders süresince çoğunlukla kendi başlarına ya da küçük gruplar halinde çalışmalarına izin veriyormuş. Her gün ne çalışacaklarına genellikler kendileri karar veriyorlarmış ve Bronke öğrencilerin zamanlarını yönetmesine hayran kalmış.

Aslında, bazıları ya özellikle ilgili oldukları için, ya okul dışında biraz daha derin düşünmeyi tercih ettikleri için veya bir sonraki güne, diyelim ki, biyoloji sınavına hazırlanmaya ihtiyaç duydukları için ev ödevleri için isteyerek zaman harcıyorlar. “Eğitimin öğrencilere gerçekte ne deneyim ne de uygulama sağlayabileceği zamanları hakkında anlamlı karar verme işini yapabiliyorlar,” diyor Bronke.

Ödeve boğulmuş olanlar tarafından sunulan tipik bir reçete daha az ev ödevi verilmesidir-fazlasını çıkartmak için. Ama belki de, çoğu sınıf için, daha kullanışlı bir yaklaşım öğretmenler ve öğrenciler sınıftaki öğrenmeyi ilerletmenin gerçekten gerekli olduğuna inandıkları zaman ev ödevi oluşturmak olacaktır-hiçbir şey olmadan başlamak ve gerekli oldukça ekleme yapmak.
Kaynak : https://www.theatlantic.com/education/archive/2019/03/homework-research-how-much/585889/?utm_source=pocket&utm_medium=email&utm_campaign=pockethits

İngilizce Aslından Çeviren : Nazan Yıldırım

haberler

Geçtiğimiz günlerde tün dünyayı heyecanlandıran önemli bir gelişme haberi duyuldu. Bir Türk genci yeni bir galaksi buldu! Bilim insanı Burçin Mutlu Pakdil ile yapılan bu eğlenceli röportajı okurken siz de heyecanlanacaksınız !

http://www.5harfliler.com/roportaj-burcinin-galaksisi-fizik-aski-karadeliklere-zaafi-hazir/

Dünya’nın keşfedilen en eski melodisi

http://www.kiyimuzik.com/du%CC%88nyamizin-bilinen-en-eski-melodisi/

Ev ödevleri konusunda yapılan etkileyici bir çalışma ; özetle çocuklar evde ödev yapmasın, oyun oynayıp çocukluklarını yaşasınlar ki bu onlar için daha faydalıdır diyor!

http://www.salon.com/2016/03/05/homework_is_wrecking_our_kids_the_research_is_clear_lets_ban_elementary_homework/

Sizce de çok benzemiyor mu ? J

http://www.nolm.us/cope-atilmis-sofbeni-robot-zanneden-kucuk-cocuk/

Bir müzik enstrümanı çalan kişiler ve çalmayan kişiler arasında yapılan, beyin üretkenliği üzerine çalışılmış bir araştırmayı içeren bir makale ;

https://www.theguardian.com/education/2016/oct/24/want-to-train-your-brain-forget-apps-learn-a-musical-instrument

Ebeveynler çocukları için her zaman en iyisini isteyip, en doğrusunu aktarmaya çalışırlar. Bazen ‘en iyisi olmaya’ o kadar kaptırırlar ki, çocuklarına verebilecekleri zararı fark edemezler bile ! Bu durumun çocuklara olan etkileri üzerine Singapur’da yapılmış bir araştırma haberi ;

http://www.egitimpedia.com/arastirma-kontrolcu-ailelerin-cocuklari-mukemmeliyetci-ve-kaygili-oluyor/

Ülkemizin yetiştirdiği önemli değerlerden biri olan Ceyda Torun, ilk uzun metrajlı belgeseli ‘Kedi’ ile pek çok ödül aldı. Belgeseli  izlerken çocuğunuz ile hoş vakit geçirebilir, mahallenin kedilerinin ışıklar söndükten sonra neler yaptıklarını birlikte keşfedebilirsiniz!

http://www.filmloverss.com/ceyda-torun-un-kedi-belgeseli-amerika-nin-en-cok-izlenen-belgesellerinden-birisi-oldu/

Medya ve internet çocuklar için uygun olmayan pek çok görsel içerik barındırıyor ve onların arasından en etkileyici olanları çizgi filmler. Pek çok çizgi film karakteri çocukları şiddete teşvik eden ve zihinsel gelişimlerini olumsuz yönde etkileyecek davranışlarda bulunuyor.

http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-39404590

 

haberler

Tüm zamanların en etkileyici çocuk kitaplarından biri olan Küçük Prens’in yazarının, kitap için tasarladığı ilk çizimleri;

https://www.brainpickings.org/2014/02/03/exupery-little-prince-morgan-drawings/

Oyuncakların cinsiyeti var mıdır ? kızınız ya da oğlunuz en son aldığınız oyuncağı kendi mi seçmişti ? oyuncak reyonlarında ‘kız çocuk’ ya da ‘erkek çocuk’ yazısı olmasaydı, çocuğunuz o oyuncağı seçer miydi? Bu soruları düşündüren bir çalışma ile iyi seyirler !

https://www.facebook.com/culturacolectivaplus/videos/vb.1381450335205759/1590129667671157/?type=2&theater

Her defasında heyecanla dinlediğimiz masalların en eskisinin oluşumuna dair yeni bi’ keşif ortaya çıktı!

http://kayiprihtim.com/dosya/dunyanin-en-eski-masali-ortaya-cikti/

(HABER)

Boğaziçi Üniversitesi Bebek ve Çocuk Gelişimi Laboratuvarı

Bu yazıda size Boğaziçi Üniversitesi Bebek ve Çocuk Gelişimi Laboratuvarı’ndan bahsetmek istiyorum.

Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü bünyesinde kurulmuş olan Bebek ve Çocuk Gelişimi Laboratuvarı’nda (BCL) 0-10 yaş arası bebek ve çocukların sosyal – bilişsel gelişimi üzerine araştırmalar yapılıyor. Bebeklerin ve çocukların zihinsel gelişimlerine ve dünyayı algılayış biçimlerine dair by bilimsel araştırmalarını gönüllü ailelere üzerinden yürütüyor. Bu araştırmalarda bazı metotlar kullanılıyor. 0-10 ay areası bebeklerle ebeveynlerinin kucağında iken çeşitli video kesitleri sunup, bu videodaki kişi ya da olayları ne kadar süreyle izledikleri ölçülüyor. 10-18 ay arası bebeklere işe çeşitli video kesitleri sunup videodaki karakterlerden hangisini tercih edcekleri gözlemleniyor. Çocuklarla yapılan çalışmalarda ise çocukları çeşitli karakterlerle tanıştırıp, onlara bu karakterler hakkında sorular yöneltiliyor.

Yapılan bu araştırmalara siz de çocuğunuz ile katılarak hem bu alandaki bilimsel araştırmalara katkıda bulunabilir, hem de bu araştırmaların nasıl yürütüldüğünü ve alandaki son gelişmeleri öğrenme fırsatı elde edebilirsiniz.

 

Laboratuvar yapılacak tipik bir ziyaret süresi yaklaşık olarak 30-45 dakikadır, süreç şöyle işler:

Karşılama ve katılacağınız çalışma hakkında bilgilendirme (10-15 dk)

Çocuğunuzla yapacağımız bireysel çalışma (10-15 dk)

Çalışmanın ardından bulgularımız hakkında detaylı bilgilendirme (10-15 dk)

Çalışma süresince çocuğunuzun yanında bulunup verdiği tepkileri ve yanıtları gözlemleyebilirsiniz.

Çalışmanın bitiminde çocuğunuza da ufak bir katılım hediyesi veriliyor.

 

Boğaziçi Bebek ve Çocuk Gelişim Laboratuvarı Direktörü Yard. Doç. Dr. Gaye Soley ile laboratuvarın çalışmalarını üzerine yapılmış bir röportajı, laboratuvar hakkında daha ayrıntılı bilgiye ulaşabilmek için buradan inceleyebilirsiniz.

http://haberler.boun.edu.tr/tr/haber/cocuk-gelisimini-oyunla-anlamaya-calisiyoruz

 

Eğer sizde 6-10 ay arası çocuğunuz ile birlikte bu araştırmalara katılmak isterseniz, araştırmalar hakkında bilgi almak için 0 (212 359 6565) numaralı telefonu arayabilir, ya da www.bcl.boun.edu.tr adresinden ayrıntılı bilgiye ulaşabilirsiniz.

 

Ayrıca güncel araştırmaları www.bcl.boun.edu.tr/?q=tr/guncel-arastirmalarimiz adresinden takip edebilirsiniz.

 

 

Haberler

Malumunuz ülkece zor dönemlerden geçiyoruz. Hassas ve taze duyusal algıları ile herhangi bir durum konuşulmasa bile ilk olarak algılayanlar her zaman çocuklardır. Böyle dönemlerde neler yapılabilir, çocuklara nasıl aktarılabilir sorularına verilmiş yanıtı içeren bir yazı ;

http://www.egitimpedia.com/cocuklarla-teror-saldirilari-hakkinda-konusmak/

18yaşına gelene kadar her birey çocuk olarak adlandırılır. Çocukların, evrensel yasalar ile korunma altına alınmış hakları vardır. Pek çoğumuz haklarımızı bilmeden büyüdük. Haklarımızı bilmeyince, sonrasında da peşlerine düşmez olduk, haklarımızı sorgulamamaya,bilinçsiz bireyler olarak yaşamaya başladık toplumda. Başka çocuklar bizim gibi olmasın diye, haklarını anlatan kısa ve güzel bir çocuk hakları animasyonu. İyi seyirler!

https://www.youtube.com/watch?v=LSQ27dz-5v0

 

Nasıl hayal kurduğumuzu görsele döken güzel bir videoyu sizinle paylaşmak istedik ! J hayal kurmaktan vazgeçmeyelim !

https://www.facebook.com/TEDEducation/videos/1386167934729742/

 

 

 

 

Güncel Haberler

Boğaziçi, ODTÜ ve MEF Üniversitelerinin ortak çalışması ile ‘Eğitimde Gelecek’ konferansı, kasım ayında düzenlenecek. Konferansın dört ana başlığı şöyle: Dijital Çağda Eğitim-Öğretim, Eğitimde Eşitlik ve Adalet, Gelenekten Geleceğe-Yerelden Küresele İletişimde Eğitim, Gelecekte Öğretmen Eğitimi. 1300 katılımcıyı ağırlamayı bekleyen konferans için başvurular mayıs ayında başlayacak.

http://www.egitimajansi.com/haber/bogazici-odtu-ve-mef-universitesi-nden-egitimde-gelecek-konferansi-haberi-57561h.html

Ufuk açıcı ve bilgilendirici konferansları ile bildiğimiz TED eğitim bloğunun, öğrenciler ve öğretmenler için hazırladığı 9 eğitici konuşma listesi :

http://blog.ed.ted.com/2017/03/16/9-ted-talks-recommended-by-students-for-students/

Her çocuğun aynı özgürlüklere ve sadece birey olarak sahip olmaları gereken evrensel insan haklarına sahip olamadığı dünyamızda, Suriye’de yaşayan ve diğer ülkelerde yaşayan çocukların korkuları üzerine yapılmış bir röportaj :

https://www.facebook.com/MicMedia/videos/1432045700151549/

Aborjinler gibi yerli halkların topluma nasıl adapte olabileceği sorgulanırken yapılan pek çok araştırma var. Linkte haberi olan çalışma, erken çocukluk programı ile bu halkların medeni topluma uyumunu kolaylaştırmaya ve bu topluluklara katkı sağlamaya çalışıyor.

http://www.abc.net.au/news/2016-09-03/early-childhood-program-helping-kids-in-arnhem-land/7811082

 

Doğaya Dönüş || Gözde Akoğlu

Waldorf ve Froebel’ de sıkça bahsettiğimiz , doğaya dönüş ve doğanın çocuklar üzerindeki olumlu etkilerini uygulayabilmiş, güzel örnekleri bu haberde görebilirsiniz.

http://www.egitimpedia.com/orman-okullarindan-bakmaya-doyamayacaginiz-fotograflar/

 

Çocukların dört duvar arasında, eğitim adı altında kısıtlanmasını istemiyoruz. Bunun yerine uygun olabilecek dünyadan başka başka pek çok okul örneği var. Bir önceki haber linkinde olduğu gibi, Finlandiya bu konuda oldukça önce gidiyor örneğin ama illaki okul olacak diyorsanız böle olsun okulumuz 🙂 okul algısı üzerine,ufuk açıcı bir TedX konuşması. İzlemenizi öneriyoruz! 🙂

https://www.ted.com/talks/takaharu_tezuka_the_best_kindergarten_you_ve_ever_seen

Çocuk gelinler anlatıyor; ‘4 yıl kaynanamın koynunda uyudum’ | Burak Uslu

Çocuk gelinler ve erken yaşta evlilik Türkiye’nin hala en büyük sorunların bir tanesi olarak devam ediyor. Bu sorun için birçok önlem alındığı söylense de hala birçok çocuk arkadaşlarıyla oyun oynaması gerekirken veya okula gitmesi gerekirken kendisini “evlilik oyunu” içinde buluyorlar.
“Kimisi 6 altına satıldı, kimisi parkta oynayacak yaşta kucağına çocuk aldı. Bazıları evlendirildiğinde o kadar küçüktü ki eşi yerine kayınvalidesinin yanında yattı.”

http://t24.com.tr/haber/cocuk-gelinler-anlatiyor-4-yil-kaynanamin-koynunda-uyudum,266753

Çağımızın yeni hastalığı “teknoloji ve ekran bağımlılığı” | Burak Uslu

Yazı, bir annenin çocuklarına elektronik cihazları kullanmamasını istemesinin nedenini açıklayan bir mektuptan oluşuyor.
“Elektonik cihazlara hayır dediğimde, size bir hediye veriyorum. Ve kendime bir hediye veriyorum. Bu bir ilişki hediyesi. Gerçek insan bağı. Bu çok değerli, hatta bir hazine. Ve siz benim için o kadar değerlisiniz ki, bunun bir saniyesini bile kaçırmak istemiyorum.”

http://www.egitimpedia.com/ogullarima-acik-mektup-elektronik-cihazlara-hayir-dememin-gercek-nedeni/